İstanbul'u tanımak...

Hasan Pulur

NUYAN Yiğit, kırk yıllık, hem meslektaşımızdır, hem de arkadaşımız... Hemen hemen aynı yıllarda gazeteciliğe başlamışızdır, o bizden birkaç yıl daha kıdemlidir.
Biz Babıali'de, birkaç kapı aşındırırken, o "Cumhuriyet"in demirbaşlarındandı, uzun yıllar, muhabirlikten başlayarak, yazı işleri müdürlüğüne kadar çalıştı...
1970'li yılların sonunda "Hürriyet"te buluştuk, o Londra'da, biz İstanbul'daydık...
Sonra, Nuyan Yiğit, Günaydın'a geçti, biz MİLLİYET'e döndük...
* * *
KAÇ zamandır kendisinden haber alamıyorduk, meğer yılbaşı gecesi bizim kulağımızı çınlatıyormuş...
O gece, bir yakınının hastalığı nedeniyle hastanedeymiş, hastasını bekliyormuş, yanına eski, yeni hayli gazete alarak gelmiş... Gazeteleri karıştırırken bizim bir "Dipnotu"muza rastlamış...
Biz o "Dipnotu"nda İstanbul'u bilmeyen İstanbullu yazarlara takılmıştık... Biri rahmetli Ulunay'ı, her akşam Haydarpaşa'da vapurdan indirip, eşeğe bindiriyor, Kartal'a yolluyordu, bir başkası ise "Emirgan'dan geçerken Yıldız Parkı'na giden yolun başında" diye lafa giriyordu. Biz de kendilerine "Be muhteremler Haydarpaşa'dan eşekle Kartal'a kaç saatte gidilir? Emirgan nerede, Yıldız Parkı nerede?" diye soruyorduk.
* * *
BU yazdıklarımız Nuyan Yiğit'in anısını canlandırmış, diyor ki:
"Hatırlayacağın gibi ben Cumhuriyet gazetesinde gazeteciliğe başladım. İstihbarat odasına bitişik oda merhum, Şeyhülmuharririn Burhan Felek Beyefendi'ye aitti. Sık sık bizim odaya gelir ve bizlere aniden sorular yöneltirdi:
- Doğancılar Parkı nerededir?
- Çırpıcı Çayırı nerededir?
- Çukurcuma neresidir?
- Yüşa tepesi ne taraftadır?
- Ermeni tepesi ve Sürpagop aynı yer midir?
Bizler kendisine bildiğimiz yerleri söylerdik, yanlışımız da çıkardı, o zaman üstad, bizlerle alay ederdi.
Daha sonraları, başladı soruların şeklini değiştirmeye:
- Geç direksiyona, beni Doğancılar Parkı'ndan, Çırpıcı Çayırı'na götür ve geçeceğin sokakların adlarını söyle.
- Çukurcuma'dan çıkar ve beni Yuşa tepesine götür.
Önce semtleri, sonra yolları öğretti bize, ince ince...
Bunların ardından şu sorular gelmeye başladı:
- Adında Paşa olan semt isimlerini sayın.
- Adında Kapı olan semtleri sırala.
- İki ve daha yukarı minaresi bulunan camilerin adlarını ve semtlerini sayın.
Nur içinde yatsın Burhan Felek Hoca bize İstanbul'u böyle öğretmeye çalıştı.
Hakkını yemeyeyim, arada sırada Ömer Rıza Doğrul merhum da, bu toplantılara katılır ve onun sorduğu ünlülerin mezarları, sorularının içinden doğrusu pek çıkamazdık."
Nuyan Yiğit, bu anısını anlattıktan sonra "Bugün İstanbul'u Burhan Hoca gibi anlatacak biri var mı aramızda" diye soruyor.
* * *
İLAHİ Nuyan, olsa ne olacak?
Devir değişti, devir...
Artık kimsenin böyle şeylere itibar ettiği yok.
Geçen gün ünlü bir romancımız anlattı, kendi hayatının ekseninde gelişen bir roman yazmaya başlamış, tamamlamak üzereymiş, ciddi tanınan yayıncısı sormuş:
"İçinde muamele sahnesi var mı?"
Adam haklı, "muamele sahnesi" bol olacak ki, roman baskı üzerine baskı yapsın...
Romancı gülmüş:
"Ben romanı bitireyim, sana vereyim, sen oku, hangi sayfada işine yarayan sahneler varsa, o sayfaların numarasını arka kapağa yazarsın, okurlara kolaylık olur."
Sevgili Nuyan, devrin hangi devir olduğunu şimdi anladın mı?
Geçenlerde "zibidi"nin biri, veledinin, Türkçeyi savunanlara "moruk" dediğini iftiharla anlatıyordu.
Hal ve keyfiyet böyleyken sen kalkmış "İstanbul'u öğretmek için, Burhan Felek gibi birisine ihtiyaç var!" diyorsun.
Emekliliğin tadını çıkarırken, ne diye böyle işlerle uğraşıyorsun?
Otur, oturduğun yerde, yak çubuğunu, bak sefana...