Komünistler...

Komünistler...


     "HEY gidi günler hey!" deyimi genellikle, yad edilen, özlemle anılan eski güzel günler için kullanılır.
     "Komünist Parti" kuruldu, haberini okurken, "Hey gidi günler hey!" derseniz, deyimin anlamını aşmış olursunuz.
       Zulme, işkenceye, hapse, baskıya, korkuya, zindana, sürgüne, takibe "Hey gidi günler, hey!" diye özlem duyulur mu ya da bunlara sebep olanlar hayırla anılır mı?
       * * *
       TÜRKİYE bugünlere, dünyanın her yerinde "Rus salatası" denilen salataya korkudan "Amerikan salatası" diyerek gelmiştir.
       Türkiye bugünlere "1 Mayıs İşçi Bayramı"nı, "Bahar Bayramı"na çevirerek gelmiştir.
       Türkiye bugünlere, her toplumsal olayın günahını "komünistler"e yıkarak gelmiştir.
       6 - 7 Eylül rezaletinin ertesi günü, Aziz Nesin, çantasını alıp, Birinci Şube'nin kapısına dayanmış, "Nasıl olsa toplayacaksınız, ben geldim!" demiştir.
       Türkiye bugünlere "Komünizm gerekiyorsa, onu da biz getiririz!" diyen valilerle, "Ben anti - komünistim" diyene "Şimdi bunun antisini mi çıkardınız?" diyen polislerle gelmiştir.
       * * *
       CEZA Kanunu'nun 141 - 142. maddesi de öyle sanıldığı ya da yutturulduğu gibi "demokrasi aşıkları" tarafından değil, Rusya'da Sovyet rejimi çökünce kaldırıldı.
       Muhabirlik yıllarımızda, hemen her Ağır Ceza Mahkemesi'nin kapısındaki duruşma listesinde bazı isimler karşısında "Kom. prog" ibaresi vardı, "Komünizm propagandası"nın kısaltılmışı. Duruşmalar bile gizli yapılırdı, öyle ya, sanık kendisini savunurken, ya komünizm propagandası yaparsa, dinleyenler de, o anda komünist olup çıkarsa!
       * * *
       TÜRKİYE Komünist Partisi'nin tarihinin ilk sayfalarında katliam vardır. Partinin kurucusu, ilk genel sekreteri Mustafa Suphi ve arkadaşları Karadeniz'e atılarak boğulmuşlardır.
       28 Ocak 1928'de olan bu olayı, o tarihte, Trabzon'da olan Rahmi Apak, "Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları"nda yazar.
       Doğu sınırından Türkiye'ye giren Mustafa Suphi ve arkadaşlarını Kazım Karabekir Paşa, Erzurum'dan Trabzon'a gönderir, komünistler gemiyle Rusya'ya iade edilecektir.
       * * *
       RAHMİ Apak, bundan sonrasını şöyle anlatır:
     "O zamanlarda, Trabzon'da Kahya denilen bir adam var. Balıkçılar kahyası mı, kayıkçılar kahyası mı bilmiyorum. Fakat şımarık, astığı astık, kestiği kestik azılı bir herif. Suphi Yoldaş'ı ve beraberindeki on dört arkadaşını Batum'a geriye götürmek için bir motora bindiriyor. Bunların hepsini denizin ortasında suya atıyor. Yanlarındaki bir torba Rus altınını da alıp götürüyor. Kahya, bu işi kendiliğinden mi yapmıştır, yoksa gizli bir talimat mı almıştır. Bunu bilmiyorum. Fakat o zaman, Ruslarla olan yakın münasebetlerimiz göz önüne alınırsa, bu hadisenin içinde hükümetin parmağı olduğuna ihtimal verilemez. O zaman, hükümet, kahyayı mahkemeye sevk edecek kadar kuvvetli de değildir. Bu hadiseden sonra, Trabzon'da kahyanın nüfuz ve kudreti daha ziyade artıyor."
       Bu "Kahya" da bir süre sonra otomobilde vurulur, öldürülür. Rahmi Apak "Halk bu suikastı hükümetten biliyordu" diye yazar. (x)
       -------
       (x) Türk Tarih Kurumu Yayınları



Yazara E-Posta: h.pulur@milliyet.com.tr