Britanya’nın beklediği bebek

Prens William ile eşi Düşes Kate’in çocukları bu yazı yayımlandığında belki de doğmuş olacak. Çocuk oğlan olursa kanun gereği babasının unvanını alacak.
Bakalım devran ne gösterecek? Gerçi devranın da artık monarşilerle ilgilendiğini pek söyleyemeyiz ama...

Britanya’nın beklediği bebek

Düşes Kate, Kraliçe II. Elizabeth ve Prens William (soldan sağa).

Çok yakın zamanda İngiltere veliahdı, Galler Prensi Charles ve müteveffa prenses Diana’nın oğlu, Kraliçe II. Elizabeth ve Prens Philip’in torunu; York Dükü William’ın ve eşi Düşes Kate’in bir çocuğu olacak. Doğan çocuk oğlan olursa kanun gereği babasının unvanını taşıyacak. Neyin ne olacağı belli olmaz lakin iyi tespit edilmiş veraset sistemine göre gelişme böyledir; Avrupa hanedanları “salik kanunlar” dediğimiz düzen gereği (420’den beri Fransızlar ve Cermenlerde kısmen kabul edilir) kadınları veraset sistemlerine dahil etmezler, mesela Fransa ve Alman dükalıklarında böyledir. Şarkta kadınların hükümran olduğu zamanlar varsa da genellikle veraset sistemi erkekler üzerinden gider. Ama İsveç ve İngiltere’de hanedanın prensesleri de tahta aday olup başa geçebiliyor. II. Elizabeth böyledir. İsveç’te de veliahd prensin yerine prenses ablası veliahd ilan edildi.
York Dükü aslında İngiltere’nin Ortaçağ’da ünlü hanedanı Plantagenetslerin önemli bir koludur. İngiliz tahtı için York’lar ile Lancester’lar savaşmışlardır (Güller Savaşı). 16’ncı asırdan beri İngiliz hükümdarlarının ikinci oğullarına York dükü unvanı verilir. Mesela Kral III. George’ın oğlu Dük Frederic, 18’inci asır sonunda Fransa ile savaşlar sırasında birkaç cephede önemli zaferler kazanmış haşin bir tipti.

İngiliz hükümdarı ülkenin kuğularının da sahibi
İngiltere hükümdarları İskoçya tacını da taşırlar. Devletin adı Birleşik Krallık’tır. Britanya İmparatorluğu sözü de geçer. Ama artık hükümdarların Hindistan imparatorluk tacını taşımadıkları açıktır. Zaten böyle bir anane ve sistem düpedüz Kraliçe Victoria çağında, 19’uncu asrın ortasında icat edilmiştir. Bugün İngiliz hükümdarları tacın sahibidirler, donanmanın sahibidirler, üstünde “royal” unvanı ve etiketi taşıyan müzeler dahil her kurumun sahibidirler. Bu sahiplik şüphesiz daha ziyade farazidir. Kimsenin bir şeyi satmaya girişmeyeceği açıktır. Mesela İngiliz hükümdarı ülkedeki kuğuların da sahibidir. Tahsisatı itibariyle İngiltere hükümdarı Brunei gibi, Kuveyt gibi, Katar gibi hükümdarların yanında yer almasa da Avrupa’nın en zenginidir. Bu son zamanlarda çok eleştiriliyor; malum son yıllarda Britanya’da, Cumhuriyet taraftarlarının oranı yüzde 50’ye ulaşmış olmasa dahi eskisine göre bir hayli artmıştır. Ama gene de İngiliz hükümdarı ortak bir güvencedir, İngilizlerin hassasiyetle korumaya çalıştıkları demokratik parlamenter düzenin önemli bir unsurudur.

Diana olayında büyük sarsıntı yaşadılar
Prenses Diana olayında kraliyet ailesi büyük bir sarsıntı geçirse de Kraliçe II. Elizabeth’in ananeye dayalı, klasik hükümdar tipini önemle temsil etmesi ve soğukkanlı duruşu bu sorunu atlatmalarına yardım etmiştir.
Avrupa Kıtası’nın tahsisatı en düşük hanedanlarında biri İsveç hatta ondan daha mütevazı olanı İspanya’dır. İspanya kralları, Fransa Kralı XIV. Louis’nin torunlarıdır ve daha önceki Avusturya-İspanya Habsburg’larının soyu tükenince Fransız soyu İspanyol tahtına oturmuştur. 20’nci yüzyılın ilk yarısında, malum olay, Kral, cumhuriyetçilerin saldırısı üzerine Madrid’i terk ettiğinde kendisi ile beraber kaçanların kafilesine Madrid’teki orta elçimiz Yahya Kemal Bey de katılınca Ankara’dan fena halde azar işitmiş ve Atatürk tarafından geri çekilmişti. Ne var ki İspanya da cumhuriyeti uzun yaşayamadı ve kanlı bir iç savaş 1939’da Franko’nun zaferi ile sonuçlandı. Franko, İtalya ve Almanya’nın desteğini almıştı; bu gaddar bir destekti. Cumhuriyetçiler ise Stalin’in desteğini aldılar ama onun cılız desteğini dünyanın her yerinden gelen sosyalist gönüllüler tamamlamaya çalıştı, daha doğrusu tamamlayamadılar. Cumhuriyetçi saflarda ikilik baş gösterdi. Yenilgi de şiddetli oldu. General Franko yani Cadillo düşmanlarına karşı amansızdı. Bazen de muhalefeti yatıştıracak bir itidal gösterdi. Sürgündeki kral ilk anda getirilmedi ama bir zaman sonra oğlu Franko’nun maiyetinde veliahd olarak yetiştirildi. İkinci aday da gene onun kuzeniydi.

İngiliz hanedanı da aslında Alman hükümdar soyudur
Hiç şüphesiz ki İngiltere kraliyet hanedanı Avrupa’nın en eski hükümdar ailesi değildir. Eski aileler Fransa Bourbon’ları, Avusturya ve bir zaman Alman İmparatorluk tacını da taşıyan Habsburglar ve sonunda Avrupa devleti olduklarına göre Osmanlılardır. Rusya’nın efsanevi Rurik hanedanı 17’nci asır başında sahneden çekilmiştir. Yerine gelen Romanovlar ise erkek kolunda çok çabuk tükendiler ve Anhalt-Zerbst (II. Katerina) Hollstein-Gotthorb (kocası III. Peter) hanedanları ile karıştılar. Romanovluk sadece isimde kaldı. İngiliz hanedanı da aslında bir Alman hükümdar soyudur. Hannover dükalığından gelen
I. ve II. George’lar, bugünkü hanedanın büyükbabalarıdır. Her ikisi de doğru dürüst İngilizce bilmezlerdi ve Hannover ismini İngiliz hükümdarları I. Dünya Savaşı başında Almanya’ya karşı savaşa girerken değiştirip Windsor yaptılar.
Hanedan hukuku bir soy meselesidir ve evlilik meselesidir. Avrupa hanedanları evlilik ile karışırlar. En büyük devletin başında olmak bu soya bir üstünlük verdi. Kraliçe Victoria, Avrupa büyük hanedanları arasında büyükanne vasfını kazandı. Son zamanlarda hükümdarların bir araya geldiği bir aile toplantısına ait fotoğraf bu gerçeği sergiler; kendi oğlu veliahd Galler Prensi sonraki VII. Edward, son Rusya çarı olacak II. Nikola ve Alman imparatoru Wilhelm birbirlerine çok benzerler. Çünkü kuzendirler ve hepsi de Victoria’nın torunudurlar. Üstelik II. Nikola’nın karısı Alman Hesse prensesi Alice von Hesse (sonraki Çariçe Aleksandra Fyodorovna) de onun torunudur. Şu anda İngiliz hükümdarlarının Victoria’dan sonra rekorunu kırmaya hazırlanan II. Elizabeth, amcası VIII. Edward’ın tahttan çocuksuz olarak çekilmesi üzerine buralara geldi, yoksa York dükünün kızı olarak kalacaktı.
Avrupa hükümdarlarının veraset sistemindeki sağlamlık ve kesin hukuki düzen hep Osmanlı’ya nispet olarak gösterilir. Hanedanlar tarihini ve cetvellerini neredeyse ezbere bilen Türk tarihçiler de bu görüştedir. Ne var ki Avrupa’da da 16’ncı asra kadar bu hukuki düzen ve kesinlik pek öyle sanıldığı kadar güvenilir bir biçimde işlememiştir. Osmanlı’nın da veraset sistemi aslında
I. Ahmet tarafından son şekliyle ortaya konmuştur. Gerçekle pek uyuşmayan bir düzendi. 20’nci yüzyıla girdiğimizde yaşlı hükümdarlar ve veliahdlar ortaya çıktı. Bugün bu sistem sürgündeki Osmanlı hanedanı için uygundur; çünkü ailenin en yaşlı erkek üyesine hanedan reisi diyorlar. Ama 19’uncu asrın şartları içinde yaşlı bir padişah ve veliahd, genç bir imparatorluğun başı olmak için pek uygun değildi. I. Dünya Savaşı’nda, Sultan Reşat ile, ki başkumandandır, başkumandan vekili Enver Paşa’nın yan yana duruşunu ve yaşlarını düşününüz. Son 30 yılda Osmanlı veraset sistemini gençleştirme eğilimleri hep dedikodu ve gerilim vesilesi olarak kaldı.

Monarşi aleyhine konuşmak olağan davranış sayılmazdı
I. Dünya Savaşı’na gelene kadar hiçbir ülkede monarşiler ve hükümdar aleyhine konuşmak olağan bir davranış sayılmazdı. Hiçbir ülkede, belki bazı marjinal anarşist gruplar ve kapalı sosyalist toplantılar hariç monarşi ve hükümdarların varlığının tartışılması kabul
edilir bir davranış sayılmazdı. Bu tip üslupsuzlukları yapanlar şiddetle terslenir ve topluluktan kovulurdu. Taçlı ülkelerin demokratik olanlarında dahi bu nedenle gazete kapatılması olağan karşılanırdı. Fransa gibi ülkelerde de dış politika gereği bu edepsiz (!) haber ver yorumlara müdahale edilirdi.

“Beş kraldan dördü iskambil kağıdında, beşincisi de İngiltere kralı”
Fransız İhtilali ve cumhuriyetçiliği Fransa’ya özgü sayılmıştır. O modeli takip eden Latin Amerika ülkelerinde ve Balkanlar’da da bu zihniyet kabul görmüştür. Ama sonuncusunda sadece kabul görmekle kalmıştır çünkü Osmanlı’dan kopan bütün Balkan ülkelerinde savaşı ve devrimi yapanlar, bağımsızlık mücadelesi verenler cumhuriyetçiler olduğu halde sonunda
ithal hanedanlar getirilmiştir. Bunların büyük devletlerin imparatorluk ailelerinden olmamalarına anlaşmalarla özen gösterilmiştir. İstisna, Belçika kralıdır
(zira Leopold İngiliz hanedanındandı ve Victoria’nın amcasıydı) ve Romanya’da Hohenzollern hanedanının bir kolunun tahta oturtulmasıdır. Osmanlı hanedanı, aşağı yukarı 15’inci asırdan sonra yani
II. Bayezid’den sonra hiçbir hükümdar hanedanı ile evlilik bağı kurmamıştır. Hatta buna çok dikkat edilirdi. Ancak hanedanın sürülmesinden sonra Mısır Hidivleri ile, Ürdün’le ve Haydarabad Nizamı gibi mahalli hükümdarlarla evlilik bağı kuruldu. Kral Faruk kovulurken; “Pek yakında dünyada beş kral kalacak, dördü iskambil kağıdındadır, beşincisi de İngiltere kralıdır” demişti. Bakalım devran ne gösterecek, desek de devranın da artık monarşilerle ilgilendiği yok. Hükümdarlar birçok cumhuriyetlerin yöneticilerine göre efendice oturuyorlar.

Britanya’nın beklediği bebek

Galler Prensi Charles (en sağda) ve müteveffa prenses Diana’nın (sağda) oğlu, Prens William’ın (üstte, sağda) ve eşi Düşes Kate’in (üstte, solda) bir çocuğu olacak.