Troçki’nin Büyükada’daki köşkü müzeye dönüştürülmeli

Troçki’nin Büyükada’daki  köşkü müzeye dönüştürülmeli


Sürgün edilen sosyalist lider Troçki’nin Büyükada’da oturduğu şahane ev hem Bolşevizm’i daha iyi tanımamızı sağlar hem de ciddi turizm geliri getirir


Devrim evlatlarını yer; Fransız Devrimi’nin kanlı iç çatışmalarını Bolşevik devrimi de tekrarladı. Troçki, yani asıl adıyla Lev Bronştayn Ukrayna Yahudilerindendi. Kuşkusuz Yahudiliği reddeden komünistlerdendi. Bir dönem Lenin’e karşı Menşevik denen kanatta yer aldı. Ama Rus ihtilali fiiliyata geçtikçe Troçki de Menşeviklerin aksine uyumlu ve legal davranışlı bir devrimden uzak kalması gerektiğine inandı ve ikisi birbirine tutundular.
Zekiydi, yetenekliydi, en büyük özelliği hapiste İncil metinlerinden öğrendiği yabancı dilleri dışarıda kullanabilmesiydi. Almanya’ya kaçtığında bu dille kitlelere hitap edebildi. Komünist ihtilale dost veya düşman olan herkesin tekrarladığı bir kanaat vardı; Kızıl Ordu’nun silahları sınırlıydı, yiyeceği yoktu, askerler ceplerinde ayçiçeği ve kulaklarında Troçki’nin nutuklarıyla savaşıyordu.
Savaş işleri başkanıydı
(yani harbiye nazırı).
Yeni Ekonomi Politikası denen ve geçici liberal ekonomili dönemde Lenin’le çatışmaya düştüğü söylenemez ama partide ve merkez komitede Stalin hakim oldukça onun tek ülkede sosyalizm stratejisinin gülünçlüğüne (!)
ve kurduğu bürokratik parti hakimiyetine karşı durdu.
İki soru var: Troçki değişik bir uygulama yapabilir miydi? Ülkede sosyalizm bugünün gözüyle muvaffak olmadı ama onun dünya devrimi stratejisi başarılı olabilir miydi? Stalin diğer muhalif komünistleri düzmece mahkemelerle idama götürdü, Troçki’yi ise yurtdışına sürdü, daha fazlasına ilk anda cesaret edemedi.

Polisin despotluğu sayesinde Troçki’nin başına iş gelmedi
Troçki sürgünün önemli bir bölümünü İstanbul’da geçirdi. 1932 ve 1933 yıllarında Türkiye Stalin’le soğuk bir savaş içinde, hele cepheleşmede değildi. Onu kovan ülkeye karşı aşırı Troçkist bir misafirperverlik göstermedi. Önce Kadıköy’de Moda’da Mahmud Ata burnunda bir evde kaldı. Söylenene göre Nazım Hikmet’in ailesine komşuydu ama hiç görüşmemişlerdi.

Söylenenlere göre Nazım Hikmet’in ailesi ile komşuydu
Türkiye Troçki’nin temaslarını kontrol altında tuttu. Zaten onun etrafında toplanacak Stalinizm veya Troçkizm tercihi yapacak sayıda yerli komünist olmadığı da açıktı. Polisin bir-iki denemesinden sonra Büyükada’daki eve eşiyle birlikte adeta kapatıldı. Gezme alanı son derece sınırlıydı. Adalılar ve balıkçılar sonraki yıllarda da onu hatırlıyorlardı. Burada bol bol yazdı. Büyükada notları gönderdiği yerlere ulaştı. Devletimizin ona sansür uygulamadığı görülüyor ama kitle ile temas etmemesine dikkat edildiği ve Şükrü Kaya’nın paralel polis yöntemlerine başvurulduğu da açık. Bu yüzden Belçika’daki durum gibi, ama asıl önemlisi eve giren sözde ahbabın baltayla kafa yarması gibi bir Meksika faciası burada yaşanmadı. Şükrü Kaya döneminin despot Dâhiliye Vekâleti ve polisi bu tip bir canavarlığın burada meydana gelmesine başarıyla mani olmuştur.
Bugünlerde Hürriyet gazetesindeki bir ilandan ve bizim gazetenin Cadde ilavesinin perşembe günkü yayınından Troçki’nin oturduğu şahane evin satışa çıkarıldığı görülüyor. Tarihi evlere ve yalılara bir prestij aracı olarak bakan seçkinlerimiz, buraya da gereken ilgiyi gösterir mi? Yoksa olmadık birinin eline geçen yapı kuşa mı döner? Göreceğiz. Ama görmesek de, şu evi Belçika ve Meksika’daki gibi bir Troçki müzesine dönüştürseler daha iyi olur. Komşu memleketteki Bolşevizm’in tarihini hazırlanan sergilerle gençler hazırlop el kitaplarının dışında daha derin boyutlarıyla tanırlar ve hiç şüpheniz olmasın, ada turizmi de bundan kazanır.