Kürtlerden boşanmayı tartışabilmek (Son)

Emekli Büyükelçi Ümit Pamir’in geçen cuma günkü Milliyet’te, “Türkiye Kendi Modelini Arıyor” başlıklı dizi kapsamında yayımlanan, “Kürt sorununa kalıcı çözüm için referandum” önerisi tarihsel niteliktedir ve ciddiyetle, enine boyuna tartışılmalıdır.
Özetle, bir referandum düzenlenerek, Kürtlere “Ayrışmadan mı yanasınız, yoksa birlikte mi yaşamak istiyorsunuz?” diye sorulmasını ve sonra da çıkacak sonuca göre önceden açıklanmış adımların atılmasını öneriyor Pamir...
Önerisini aşağıdaki nedenlerden ötürü çok önemli buluyorum...

Tabu yıkılmıştır...
Birincisi, “Kürtler için ayrılık seçeneği”ni modern Türkiye’nin tarihinde ilk kez, bir tartışma konusu olarak gündeme taşımıştır...
“Kürtlerle Türklerin boşanması”, uzun zamandır cemiyet ortamlarında, dost sohbetlerinde yaygın biçimde münakaşa edilen bir konu olmakla birlikte, medya için bir “tabu” idi.
Gazete editörleri, televizyoncular ve köşe yazarları büyük ihtimalle risk almak istemedikleri için bu konuya ya hiç girmezler, ya da girmek zorunda kalırlarsa, “ayrılmanın, içerdiği ağır komplikasyonlar nedeniyle ne Kürtler ne de Türkler için bir seçenek oluşturabileceği” şeklindeki görüşü dile getirerek konudan çıkmayı tercih ederlerdi.
Artık bu tabu yıkılmıştır.
Tabuyu yıkan Ümit Pamir herhangi biri değildir... Pamir, devleti uzun yıllar yabancı başkentlerde temsil etmiş, halen de engin bilgi, tecrübe ve vizyonu ile uluslararası forumlara katkısını sürdüren değerli bir Türk seçkinidir.
Emekli Büyükelçi’nin görüşlerini dile getirdiği mecra da herhangi bir mecra değildir. Milliyet, Türk basınındaki ana damarın saygın bir üyesidir...

Serbest tartışma ortamı
İkincisi, Pamir’in referandum önerisi Türkiye’de fikir özgürlüğü ve demokrasiye çok değerli bir katkıda bulunmuştur.
Kürt sorununu demokrasi dışında çözme denemeleri, sorunu daha da derinleştirmenin yanı sıra, yıkım, acı, kan ve gözyaşı getirdi. Bu soruna kalıcı ve adil bir çözüm bulunmasının yegâne yolunun demokrasiden geçtiğini bunca felâketten sonra artık kavramış isek, konuyu bütün yönleriyle, komplekse kapılmadan, tabuların esiri olmadan, olgunluk ve demokratik tahammülle tartışmanın hayati önemde olduğunu da kabul etmeliyiz.
AKP hükümeti, çözüm tartışmasını siyasi kontrol altına almayı amaçlayan dar grupçu medya manipülasyonlarına son vermelidir...
Hükümetin görevi, Kürt sorununun çözümüne düşünceleriyle katkı sunmak isteyenler için her türlü baskı ve tehditten arındırılmış, en geniş fikir hürriyeti ortamının yaratılması olmalıdır.
Bu özgür ortam güvence altına alınmalı, ve herkes gerçekte ne istediğini ve neden istediğini açıkça ve korkusuzca söyleyebilmeli ki, bu tartışmadan sağlıklı ve yaşayabilir bir “Türkiye modeli” çıkabilsin.

Kürt özerkliği, bağımsızlığı
Üçüncüsü, Pamir, Kürt milliyetçi hareketinin talebi olan özerkliğe tekabül eden “eyalet sistemi”nin, ancak referandumda Kürtlerin ayrılıktan yana tercih kullanmaları durumunda gündeme gelmesini önerirken, akılcı bir yaklaşım sergiliyor.
Ne Kürt milliyetçileri bizi kandırsın ne de biz kendimizi kandıralım... “Özerklik” gerçekten de sürdürülebilir bir “birlikte yaşama” modeli değildir; ancak ve ancak bir ayrılıkçı stratejinin ara aşaması olabilir. Ve kimse Türkiye’den bu ayrılıkçı stratejiyi kendi halkından topladığı vergilerle finanse etmesini beklememelidir...
Kürt milliyetçi hareketi bir taraftan özerklikte ısrar edip diğer taraftan da kendisini birlikteliğe sözde istekliymiş gibi göstermeyi sürdürürse yapılacak en iyi şey, bir referandumla Kürtleri doğrudan muhatap alıp, “Siz ne istiyorsunuz?” sorusunu onlara sormaktır.