Doğru teşhis doğru adamlar

30 Nisan 2018

Teşbihte hata olmaz... “Koyun can, kasap et derdinde” derler ya, kağıt üstünde tam da böyle bir maçtı. Fakat son 8 maçta 3 galibiyet, 4 beraberlik alırken sadece 1 kez yenilen Osmanlıspor hiç de kurbanlık koyuna benzemiyordu. Üstelik evlerindeki son 12 maçta aldıkları 6 galibiyet, 5 beraberlik ve 1 yenilgiyle koyundan çok, ateş çemberinden kaçmaya çalışan “kurt” gibiydiler.

Şampiyonluk yarışını yüzüp yüzüp kuyruğuna kadar getiren Başakşehir de derbi öncesi tamamen kazanmaya odaklanmıştı. Şüphesiz son dört haftanın en kritik mücadelesiydi. Üç puan belki de şampiyonluk demekti...

Başakşehir ilk 10 dakikada Epureanu ve Adebayor ile iki kez gole yaklaştı ve çok yüksek oranda topa sahipti. Ancak Osmanlıspor hem merkezi hem de kanatları iyi kapatarak, oyunun geniş alana yayılmasına ve temponun yükselmesine hiç izin vermedi. Caiçara, Visca, Clichy ve Elia hücuma çıkmak istediklerinde sürekli ikili-üçlü setlerle karşılaştı. Musa Çağıran’ın presi karşısında çok kolay dağılan Arda’nın etkisiz oyunu da bunlara eklenince Başakşehir’in adeta eli kolu bağlandı...

Osmanlı’nın Numan’la bulduğu golde Başakşehir’in takım savunması büyük arıza verdi. Alan savunmasına rağmen Ceyhun’un kafayla indirdiği topta Numan’ın bomboş kalması ciddi bir problem olarak dikkat çekti.

Abdullah Avcı hayal kırıklığıyla noktalanan devre sonunda çok doğru bir teşhisle Arda ve Da Costa’yı kenara alarak, Mossoro ve İrfan Can’ı sahaya sürdü. Bu cesur dokunuş hemen meyvesini verdi ve Caiçara-Visca ortaklığı beraberlik golünü getirdi. Visca’nın goldeki koordinasyonu ve vuruş kalitesi de alkışlanacak cinstendi.

Eşitliği erken yakalayan Başakşehir tempoyu daha da yükselterek ikinci gol için yüklenmeye devam etti. Visca’nın, Babel-Dirar misali sık sık merkeze kayması, Mossoro ve İrfan Can’ın pas kalitesini yükseltmeleri Başakşehir’in oyunu da ele geçirmesini sağladı.

65’te Regattin’in kaçırdığı yüzde 100’lük fırsat maçın kader anı oldu. Ardından Visca-Mossoro-Caiçara üçlüsünün harika organizasyonunda Adebayor golü atınca, Osmanlı kontrolünü büyük ölçüde kaybetti. Evet, Cikalleshi 80’de golü yapsa son 10 dakika nefesleri keserdi, ama savunma müthiş bir gayretle Arnavut forvete set çekti. Caiçara ile birlikte sahanın yıldızı olan Visca kornerden Epureanu’ya asist yaptı, maça son noktayı ise uzatmada Mossoro koydu.

Başakşehir son virajda Sivas, Antalya (D) ve Kasımpaşa ile üç final maçı daha oynayacak. İkili averajda üstün oldukları Galatasaray ve Beşiktaş’a oranla iyi bir fikstürleri var. Fenerbahçe’nin de zaten 2 puan önündeler. Şampiyon olup tarih yazmak da, bir kez daha alkışlarla yetinmek de mümkün. Kim daha iyi, kim daha fazla istiyor, kim büyük hedefe ulaşacak izleyip, göreceğiz...

Yazının devamı...

Fikret Orman'a çok zor 10 soru!

14 Mart 2018

Son bir yılda defalarca niyetlenip, hep vazgeçtim... Ne zaman hiç olmayacak bir cümlesiyle yazmaya karar versem, alkışa değer bir davranışıyla yeniden beklemeye geçtim; haksızlık etmek istemedim...

Bir kaçı hariç Beşiktaş muhabirlerinin hali zaten ortada, Beşiktaşlı yazarlar da yemin etmiş gibi hiç eleştirmiyorlar... Yine çok değerli bir kaç kalem dışında, ortada görünenler ise Beşiktaşlı yazarlardan daha 'taraf' oldular son zamanlarda. Ağızlarından övgüden başka hiçbir şey çıkmıyor, biat etmişler adeta...
Her şey müthiş Beşiktaş'ta... En iyi futbolu zaten onlar oynuyor... En iyi hoca, en iyi kadro onlarda... Berabere kalmış, mağlup olmuş hiç fark etmiyor. Ya hakem hakkını yemiştir, ya rakipler ailece savunma yapmıştır... Beşiktaş kötü oynayamaz! Hocası, futbolcuları asla hata yapmaz. Başkanı, yöneticisi mümkün değil, yanlış bir işin içinde olmaz, haddini aşan bir söz söylemez, söyleyemez...
Özetle son 2,5 yılda 'dokunulmaz' oldu Beşiktaş, resmen çelikten duvar ördüler etrafına...
Elbette güzel futbol övülmeli, başarılar alkışlanmalı, daha iyisi için teşvik edici yorumlar yapılmalı...
İyi ama yanlışlar ne olacak? Kim gündeme getirecek, kim eleştirecek hataları... Özellikle Başkan Fikret Orman'ın son 1,5 yıldaki açıklamaları, Beşiktaş'ın asil duruşunu dağıttı, efendilik kostümünü resmen parçaladı... Öyleyse soralım zor sorularımızı...

1- İlk şampiyonluktan sonra, "Beşiktaş, Türkiye'nin en büyük kulübüdür" demiştiniz. İkincisinden sonra ise "Türkiye'nin tek büyük kulübü Beşiktaş'tır. Türkiye'nin en iyi yönetilen kurumuyuz" dediniz... Beşiktaş hangi alanda (Avrupa'daki başarılar, şampiyonluk, kupa, taraftar sayısı...) Türkiye'nin en büyüğüdür? Ve yine Beşiktaş hangi alanda Türkiye'nin tek büyüğü olmuştur?

Yazının devamı...

Ümit Özat'a saygı

27 Şubat 2018

En yakın takipçisi Galatasaray’ın yanı sıra Beşiktaş’ın da kazandığı haftada ‘kapanış’ maçını oynamak Başakşehir’i baskı altına almış olacak ki ilk dakikalarda bir hayli tutuktular, buz gibi havada oyuna ısınmakta çok zorluk çektiler. Oysa Arda dışında ideale yakın bir kadroyla sahaya çıkmışlardı ama öz güveni yüksek ve moralli Gençlerbirliği karşısında tempoyu yükseltemediler, 14’te Adebayor’un kaçırdığı net fırsata kadar ceza sahasına girmekte bile zorlandılar.

İlk 25 dakikada Caicara ile Visca uyumsuz, Gökhan İnler temposuz, Elia verimsiz, Mossoro da etkisizdi. Attamah, Emre, Visca ve Adebayor’un gayretleriyle topu rakip yarı sahaya taşıyan ve hücum etmeye çalışan Başakşehir, Gençlerbirliği’nin etkili ön alan baskısı nedeniyle alışılmışın ötesinde çok fazla top kaybı yaptı. Bu kayıpların çoğu da Gökhan İnler ve Mossoro’dan geldi. Devrenin ortalarına doğru tempoyu yükselten Başakşehir, Emre-Adebayor işbirliğiyle golü buldu. Adebayor’un doğum gününde attığı bu klas golden iki dakika önce Claro’nun ceza sahasında topa elle yaptığı müdahale de net bir penaltıydı ama yardımcı hakem bu kritik anda Ümit Öztürk’e hiç de yardımcı olamadı.

Devre biterken Elvis Manu ile net bir fırsat yakalayan Gençlerbirliği ikinci yarıya da coşkulu bir giriş yaptı. Kendi kanatlarını iyi kapatarak rakibine alan bırakmayan Ümit Özat’ın ekibi ön alan presini de yine iyi kullandı ve pozisyon üretmeye başladı. Hemen ardından da Khalili’nin frikik golü geldi, kaleci Volkan’ın hatasıyla oyun dengelendi. Gençlerbirliği’nin golden sonra da prese devam ettiğini gördük, usta ayak Sessegnon ile Jailton’un delici ataklarını izledik.

Bu kriz dakikalarında Başakşehir’in yapması gereken son üç yıldır en iyi yaptığı işi yapmak, yani kanatları etkili kullanmaktı ama bir türlü olmadı. Hem Visca hem de Elia’nın yerine oyuna giren Kerim etkili bindirmeler yapamayınca Başakşehir kendi düzeninin dışına çıktı ve Adebayor’a sürekli uzun oynamaya başladılar. Bu sıra dışı durum son 15 dakikaya kadar da devam etti. Gökhan-İrfan Can değişikliği takıma ilaç gibi geldi, son dakikalarda çok önemli pozisyonlar da elde edildi ama yine olmadı ve şampiyonluk yolunda çok önemli 2 puan uçtu, gitti...

Başakşehir bu çok da sürpriz olmayan kaybı ilerleyen haftalarda telafi edebilir mi? Elbette edebilirler, çünkü kadro ve oyun kaliteleri tüm zorlukları aşacak güçte. Peki Ümit Özat’la ayağa kalkan ve son 10 maçta 4 galibiyet, 6 beraberlik alan Gençlerbirliği, İlhan Cavcav sezonunda ligde kalabilecek mi? Büyük ihtimalle evet...

Son dönemde elindeki kısıtlı kadrodan bu kadar yüksek verim alan bir teknik adam görmedi ligimiz. Saha yerleşimleri çok iyi, yardımlaşmaları üst düzey, hedefe ulaşma çabası da son derece yüksek bir takıma dönüştü Gençlerbirliği... Ve bu parıltılı dönüşümün mimarı Ümit Özat saygıyı ve alkışı fazlasıyla hak ediyor. Kim bilir belki de hayallerine koşuyor...

Yazının devamı...

Aykut Kocaman'a 'Ozan Tufan' soruları

17 Ocak 2018

2014-2015 sezonu; Şenol Güneş yönetimindeki Bursaspor'da 44 resmi maça çıktı, 3 gol, 7 asiste imza attı.

Sezon sonunda 7 milyon euro bonservisle Fenerbahçe'ye transfer oldu. Vitor Pereira ile 2015-2016 sezonunda 45 resmi maçta şans bulurken 1 gol, 2 asistlik performans sergiledi. Pereira ile başlayıp, Advocaat'la devam eden 2016-2017 sezonunda ise 39 maçta takımına 5 gol, 3 asistlik katkı yaptı.
Sonra Aykut Kocaman geldi...

Taraftar ve medya hep birlikte fazla kiloları ve hatalı pasları yüzünden adeta topa tutarken Kocaman ona sahip çıktı. Ağır eleştirilere kulak asmadı, yeteneklerine güvendiği Ozan Tufan'ı ilk 11'e monte etmeye kararlıydı. UEFA Avrupa Ligi'nde Sturm Graz ve Vardar'la oynanan 4 maçta da 11'de şans tanıdı.
Bu zorlu dönemde eleştiriler yoğunlaştı, Kadıköy'deki tepkiler çığ gibi büyüdü ve Kocaman, Ozan'ı kulübeye gönderdi. Göztepe (2-2) ve Trabzonspor (2-2) maçlarında Topal-Josef'e 11'de forma veren Kocaman, Ozan'ı yanında oturttu. Ancak ligin ilk 2 maçında kaybedilen 4 puan sonrası bu kez Josef'i kulübeye çekerek, Ozan'a sarıldı. Gençlerbirliği deplasmanı herkes için sırat köprüsü gibiydi ve maçı kazandıran golü Ozan attı...

Aykut Kocaman, Ozan'a daha sonra üst üste 9 lig maçında 11'de forma verdi. Ozan da haftalar ilerledikçe kendine geldi ve takımına toplamda 3 gol, 1 asistlik katkı yaptı. Bu süreçte Fenerbahçe'nin oynadığı futbol kimseyi mutlu etmese de Ozan'a yönelik sert eleştiriler yerini övgüye bırakmıştı. Valbuena, Giuliano ve Janssen'le birlikte takımın iyileri arasında gösteriliyordu.
Ancak 4 Kasım'daki Osmanlıspor (1-1) maçı, Ozan'ın ligdeki son karşılaşması oldu. Ankara'da Giuliano'ya nefis bir asist yapmıştı, yaşanan şok puan kaybının sorumlusu falan değildi ama Kocaman, Galatasaray'ın 9 puan gerisine düşmeleri üzerine bir anda onu sildi ve yeniden Topal-Josef ikilisine dönüş yaptı.

Ozan Tufan'ın Fenerbahçe formasını giydiği son maç kupadaki Adana Demir rövanşı oldu ve 13 Aralık'taki bu karşılaşmadan sonra Kocaman tarafından resmen 'istenmeyen adam' ilan edildi.

Yazının devamı...

28 Eylül’de her şey bitmişti

8 Aralık 2017

Kuralar çekildiğinde Hoffenheim ve Braga grubun kağıt üstündeki favorileriydi. Bizim liderlik adaymız ise elbette Şampiyonlar Ligi biletini dramatik biçimde Sevilla’ya kaptıran Başakşehir’di...
Ancak grubun açılış karşılaşmasında Ludogorets ile golsüz berabere kalan Başakşehir’in, Braga deplasmanında 89. dakikada yediği golle sahadan 2-1 mağlup ayrılması her şeyi berbat etti. 28 Eylül’deki bu şok yenilgi motivasyonu dağıttı, akılları ligdeki zirve mücadelesine kaydırdı.
Abdullah Avcı, 19 Ekim’deki zorlu Hoffenheim deplasmanına Emre, Adebayor ve Mossoro’yu götürmezken Visca ve Elia’yı da yedeğe çekti. Tüm gözler 23 Ekim’de Beşiktaş ile oynanacak lig maçına çevrilmişti ve Almanya’dan 3-1’lik yenilgiyle dönüldü.
Gruptaki 3 maç sonunda 1 puanda kalan Başakşehir, UEFA Avrupa Ligi’ne büyük ölçüde havlu atmıştı. Fakat bir mucize oldu, Hoffenheim ile oynanan rövanş maçında Visca uzatmada golü attı ve kaybolan umutlar son iki maça taşındı. Ludogorets deplasmanında elde edilen 2-1’lik galibiyet ise Braga maçını bir anda grubun final karşılaşması haline getirdi.
Dün akşam da her şey güzel başladı. İrfan Can’ın asistinde Visca golü atınca, formalite maçına çıkan Hoffenheim’ın bu gole daha büyük bir anlam katması beklendi ve 25’te Ochs’un golü de geldi. Bu sonuçlarla Başakşehir ikinci turdaydı ama maçların bitmesine daha 65 dakika vardı!
İkinci yarıya etkili başlayan Braga’nın 55’te skoru eşitlemesi çok dert değildi. Başakşehir yeniden öne geçebilirdi ama Ludogorets’in 62’de Farios’la Almanya’da beraberliği yakalamasıyla en başa dönüldü. Başakşehir, Mossoro’ya aldatmadan sarı kart çıkması gereken pozisyonda kazandığı penaltı ile bir kez daha üstünlüğü yakaladı ama Almanya’dan beklenen müjde gelmedi ve tıpkı Şampiyonlar Ligi’nde olduğu gibi Başakşehir’in UEFA Avrupa Ligi serüveni de dramatik biçimde sona erdi.
Başakşehir’e Türkiye’ye UEFA’da kazandırdığı altın değerinde 5 puan için içtenlikle teşekkür edelim, fakat önümüzdeki yıllarda Avrupa’daki yarışı bu kadar erken bırakmaması gerektiğinin de altını çizelim...

Yazının devamı...

Attamah'ın yeri merkez

4 Aralık 2017

Maçı seyretmeyen bir futbol severe ilk devre istatistiklerini verip, skor tahmini yapmasını isteseydik, Medipol Başakşehir’in ilk 45’i en az 1-0 önde kapattığını söylerdi herhalde ancak turuncu-lacivertli takımın gol pozisyonu bile yoktu. İlk yarıda topa sahip olmada yüzde 78’e 22, başarılı pas sayısında 364’e 65 gibi çok büyük farklarla Osmanlıspor’a üstünlük sağlayan Başakşehir’in yalnızca 1 isabetli şut atıp, gole hiç yaklaşamamış olması çok ilginçti.

Gerileme devrindeki Osmanlı’nın önceki yılların aksine ailece savunmaya çekilip, tüm hücum planını Serdar Gürler ve Umar Aminu’nun yapacağı kontrataklara bağlaması da bu tabloda etkiliydi. Fakat Başakşehir adına esas problem temponun bir türlü yükselmemesi ve Osmanlı savunmasının gerektiği ölçüde rahatsız edilememesiydi. Liderlik maçına çıkmasına rağmen Başakşehir’in ilk yarıda kazanma arzusunu sahaya yansıtamamasının bir diğer önemli sebebi de Mossoro ve İrfan Can’ın rakip ceza sahasına girme konusunda isteksiz davranmalarıydı.

Neticede ilk yarı adeta çöpe atıldı, ikinci devre ise sahada farklı bir Başakşehir vardı... Yaşlı kurt Adebayor’un vites artırması, Visca ve Mossoro’nun hücumda daha fazla sorumluluk almaya başlaması önce tempoyu ardından kaliteyi yükseltti. Epureanu’nun arka direk golündeki Visca-Mossoro işbirliği ise detayların futbolda ne kadar önemli olduğunun belgesi gibiydi.

Adebayor, Visca ve Napoleoni ile farkı ikiye çıkarıp, maçın fişini çekme şanslarını harcayan Başakşehir, Doukara ve Regattin’in oyuna dahil olmasıyla son dakikaları baskı altında geçirdi. Doukara’nın hazırladığı pozisyonda Aminu, Volkan Babacan’a takılmasa liderlik koltuğu belki de Galatasaray’da kalacaktı. Volkan maçın kırılma anında sahneye çıkarak takımını ayakta tutmayı başardı.

Bu pozisyonda Volkan kadar dikkatleri çeken bir oyuncu daha vardı. Attamah benim de çok takdir ettiğim tam bir görev adamı. Ayağı, sezgileri gayet iyi ama stoper sertliğine sahip olmaması zaman zaman ciddi sıkıntılara sebep oluyor. Doukara ile bire bir kaldığı pozisyonda basketbol tabiriyle eşleşme sorunu yaşadı ve dağıldı. Egemen’den belli ki hayır yok ama sakatlığı düzelen Chedjou veya Da Costa’nın Epureanu’nun yanına monte edilmesi Başakşehir savunmasına ciddi güç katar. Attamah da orta alan için yeniden çok önemli bir kazanç olur.

Yazının devamı...

Rakipler kazandı

28 Kasım 2017

Uzun yıllar sonra dört büyüklerden birinin içinde yer almadığı bir karşılaşmanın, “haftanın maçı” olarak vitrine çıkması, Süper Lig’de bu sezon yükselen heyecan, kalite ve rekabetin belgesi gibiydi. Kayserispor-Başakşehir maçı belki de haftanın sonucu en çok merak edilen ve konuşulan buluşmasıydı ve genel kanaate paralel olarak da berabere bitti.

Kayserispor’da Varela ve Gyan, Başakşehir’de Emre, Mahmut, Elia ve Batdal yoktu. İki takım da özellikle hücumda bu oyuncuları adeta mumla aradı. Maçın heyecanı, sertliği ve temposu yerindeydi ama kalite için aynı şeyleri söylemek zor... Kayserispor’un golünde Başakşehir savunması resmen uyudu, taç atışını hızlandıran top toplayıcı çocuğun da büyük katkısıyla Umut Bulut meşin yuvarlağı boş filelerle buluşturdu.

Galatasaray’ı geçen hafta beşleyen Başakşehir’in ilk yarıdaki ilk ve tek şutu Adebayor’un golle sonuçlanan vuruşuydu. Kayserili oyuncular ve tribünler, topu koluyla düzelttiği gerekçesiyle Adebayor’a oyundan çıktığı 81. dakikaya kadar yoğun tepki gösterdi fakat hakem Alper Ulusoy’un bu pozisyonda yardımcısına uymaktan başka hiçbir şansı yoktu.

Kayseri maça olduğu gibi ikinci yarıya da etkili başladı, 55’e kadar Umut’la 2 kez ikinci gole yaklaştı ama tabela değişmedi. 55-77 arasında ise sahanın hakimi Başakşehir’di. Turuncu-lacivertli takım oyuna hükmetti ama Kayseri savunması da sağlam durdu, Haydar’ın kalesinde çok büyük bir tehlike yaşanmadı.

Sumidica’nın 77’de Şamil’in yerine Espinoza’yı sahaya sürmesi ise Kayseri’ye adeta ilaç gibi geldi. Şilili oyuncu orta sahada topa basarak, bir hayli bunalan savunmanın öne çıkmasını sağlarken takımını rahatlattı. 77-85 aralığında Kayseri daha derli toplu göründü. 85’ten sonra ise iki takımın da beraberliğe fena halde razı olduklarını gördük. Zaten maç da onların istediği gibi sona erdi. Sevinen ise zirve yarışı verdikleri rakipleri oldu...

Bu arada 73’te Clichy’ye çift tabanla dalan Badji sarıyla çok ucuz kurtuldu. Topa dokunmamış olsa hareketi kesinlikle kırmızı kartlıktı...

Yazının devamı...

Avrupa Ligi’nin problemleri var

24 Kasım 2017

Başakşehir gibi esas hedefi ligi kazanmak olan veya Konyaspor gibi ligde toparlanmaya çalışan takımların, UEFA Avrupa Ligi maçlarına rotasyonlu kadrolarla çıkması ciddi bir problem olarak dikkatleri çekiyor son dönemde... UEFA’nın, Şampiyonlar Ligi ile Avrupa Ligi arasındaki ödül uçurumunu ortadan kaldırmadan bu sorunu çözmesi de mümkün görünmüyor.
Devler Ligi’nde gruplara katılım ödülü 12 milyon euro, Avrupa Ligi’nde 2,6 milyon euro... Devler Ligi’nde galibiyete 1,5 milyon, beraberliğe 500 bin euro veriliyor. Avrupa Ligi’nde ise 3 puana 360 bin euro, 1 puana 120 bin euro dağıtılıyor. İlerleyen turlar için dağıtılan ödüllerde de iki turnuva arasında çok büyük farklar bulunuyor.
UEFA Avrupa Ligi’nde son yıllarda kalite ve heyecanın arttığını görüyoruz ancak yeterli değil. Şampiyonlar Ligi uzak ara liderliğini sürdürüyor. Bu da maddi açıdan tatmin olmayan takımların yerel lige daha fazla odaklanmasına yol açıyor.
Mehmet Özdilek dün akşam grubun final maçına çıkmalarına rağmen Ömer Ali, Ezekiel, Ali Çamdalı ve Ali Turan gibi oyunculara 11’de forma vermedi. Marsilya teknik patronu Rudi Garcia da Payet ve Mitroglou gibi iki asını yedek soyundurdu. Buna karşılık Thauvin, Sanson, Rolando ve Gustavo’yu ise bu kez 11’de sahaya sürdü.
Mehmet Özdilek’in 59’daki Volkan-Çamdalı değişikliğine, Rudi Garcia 65’te Ocampos-Payet ile yanıt verdi. Bu hamleler oyundaki tempo ve kaliteyi önemli ölçüde yükseltti. Özdilek’in son 20 dakikaya girilirken Ömer Ali’yi de sahaya sürmesi hem takıma hem de tribünlere itici güç oldu ve maçın ibresi Konya’yı göstermeye başladı. Ardından da Skubic penaltıdan takımını üstünlüğe taşıdı.
Son 10 dakikaya girilirken hem geriye düşen hem de penaltı pozisyonunda kırmızı kart gören Amavi’yi kaybeden Marsilya’nın umutları tükenmek üzereydi ama Moke’nin ters dokunuşu her şeyi alt üst etti. Grupta son hafta öncesi tablo şöyle: Salzburg’un liderliği kesinleşti. Marsilya, Konya ve Guimaraes’in yarışı devam ediyor. Ancak ikincilik bileti için Marsilya net biçimde öne çıkıyor, çünkü Konya’ya maalesef Portekiz’de tek başına galibiyet yetmiyor...
Ah Moke ah... Hem Konya’ya hem de UEFA’da kritik puan hesapları yapan Türkiye’ye ağır bir darbe indirdin... Uzatmada şu inanılmaz sakarlığı yapmasan maçın en iyilerinden biriydin ama ne yazık ki Fransızları sevindirdin...

Yazının devamı...