Çok büyük marifet

5 Temmuz 2020

Galatasaray karşısında 2 puanın yanı sıra Visca, Aleksic ve Mahmut’un da kaybedilmesi Medipol Başakşehir için tam bir ‘kabus’ senaryosuydu ve gerçek oldu. Aleksic ile Mahmut’un eksikliği, ligin yedek kulübesi en donanımlı takımı olan Başakşehir için tolere edilebilir bir problemdi ancak “Mücevher Visca” yeri öyle kolay dolacak bir oyuncu değildi.
İşte bu yüzden 9 yıllık Türkiye kariyerinde ilk kez kırmızı kart gören Visca’nın yokluğunda sahaya çıkacak oyuncunun ortaya koyacağı iyi performans, Başakşehir adına belki de maçın anahtarı olacaktı. Ya da turuncu-lacivertli takım inceldiği yerden kopacaktı...
Son 11 lig maçında 6 galibiyet, 5 beraberlik alan Antalyaspor bu kaotik ortamda Başakşehir’in karşısına çıkabilecek en tehlikeli rakiplerden biriydi. Orta sahanın enerji merkezi kaptan Hakan Özmert cezalı olsa da son 11 maçta 20 gol atan Akdeniz ekibi hücumdaki Podolski-Jahovic-Sinan Gümüş üçlüsüyle hiç şüphesiz ligin en tehditkar takımları arasında yer alıyordu.
Şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi hesapları yapan tüm takımların sonucunu büyük merakla beklediği karşılaşmaya iki takım da bir hayli kontrollü başladı. Okan Buruk, Visca’nın rolünü Guldbrandsen’e verirken, Berkay ve Mehmet Topal’ı da 11’de görevlendirdi. Ancak Başakşehir, Visca’nın oyun liderliğinde oynamaya o kadar alışmış ki onsuz bir türlü yapamadı. Rakip alanda baskı, pas trafiği, hücum zenginliği, organizasyon, şut... İlk yarıda bunların hiçbiri yoktu. Tek isabetli şut 36’da sol bek Clicyh’den geldi. Demba Ba’nın şutu da orta ölçekli bir heyecan dalgası oluşturdu, o kadar...
Buna karşılık Antalyaspor daha tehditkar bir oyun sergiledi. Jahovic (2) ve Podolski’nin pozisyonları netti, Akdeniz ekibi ilk yarıyı 2 belki de 3 farklı önde bitirebilirdi.
Özetle, Okan Buruk’un devre arasında bir şeyler yapması gerekiyordu ama hoca müdahale için biraz daha beklemeyi tercih etti. Başakşehir ikinci yarıya daha kararlı ve enerjik girdi. Önce İrfan Can-Caiçara işbirliğinde Demba Ba fırsat yakaladı, ardından İrfan Can’ın etkili şutunu Boffin güçlükle çeldi. Üçüncü şansı da Demba Ba yakaladı, Senegalli yıldızın şut gibi plasesinde top az farkla auta çıktı.
Okan hoca ilk hamleyi 59’da yaptı ve bu haliyle Visca’nın ancak kramponlarını taşıyabilecek Guldrandsen’i kenara alarak, Robinho’yu sahaya sürdü. Doğru zamanda, doğru bir değişiklik yapan Okan Buruk belli ki sahadaki problemi çözecek bir oyuncu arıyordu. Podolski karşı karşıya pozisyonda şut açısı ararken arka adalesinden sakatlanırken, karşı kalede golü atan Demba Ba oldu. Güçlü fiziğini ve fırsatçılığını konuşturan Demba Ba usta işi bir dokunuşla ne kadar değerli bir santrfor olduğunu bir kez da ortaya koydu, takımını galibiyete uçurdu. Son noktayı da 90+7’de Elia koydu.

Yazının devamı...

'Cellat başı'nın asıl muhatabı kim?

21 Haziran 2020

"Çifte standart" resmen "standart" haline geldi ülkemizde.
Hayatın her kademesinde, hangi türlüsünü isterseniz var; çifte standart - kollama - kayırma adına...
Bunun spordaki son örneğini Türkiye Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu'nun kararlarında gördük.
Çaykur Rizespor-Galatasaray maçında çift sarıdan kırmızı kartla atılan Adem Büyük'ün, hakem Yaşar Kemal Uğurlu'ya, "Sen o.... çocuğusun" dediğini ve bunun raporlarda yer aldığını, hakem dünyasının her şeyini bilen sevgili ağabeyimiz Cemal Ersen'in haberinden öğrendik. Hakem Uğurlu tam da olması gerektiği gibi raporuna her şeyi yazmıştı ancak Disiplin Kurulu alt sınırdan ceza uyguladı ve Adem'e sadece 3 maç ceza verdi.
Yani... Disiplin Kurulu, Süper Lig'de hakemin yüzüne karşı, "Sen o.... çocuğusun" diye küfretmenin karşılığının yalnızca 3 maç ceza olduğunu resmen ilan etti. Cezanın üst sınırı 7 maç ama Disiplin Kurulu faturayı formaya göre kesti ve çifte standart nedir, nasıl uygulanır herkese bir kez daha gösterdi!
Aynı Disiplin Kurulu, Galatasaray'ın, "Cellat başı" açıklamasına ise 100 bin lira ceza uyguladı. Talimata göre üst sınır 300 bin lira olmasına rağmen Çaykur Rizespor maçının hakemi Yaşar Kemal Uğurlu için son derece çirkin bir yakıştırma yapan sarı-kırmızılı kulübe, tıpkı Adem Büyük gibi alt sınırdan ceza kesildi.
İşin belki de en can sıkıcı ve rahatsız edici tarafı ise Merkez Hakem Kurulu'nun, "Cellat başı" açıklaması karşısında sessiz kalması oldu. İsmi ve cismi ne olursa olsun bir kulüp sizin hakeminize, "Cellat başı" dedi ve sizin gıkınız bile çıkmadı! Tıpkı PFDK gibi bu ağır hakareti 'alt'tan alarak konuyu geçiştirmeye çalıştınız ama Yaşar Kemal Uğurlu'ya çok ayıp ettiniz.

Yazının devamı...

KALPLER BERABER DEĞİL, PARAMPARÇA

17 Mart 2020

3 Haziran 2018 Pazar günü kongre bitmiş, 25 milyon Fenerbahçe taraftarının gözü, Yüksek Divan Kurulu Başkanı Vefa Küçük'e çevrilmişti. Küçük, 20 yıldır başkanlık koltuğunda oturan Aziz Yıldırım'ın 4 bin 644 oy, yarışın favorisi Ali Koç'un ise 16 bin 92 oy aldığını açıklayınca statta adeta yer yerinden oynamıştı... Koç'un başkanlığı Kadıköy'de son maçta gelen şampiyonluk gibi kutlanıyordu...  
Fenerbahçe'de yepyeni bir dönem başlamış, "Kalpler beraber" ve "Tam zamanı şimdi" sloganları ile yola çıkan Ali Koç'un liderliğinde futbolda hasret kalınan başarıların kesinlikle elde edileceği düşünülüyordu. Sırf Koç seçilmesin diye durup dururken "Aziz Yıldırımcı" olan bir kısım medyanın yanı sıra rakipler de paniklemişti doğrusu...
Çünkü Ali Koç'ta her şey fazlasıyla vardı; para, karizma, vizyon, profesyonel yönetim anlayışı, finans uzmanlarının ağırlıkta olduğu bir yönetim kurulu ve Fenerbahçe aşkı... Fakat Koç kendisine verilen tarihi desteğe rağmen geride kalan yaklaşık 22 ayda icraatları ve tercihleriyle maalesef büyük bir hayal kırıklığı yarattı ve yaratmaya da devam ediyor... Bu hayal kırıklığının sınırları her hafta genişliyor, dalga dalga büyüyor, karamsarlık bulutları bir kez daha camianın üstünü kaplıyor. Pembe hayaller kuran Fenerbahçeliler her hafta karabasan görüyor...
Futbol takımında Comolli'den Cocu'ya, Koeman'dan Ersun Yanal'a, Slimani'den Ayew'e, Diego Reyes'ten Benzia'ya, Moses'ten Tolgay'a, Rodrigues'ten Adil Rami'ye kadar her şey yanlıştı, hatalı planlandı. Ne gariptir ki gerçeklere değil, sürekli hayallere yatırım yapıldı. Bir numaralı rakip olan Galatasaray, elinde üç tane sol bek varken, dördüncüyü getirdi, Fenerbahçe 2 yılda tek sol bek alamadı. Sezona sakat Hasan Ali ile başladı, yetmedi ara transferde de sol bek getirmedi, tek hakkını stoperden yana kullandı!
Geride kalan son 4 transfer döneminde 31 yeni futbolcu alan Fenerbahçe'nin yıllardır yaşanan ağır krize rağmen bir sol bek transfer etmemesi bile kulübün aslında yönetilmediğini, resmen idare edildiğini ispatlamaya yetiyor. Trabzonspor, Alanyaspor, Ankaragücü ve Galatasaray maçlarında 3 yenilgi, 1 beraberlik alan Ersun Yanal'ın üstelik sözleşmesi fesh edildikten sonra kupadaki Trabzonspor maçına çıkarılması ise son yılların en büyük garipliği olarak tarihe geçti. Bir kulübün yollarını ayırdığı hocayla, tek gerçekçi hedef olarak elinde kalan kupanın kader maçına çıkması, futbol tarihinde büyük ihtimalle bir daha göremeyeceğimiz bir skandaldı. Antalyaspor, Denizlispor ve Konyaspor maçlarına teknik direktörsüz çıkılması, yedek kulübesindeki başı bozuk düzen, sahadaki berbat futbol acaba hangi vizyonun ürünüydü?
Ali Koç'un 3 Haziran 2018'de teslim aldığı Fenerbahçe, şampiyonluk şansını son haftaya kadar sürdürmüş ve ligi ikinci bitirmiş bir takımdı. Bugünkü Fenerbahçe'den kesin olarak daha iyi ve gururlu bir ekipti. 9 kişilik rakiplere karşı tek isabetli şut atamadan maç kaybetmezdi. Üst üste 7 maçta tek galibiyet bile alamadığı bir dönem hiç görülmedi. Aylarca küme düşme hattının karanlık sularında gezinmedi, 20 yıl sonra Kadıköy'de Galatasaray'a yenilmedi...
Sayın Ali Koç... "Kalpler beraber" diyerek yola çıktınız ama 25 milyon Fenerbahçelinin kalbini çok fena kırdınız. Dört gözle başarısız olmanızı bekleyenlere istediklerinden çok daha fazlasını verdiniz, size umut bağlayanları ise sürekli ters köşeye yatırdınız. Son yılların tek teselli kaynağı olan erkek basketbol takımını da rotadan çıkardınız...

Yazının devamı...

BİLDİĞİNİZ GİBİ DEĞİL!

3 Mart 2020

2007-2008 futbol sezonunda Milliyet'in Galatasaray editörüydüm. Aynı zamanda haftada iki gün yayımlanan 'Taktik' isimli ilavemizde TFF 1. Lig panorama sayfasını hazırlıyordum...
Sergen Yalçın o tarihte TFF 1. Lig'de şampiyonluk mücadelesi veren Eskişehirspor'da oynuyordu. Takımın kaptanı ve en büyük kozuydu. Çok da başarılı bir sezon geçiriyordu ama sezon sonuna doğru bazı reklam filmlerinde oynadı ve sakatlık problemleri yüzünden zaman zaman antrenman kaçırmaya başladı. Eskişehirspor'un aldığı başarısız sonuçlar yüzünden dönemin teknik patronu Metin Diyadin'le ciddi sorunlar yaşayan Sergen Yalçın, panorama sayfamın doğal konusu olmuştu!...
Sezonun en kritik haftalarında, şampiyonluk için adeta çırpınan Eskişehirspor'dan çok, reklam filmlerine konsantre olduğu gerekçesiyle sert bir yazı kaleme almıştım. Yazı, Eskişehir'de ciddi ses getirmiş olacak ki Sergen, Beşiktaş'ta oynadığı yıllardan yakından tanıdığı Bilal abiyi (Meşe) aramış ve benimle ilgili sorular sormuş, mutlaka konuşmak istediğini söylemiş.
Bilal abi aradı, durumu anlattı ve telefonumu Sergen'e vereceğini söyledi. "Gerek yok abi, sen Sergen'in telefonunu bana ver, ben arayayım kendisini" dedim, telefonunu aldım. Sergen'i aramadan önce o yıllardaki spor müdürümüz Necil abiyle (Ülgen) konuştum, konuyu detaylıca anlattım.
Dün gibi aklımda, Necil abi aynen şunları söylemişti: "Koçum bak, Sergen bu, ne söyleyeceği hiç belli olmaz. Küfür falan ederse, sakın alttan alma, aynen bas kalayı, hiç korkma, arkanda ben varım!..."
Necil abinin verdiği gazla hemen çevirdim telefonu! Kendimi tanıttım, halini hatrını sordum, başladık konuşmaya. Sergen önce kızar gibi sitem etti, yazı yüzünden zor durumda kaldığını anlattı, kulüpte yaşanan sorunların çok farklı olduğunu ve İstanbul'dan bakarak gerçekleri görmenin çok zor olduğunu söyledi...
10 dakika sonra iki eski arkadaş gibi sohbet etmeye başlamıştık. Sergen anlattı, ben not aldım, sorularımı da sordum, çok güzel ve verimli bir sohbet olmuştu. Konuşmamız yaklaşık yarım saat sürdü. Sergen bir kez bile sesini yükseltmedi, bırakın küfür etmeyi falan, en küçük bir saygısızlık dahi yapmadı.

Yazının devamı...

Mustafa Cengiz'e zor sorular

4 Şubat 2020

Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz'in beIN Sports'a konuk olduğu programı izlerken, futbolumuzun geleceği adına biraz daha karamsarlığa kapıldım. Cengiz'in hedefi her zamanki gibi Türkiye Futbol Federasyonu ve Fenerbahçe'ydi. TFF'yi doğrudan, ezeli rakiplerini ise isim vermeden eleştiri yağmuruna tuttu, belli ki çok dolmuştu!..

Başkanı Fenerbahçeli olan TFF'nin Fenerbahçe'yi açıkça kolladığını, takım harcama limitleri konusunda arkadan dolandığını, sarı-lacivertli kulübün 'suç' işlemesine rağmen ceza almadığını iddia etti. "Ben adım gibi eminim Fenerbahçe'nin yaptığını Galatasaray yapsaydı puan silme, transfer yasağı, kadro kısıtlama cezalarının hepsini alırdı" dedi...

TFF'ye bir sürü soru yöneltti, adil rekabetten falan söz etti, coştukça coştu, fakat boş kale yerine topu daha çok tribünlere vurdu. Kendi ifadesiyle 'camdan kulede otururken, etrafa sürekli taş atan' Mustafa Cengiz'in sorularına TFF ve Fenerbahçe cevap verecektir ama benim de kendisine bazı zor sorularım olacak. Öyle al gülüm ver gülüm oynamak yok, sorularımız biraz canınızı yakacak...

1- Son olarak beIN Sports'taki programda anlattınız. Üç yılda 5 milyon euro yerine 147 milyon euro zarara rağmen UEFA tarafından Şampiyonlar Ligi'nden men edilmediniz. UEFA açıkça kendi getirdiği finansal fair play kriterlerini yerle bir etti. Kriterler adil biçimde uygulansa Şampiyonlar Ligi'ne Galatasaray değil Başakşehir gidecekti. UEFA sizce kuralların arkasından mı dolandı?

2- Galatasaray'ın yaptığı 147 milyon euroluk zararı Başakşehir, Fenerbahçe veya Beşiktaş yapsaydı ve Şampiyonlar Ligi'ne alınsaydı tavrınız ne olurdu? UEFA'ya başvurarak Şampiyonlar Ligi'ne doğrudan dahil edilmenizi ister miydiniz?

3- Emlak Konut ile yaptığınız anlaşmaya rağmen Florya'yı terk etmediniz. Ancak Riva'nın da yer aldığı, uymadığınız bu anlaşmadan ilk planda yaklaşık 500 milyon lira gelir elde ettiniz. Bu parayla hem bedelli sermaye artışı yaptınız hem de UEFA'nın karşısına eliniz güçlü çıktınız. Devletin parasını kullanarak bütün hedeflerinize ulaştınız. Ardından da Emlak Konut tarafından anlaşma fesh edildi ve Florya'yı 120 milyon lira artı masraflar karşılığında geri aldınız. Peki Florya anlaşması kökten iptal edilmesine rağmen Kemerburgaz arazisi hangi gerekçeyle size verildi? Galatasaray'ın tüm bu işlemlerde devlet tarafından kollandığını düşünüyor musunuz?

4- Florya projesinin iptal edilmesi UEFA'da başınıza dert açabilir mi? Taahhüt ettiğiniz gelirlerin önemli bir kısmından mahrum kalacak olmanız yeni yapılandırmaya rağmen Avrupa kupalarından men cezasını gündeme getirebilir mi?

5- TFF eski başkan vekili Ali Dürüst, Galatasaray adına transfer pazarlığı yaparken ve kendi ifadesiyle Galatasaray'ın menfaatlerini koruyamadığı için istifa ederken, dar alanda harika paslaşmalar yapıyordunuz. Bugün ne oldu da TFF'yi Fenerbahçe'yi kollamakla itham ediyorsunuz?

Yazının devamı...

Arda dönmeyi hak edecek ne yaptı?

28 Ocak 2020

Arda Turan, Türk Telekom Stadı'nda Fatih Terim'in eline sihirli bir öpücük kondurmuş olacak ki, Galatasaray'ın teknik direktörü her şeyi aniden sineye çekti, birden bire bağışlayıcı babaya dönüşüverdi.  Oysa EURO 2016 finallerinden beri araları felaketti, birbirlerinin isimlerini bile ağızlarına almıyorlardı.
Peki sonra ne oldu? Arda'nın sihirli öpücüğü Terim'in eline kondu ve büyü bozuldu!..

Fatih Terim önce, "Sadece benim istemem yetmez, Galatasaray camiası Arda'yı istemeli, fikir birliği oluşmalı" dedi, fakat Başkan Mustafa Cengiz oltaya gelmedi...
Terim ardından ilacın dozunu artırdı ve bu kez, "Arda'ya ikinci şansın verilmesinden yanayım" diyerek ağzındaki baklayı çıkardı, tavrını net biçimde ortaya koydu. Başkan Cengiz yine faka basmadı ama Terim'in durmaya niyeti yoktu. Arda Turan gündemiyle statta yaptıkları görüşmenin bütün detaylarını ertesi gün gazetede okuyunca kılıcını çekti ve Cengiz'e açıktan hücum etti...
Ne var ki adeta Ünal Aysal'a dönüşen Mustafa Cengiz'den hiç beklemediği sertlikte bir yanıt aldı... Terim için yapacak iki şey kalmıştı... Ya kendisine kapıyı gösteren Cengiz'e boyun eğerek baltasını toprağa gömecek ya da istifa edecekti. Birinci şıkkı tercih etti, 19.05 tweeti ile topu tribüne gönderdi ve Arda Turan defterini mecburen kapattı.
Galatasaray'ı sarsan kriz Mustafa Cengiz'in zaferiyle bitti ama Fatih Terim, Başakşehir'in güçlükle elden çıkardığı Arda'yı neden istiyordu sahi?
Cevap, "Mahalle baskısı" tabii ki...

Yazının devamı...