Bu iş mahkemede bitecek

367 parlamenter salonda bulunmadığı taktirde, Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılamayacağı görüşünü desteklemesi, YÖK ile Ak Parti arasındaki iplerin tümüyle atılması anlamına geliyor. Şimdiye kadar YÖK'ten böylesine sert bir açıklama çıkmamıştı. Önümüzde 14 nisan yürüyüşü var. Orada da kıyametler kopacak. Yüzbinlerce insan Ankara'ya akacak.Seçim günleri yaklaştıkça, durum daha da geriliyor.Laik kesim ile Ak Parti arasındaki mücadele giderek kızışıyor. Aslında sorun, Cumhurbaşkanlığına Ak Parti'li birinin çıkma olasılığından çok Tayip Erdoğan'ın adaylığını koymasından kaynaklanıyor.Dikkat ediyorum, kimse Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı adaylığına itiraz etmiyor. Oysa, aralarında fazla bir fark yok. Dünya görüşleri ve genel yaklaşımları aynı. Ancak Erdoğan'a karşı genel bir direniş var.Şimdi sorulan soruların başında "Erdoğan acaba .herşeye rağmen direnecek ve gerilimin artmasına yol açacak mı ?" geliyor.Peki ne olacak ?Eğer Başbakan, Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyarsa, işin nasıl gelişeceği şimdiden belli. TBMM açılacak, oylamalar yapılacak ve Erdoğan seçilecek.Sonra?Sonra, CHP bu kararı Anayasa mahkemesine götürecek.Bunun artık kaçarı yok.Anayasa mahkemesi kararını verene kadar belirsiz bir süreç yaşanacak. YÖK 'ün açıklaması gerilimi biraz daha arttırdı.. YÖK, birkaç hocadan kurulu bir topluluk veya Sivil Toplum Örgütü değildir. 53'ü devlet üniversitesi, 25'i de özel üniversite olmak üzere, toplam 75 üniversitenin rektörleri bir araya gelir ve bir görüş açıklarlarsa, bu önemli bir gelişmedir.Bu insanlar, binlerce gencimizi eğitmekte ve hemen hergün ülkenin gündemiyle ilgili olarak görüş açıklamaktadırlar.Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak görüşlerini açıklamaları da son derece doğal karşılanmalıdır. Demokrasilerde, bu son derece normaldir. Üniversiteler ve hocalar görüşlerini açıklayarak yanlış birşey yapmamışlar, aksine demokrasiye katkıda bulunmuşlardır.YÖK' ün görüşlerini kabul veya reddedebilirsiniz.Ancak görmezden gelemezsiniz.YÖK ne diyorsa aynını yapmak zorunda da değilsiniz.Ancak " Siz kim oluyorsunuz da böyle görüş açıklayabiliyorsunuz" diyemezsiniz.Prof. Erdoğan Teziç'in söyledikleri arasında, tüm kalbimle katıldıklarım olduğu gibi, örneğin genelkurulun toplanması için 367 oy gerektiği yolundaki görüşüne katılmıyorum, ancak saygı duyuyorum.YÖK doğrusunu yapmıştır.Görüşlerini açıklamıştır.Başbakan bu görüşleri de dikkate almalıdır. YÖK'ü düşman kabul edip elinin tersiyle itememelidir. YÖK'ÜN GÖRÜŞÜ KÜÇÜMSENMEMELİ Günlerden beri hem gazetenin, hem de Kanal-D'nin telefonları çalıyor. Mail yollayanlar ve telefonla edenler hep aynı soruyu soruyorlar: Bizim aklımız karıştı. Suriye Başbakanının eşi, Ürdün Kraliçesi veya Kuveyt'li bakan'ın başları açık. Şimdi bu kadınlar daha mı az müslüman oluyorlar ?Emin olun, bu soruyu soranların kafalarında hiçbir hınzırlık yok. AK Partiye mesaj yollamak için bu soruyu sormuyorlar. Tam aksine işin geneline bakıyorlar ve gerçekten de anlayamıyorlar. Türban'ın neyi sembolleştirdiğini anlayamayan çok kişi var. Hep aynı mantık etrafında soruyorlar : Türban islami bir zorunluk ise, yukardaki resimde gördüklerimiz dinsiz mi? Zorunluk değilse, o zaman bizdeki türban dayatması neden ?İnsanlarımız, giderek türban'ın başka bir anlam taşıdığını anlıyorlar. TÜRBANLI OLMAYAN DAHA MI AZ MÜSLÜMAN ? Kimseler kusuruma bakmasın, ancak fakircilik edebiyatı yapmayacağım.Gecekonduları gördükçe nevrim dönüyor.Bundan daha büyük haksızlık, göz göre göre hırsızlık olabilir mi ?Devlete ait arsalara resmen el koyuyorlar. Bunları parselliyorlar ve ardından da, Anadolu'dan gelmiş insanlara satıyorlar. Üstelik bu arsalar hepimize ait. Yani sizin, benim ve çocuklarımızın arsaları.Bunu organize edenlerin bir bölümü bilinen arsa mafyaları. Aralarında, masumca bir yere bir gecekondu ile girip, sonradan 8-10 gecekondu daha yapıp, kiralayarak rant sağlayanların sayıları da az değil.Yıkımlardaki haykırışları, evlerin üstlerine çıkıp belediye ekiplerine kiremit atanları görüyorsunuz ya, sakın bu insanlara acımayın. Onlar masumca evlerini savunanlar değiller. Belki birkaçı gerçekten malını koruyor olabilir, ancak büyük çoğunluğu gecekondu mafyasının adamları veya aynı bölgede gecekonduculukla geçinenlerdir.Bu korkunç manzaranın asıl sorumluları yerel belediyelerdir.Bir bölümü para karşılığı, diğer bölümü oy kaygısıyla, gecekondulaşmayı engellememişler ve İstanbulun mahvedilmesine açıkça göz yummuşlardır. Yetmemiş, su elektrik gaz bağlayarak, yol yaparak önce yerleşmelerini, sonradan da apartmanlaşmalarını sağlamışlardır.Şimdi, üstüne üslük bir de bu gecekonducuları milyoner yapma eğilimi başladı. Gecekondular veya her an yıkılmak üzere olan apartmanlar, gruplar haline getiriliyor. Yıkılıyor ve yerine daire karşılığı gökdelenler yapılıyor.Bu yaklaşımı eleştirmiyorum. Hiç değilse o pislik ve sefalet manzaralarından daha iyidir. Ancak yine de çok kanıma dokunuyor. Haksızlığın bu kadarını da kaldıramıyorum. GECEKONDUCULARI ZENGİN ETMEYİN… Fransız Cumhurbaşkanlığı seçiminde de geri sayım yapılıyor. Üç aday arasındaki fark büyük değil. Sarkozy yüzde 26, Royal yüzde 22¸ Bayrou yüzde 20'lerde.Bu üç aday arasında, Türkiye açısından en tehlikeli olanı Sarkozy. En şanslı adaylardan biri diye nitelendirilen Sarkozy, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği konusunda artık kendini bağladı. Yaptığı açıklamaların yanısıra seçim taahhütlerini topladığı kitabında da tutumunu netleştirdi. Buna göre, seçildiği taktirde, Türkiye'nin tam üyeliğini kesinlikle engelleyecek.Şimdi, "Seçildikten sonra değişir. İktidar olunca, daha önceki sözler unutulur" diyebilirsiniz. Ancak Sarkozy için bu yaklaşım hatalı olur. Zira Sarkozy, tüm siyasi yaşamını "Ben yapacağım iş için söz veririm. Söz verdiğim işi de mutlaka yaparım" sloganına bağlamış bir kişi. Cumhurbaşkanı olduktan sonra tutumunu hemen değiştirmesini beklemek pek gerçekçi değil. Anlayacağınız, Sarkozy'nin seçimi, Türkiye için kötü haber... SARKOZY, TÜRKİYE'YE KÖTÜ HABER... Okuyucum Mustafa Billur'dan çok hoş bir haber aldım. Bilmiyordum. Yunanistan'daki tarih kitaplarındaki "Kötü Türk" imajının temizlenmesi konusundaki yazımı okumuş. Şu haberi veriyor:"Yunanistan'ın tarih kitaplarını değiştirme girişimi milliyetçi, bağnaz ve tutucu kafalar tarafından engellendi. Ve siz de köşenizden çağrı yaparak artık kin dolu kuşakların yetiştirilmemesi gerektiğini yazdınız. KKTC'de yeni hükümet ile beraber ele alınan öncelikli konulardan biri de Tarih kitapları oldu. KKTC okullarında okutulan Kıbrıs Tarihi kitabı içinde öğretmenlerin ve akademisyenlerin olduğu bir kurul tarafından yeniden yazıldı. Rum ve Yunan milletini düşman ve canavar olarak gösteren yaklaşım eser kalmadı. Yani sizin yaptığınız çağrı şu anda KKTC'de gerçeğe dönüşmüştür. Ama belki sizin de bildiğiniz üzere KKTC'de de aynen Yunanistan'da oldugu gibi bir kitle var. Gerici, tutucu, millliyetçi, adına ne derseniz deyin çok bir şey değiştirmez. Bu kitle hükümeti tarihi değiştirmeye ve manipule etmeye çalışmakla sucluyor! Hükümeti askere şikayet ediyor, ve halkı ayaklanmaya davet ediyor. Eğer bilmiyorsanız, dijital ortamda birkaç tıklamayla bütün detaylara ulaşabileceginizden eminim. Bu nedenle köşenizde birkaç cümle ile KKTC yapılan devrim niteliğindeki bu kitap reformunu ve Yunanistan'daki tepkilere çok ilginç bir şekilde benzeyen tepkileri ve aralarındaki muhtemel benzerliği aktarırsanız iyi olabilir diye düşünüyorum. Zira Türkiye olsun KKTC olsun, ya da Yunanistan olsun, uygarlık yolunda ilerleme kaydedilmek isteniyorsa kimlerle ve ne ile mücadele edilmesi gerektiğini gösteren çok iyi birer örnek bu yaşananlar." ÇOK SEVİNDİM... (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net