Milletvekilleri güzeli bozuyor...

KAÇAK BİNALAR Yasa dinlemeyen ve size bize ait devlet arazisi üzerine kaçak inşaat, gecekondu yapanlar bugüne kadar nereden destek alıyorlardı biliyor musunuz?Belediyelerden.Belediyeler, ister kaçak inşaat olsun, ister gecekondu, sırf oy potansiyellerini artırabilmek için herşeye göz yumdular. Açıkça yolsuzluğa sırt döndüler ve daha ötesi, bu yapılaşmayı teşvik ettiler. Yasa dışı olup olmadıklarına bakmadan, bu yapılara su, elektrik bağladılar. Yol yaptılar, telefon bağlanmasını sağladılar.Buna, "teşvik ettiler" denmez de ne denir?Geçen yıl TBMM, belediyelerin eyihe kolunu bağladı. Bu tip yapılara hizmet götüren belediyelere ceza getiren bir yasa çıkarttı.Aaa bir de baktık, bu yıl o yasa sağından solundan delinmeye başlandı. Milletvekillerimiz açıkça suça iştirak ediyorlar.Ayıptır yapmayın.Bu ülkeye kıymayın. Başta İstanbul olmak üzere, kentlerimizin en önemli çirkinliği kaçak binalar ve gecekondulardır. Türkiye'de 665 bin yeşil pasaport sahibi var. En önemli kolaylığı, ABD, Bulgaristan, İngiltere, İspanya, İsveç, Kanada, Portekiz, Rusya ve Yunanistan dışında vize zorunluğu olmaması. Diğer bir kolaylık, normal pasaportlara uygulanan 400 milyon'luk harç parası yerine sadece 60 milyon pasaport bedeli ile elde edilebilmesi. Yeşil pasaportu, 1 inci derece tüm (emekliler dahil) bürokratlar, tüm milletvekilleri ve aile mensupları kullanıyorlar. Havaalanlarında VIP salonunu kullanabiliyorlar.Sorun, bazı yeşil pasaport luların bu avantajlarını kötüye kullanmalarından kaynaklandı. TBMM'ne verilen bir tasarıda sayının kısıtlanması hedeflendi. Son derece doğru bir yaklaşımdı.Milltevekillerimiz komisonda ne yaptılar?Kısıtlamak yerine, kullanma sahasını genişlettiler.Bravo doğrusu...*** YEŞİL PASAPORT KOMEDİSİ Önümüzdeki dönem, AB ile ilişkilerde Kıbrıs çıban başı olacak.Başımız çok ağrıtılacak.Rumlar, bizim hatalarımızı iyi değerlendirip tam üyeliğe kapağı attılar ve şimdi de bu avantajlı durumlarını kullanıyorlar.AB şimdi, Rumların ve Yunanlıların -kendi açılarından haklılar- baskıları nedeniyle Türkiye'nin kapısını çalıyor ve verdiğimiz sözü tutup limanlarımızı açmamızı istiyor.Ankara da haklı olarak, Annan planını ve referandum öncesini hatırlatıp "karşılık" istiyor. KKTC'ye karşı uygulanan izolasyonun kaldırılması, hiç değilse yumuşatılması için ısrar ediyor. Bu gerçekleşmeden hareket etmeyeceğini söylüyor.Avrupa Birliği Komisyonu giderek sıkışacak.Ancak ne olursa olsun, KKTC ve Türkiye'ye verilen sözlerin de unutulmaması gerekir.Hepimiz buradaydık, nasıl unutabiliriz. Annan planı tartışmaları sırasında ve referandum ncesinde söylenenler ortada. Şimdi "Ne yapalım, dün dündü bugün bugündür" denilemez. Denilmemelidir.Avrupa, güvenirliğini yok etmek istiyorsa, o başka. Ancak bu kadar haksızlığa da, gerçekten hakları olmamalı. *** AB, KIBRIS'TA GEÇMİŞİ BU KADAR KOLAY UNUTMAMALI Bugüne kadar birçok kitaba imza atan gazeteci Osman Ulagay'ın yeni kitabı, TİMAŞ Yayınların'dan çıktı. Tepki Cephesi- Piyasa İmparatorluğu'na karşı AB Türkiye Yol ayrımı" adlı kitapta Avrupa Birliği'nin (AB) 2005 yılında yaşadığı tepkisel şokları tartışmaya açıyor. Bu şokların Türkiye-AB ilişkilerine yapabileceği etkileri de masaya yatıran Ulagay, 46 yıllık AB sürecini de anlatıyor. Ulagay kitapta, AB ile ilgili tüm soruları tartışmaya açıyor ve cevapları ile ilgili ipuçlarını sunuyor.*** ULAGAY'DAN AB.... Mümin Sekman'ın "Her Şey Seninle Başlar" adlı kitabı Alfa Yayınları'ndan çıktı. Kitabın sloganı; "Kişisel Kurtuluş Savaşınızı Başlatın"."Engelleri Aşmak ve Sonuç Almak: Bir Kapıyı Kırk Kere mi Çalmalı Bir Kez mi?, Özgüveni Geri Kazanmak: Bize Neden Düş İşleri Bakanlığı gerek?" kitabın alt başlıklarından bir kaçı… Özellikle gençlere ve iş yaşamına yeni başlayanlara öneriyorum. Başarıyla randevunuza geç kalmamanız için. *** Her Şey Seninle Başlar…. İsviçre ile ilişkilerimiz geçen haftalardaki İsviçre Türkiye maçında başlamadı elbette. Ama bu miladın, çoğu kişinin aklına İsviçre ile ilgili bir çok soru getirdiği veya öğrenciliğindeki tarih bilgilerini anımsattığı kesin. İsviçre küçük bir ülke, ancak Türkiye üzerinde önemli etkinliği var.İsviçre'nin Türkiye'deki orta elçisi (elçi vekili) ve diplomat Max Schweizer tarafından derlenmiş nefis bir kitap var.Phoenix yayınlarından (www.phoenixkitap.com 0312 320 44 57) çıkan bu çalışmanın adı "Ankara ve Lozan Arasında / Avrupa Yolundaki Türkiye Üzerine Bir Derleme" .Türkiye–İsviçre literatürüne ciddi bir katkı sağlayan kitap iki ülke arasında ekonomiden siyasete bir çok farklı alanda yaşanan olayları, Türkiye'nin kurtuluş mücadelesine paralel bir şekilde anlatıyor. Bu konulara ilgi duyan herkese ama özellikle de uluslararası ilişkiler alanındaki bilgilerini taze tutmak isteyenlere öneriyorum. *** BİR İSVİÇRELİ'DEN İSVİÇRE Başka yayın organlarından da izlemişsinizdir. Fransız Marie Claire moda dergisinde "Kürt amazonlar" makalesini dehşetle okudum.Resimlere baktığınızda, masum genç kürt kızların dağlarda neşe içinde ve son derece masum bir hayat geçirdikleri izlenimini alıyorsunuz. Sanki PKK, dünyanın en müşfik bir grubuymuş ve amazon kızları da herkesten farklı bir yaşam sürüyorlarmış gibi anlatılıyor. Eğer mantık bu ise... Eğer terör konusunda ortak bir yaklaşım benimsenmezse, kimse bu işin içinde çıkamaz.*** BRAVO MARİE CLAİRE'E (!) Salı akşamı, Anadolu grubunun amiral gemisi Çelik Motor'un 45 inci yıldönümünde nefis bir gece yaşadık. Bizim kuşağımızın şarkıcısı Paul Anka vardı. 64 yaşında bir genç bulduk karşımızda. Tam bir showman. İki saate yakın sahnede kaldı. Ne kadar para aldı bilemiyorum, ancak ödenen her bir doların hakkını verdi. Davetlilerin arasına girip resim çektirmesine kadar. Masaları dolaştı, herkesin gönlünü aldı. Özetle, hepimizi gençlik günlerimize taşıdı.*** PAUL ANKA HARİKAYDI... Türkiye'nin yat turizminin cenneti Göcek'tir.Ancak sahibi yok.Allahtan, Özal döneminde korumaya alındı da, şimdiye kadar dayanabildi. Ancak son zamanlarda yavaş yavaş koy fareleri ortaya çıkmaya başladı. Yerel belediyeyi kandırarak, küçük küçük koyları doldurma operasyonunu sürdürüyorlar.Göcek, zengin yatçıların tabiatla başbaşa kalmak için gittikleri biryer. Orada kimse salaş ve pis lokanta istemiyor. Neonlu kahve görmeyi arzulamıyor. Hele bazı koyların turizm alanı olarak açılmasına tahammül edemiyor. Eğer böyle giderse, yatçıların tabiatla başbaşa kalabilecekleri koy kalmayacak.Kıyılarımızı temiz tutalım derken, bir yandan otelleri getiriyor, öte yandan da yatçıların hayatlarını zehir ediyoruz. Göcek'in sahibi kim?Dünya'nın hiçbir yerinde bulunmayacak böyle bir güzelliğin katledilmesine kim karşı çıkacak?Ey belediye başkanları, ey bakanlar neredesiniz, sesinizi duyurun.Göcek'e sahip çıkın... GÖCEK'İN SAHİBİ KİM? (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net