Geçmiş ve gelecek arasında

Gençken geçmiş insanın hayatında çok az yer kaplayan önemsiz bir şey. 20’lerindeysen geçmişle ilgili bir şey pek düşünmezsin çünkü geçmişin yoktur. Hayatındaki her şey geleceğe dair, yapmak istediklerin ve hayallerinle ilgilidir. Zamanla bu denge değişiyor. Hayatının büyük bölümü geçmişten ibaret oluyor. Yaşadıkların yaşayacaklarından fazla olduğunda doğal olarak geçmişi düşünmeye başlıyorsun. Analizler yapıyorsun. Anlamlandırmaya çalışıyorsun.

Kendi cümlelerimle ifade etmeye çalıştığım bu düşünceyi geçenlerde izlediğim bir programda ünlü şef Marco Pierre White dile getirdi. 59 yaşındaki White, bugün İngiltere kırsalında yaşıyor ve sanırım kendisini çevreleyen doğa ya da yaşı, hayata başka açılardan bakmasına neden oluyor.

Bu saptamayı çok sevdim. Net. Kültürle, kişilikle, coğrafyayla ilgili değil, doğrudan insana özgü bir gözlem. Bunu burada neden yazdığıma geleyim.

Hafta sonu gazetelerini okurken giderek en fazla dikkatimi çeken sayfalar “obituary” sayfaları olmaya başladı. Eskiden umurumda olmayan sayfalar ve haberler arasındaydı bunlar. Filanca bilim adamı rahmetli olmuş. İyi, Allah rahmet eylesin deyip geçerdim.

Kimdir, ne yapmış, nasıl yaşamış, bizden önce neleri görüp öğenmiş, şahsımıza has sandığımız hangi keşifleri bizden yıllar önce yapmış bitirmiş?

Bizim geçtiğimiz yollardan ne zaman nasıl geçmiş, karşılaştığı sorunları nasıl çözmüş?

Obituary yani aramızdan ayrılan değerli insanları anma sayfaları işte bu işe yarıyor. Türkiye’de de basında yeri olan ancak İngiltere’deki gibi kurumsallaşmamış bir bölüm anma. Sadece ünlü starları değil hayatı bize ilham olabilecek herkesi anıyor İngiliz basını.

Çok garip ama hayat bir yandan bütün hızı, heyecanı, neşesi coşkusuyla devam ederken, bir yandan da yaprak dökümü yaşanıyor. Dünyanın belki de pandemiyi yenmeye başladığı ve tünelin ucunda ışığın göründüğü şu günlerde son bir iki yıla bakıp aramızdan ayrılanları düşününce anma sayfalarının önemini anladım sanırım.

Ya da yaşlanmış olabilirim. Emin değilim.

Yatırımcı ünlülük!

Kate Hudson’ın votka markası varmış. Post Malone roze şarap üretiyormuş. Cameron Diaz organik şarap işinde. Snoop Dogg hazır kokteyl işindeymiş Brezilya’da. Idris Alba da şarap işinde olanlardan. Kyle MacLachlan da üzüm bağlarına vermiş kendini.

Ryan Reynolds cin üretiyormuş. Dan Aykroyd votka işindeymiş. Drake’in viskisi var. Şaraba yatırım yapanları, viskicileri çok duyduk ama bugün trendin tekila olduğunu yeni öğrendim.

Dwayne Johnson’ın tekilası var. Van Halen’dan Samy Hagar ve Maroon 5’tan Adam Levine da ortak tekilaya girmişler. Mezquile diye tekila ve mezkal karışımı bir içecek üretiyorlarmış. Adı eskiden Puff Daddy olan Sean Combs’un tekilası var. George Clooney tekila işinde. Justin Timberlake tekila işinde. Breaking Bad’in starları Brian Cranston ve Aaron Paul tekila işinde. Nick Jonas tekila işinde.

Ünlüler parfüm, giyim kuşam ve spor ayakkabıdan sonra tekilaya girişmiş durumda. Geçenlerde bir yerde gördüm: “Tekila markası sahibi olmadan da ünlü olunabilir” yazıyordu. Katılıyorum. “Yatırımcı ünlü”lüğe ben hiç alışamadım. Yıl 2021 hâlâ da alışamıyorum.

2020’nin ilk müzik raporu

Müzik sektörü 2020’ye dair raporlarını ufaktan açıklamaya başladı. Gelen ilk sonuçlara göre, evlere kapalı kaldığımız bir yıl içinde bir yandan harıl harıl müzik streaming servislerine abone olurken, diğer yandan da plak satın aldık.

Konser gelirleri sıfıra düştü ama streaming gelirleri yüzde 12 artmış. Plak satışları yüzde 30 artmış. Rakamlar Recording Industry Association of America raporunda yer alıyor. Şu ana kadar açıklanan ilk rapor. Devamı yılın ikinci çeyreğinde gelecektir.

Konser gelirleri dışında download ve CD satışları da düşmüş. CD mi kaldı diyenleriniz vardır. Dünyanın bazı piyasalarında mesela Japonya’da CD hâlâ satılıyor.

1999 yılında global müzik gelirlerinin yüzde 90’ı CD satışlarından elde ediliyordu. İnanılmaz değil mi? Bugün bu rakam sıfıra yakın. Dijital download da bitmiş durumda. Günümüzde sadece stream ediyor ve plak dinliyoruz. Yani en yeni sistem ve en geleneksel sistem revaçta. Yorumu olan?