Konser biletinin yarısını devlet ödesin

Kafede ödeme yaparken rakamın kasada otomatikman yarıya indiğini görünce şaşırdım; meğer o gün hesapların yarısını hükümet ödüyormuş! Bu tip bir uygulama Türkiye’de müzik sektörüne çok lazım

Konser biletinin yarısını devlet ödesin




Geçen pazartesi sabah yürüyüşünün ardından geç kahvaltı için bir kafeye girdim, sandviçimi ve kahvemi söyledim. Sıra ödemeye gelince rakam otomatikman yarıya indi. Dijital ekrandaki bu hareketi fark edince kartımı okutmadan sorma ihtiyacı hissettim: “Yanlış olmasın bana biraz az geldi bu tutar…” Lafı daha fazla uzatamadım, çünkü kasadaki kadın, “Bugün hesapların yarısını hükümet ödüyor” dedi. Şaşkınlıkla etrafıma baktığımda bir anda caddedeki pek çok mekânın her zamankinden daha kalabalık olduğunu fark ettim. Eve dönene dek önünden geçtiğim neredeyse her kafe, restoran doluydu. Pret a Manger gibi zincir kafe-restoranlarda da durum aynıydı.

İngiliz hükümeti, Kovid-19 sebebiyle zor durumda olan işletmelere yardım amacıyla harekete geçmiş. Bu uygulamanın adı “Eat Out to Help Out”. Türkçeye “Dışarıda ye ve yardım et” şeklinde çevirmeye çalışayım. Pazartesi, salı ve çarşamba günleri hesabın yarısı hükümetten. İnsanları evden çıkmaya, hayata dönmeye ve eskisi gibi yaşamaya teşvik eden bu uygulama en azından benim gördüğüm kadarıyla hayli başarılı oluyor. Devlet bu desteği önceden yaptığı gibi doğrudan işletmelere yardım olarak da yapabilirdi. Ama o zaman işin sosyal tarafı görünmezdi.

Salgın sırasında “Eve kapanın” mesajı verilirken bu “Evden çık alışveriş yap” mesajı doğru mu, salgın bitti mi gibi konular da elbette havada asılı duruyor! Ama şu bir gerçek ki, çoğu mekânın tıka basa dolması, hatta okuduğuma göre bazı mekânların önünde kuyruklar oluşması esnafı herhalde sevindirmiştir.

Sektör belini doğrultur


Lafı şuraya getirmeye çalışıyorum: Bu tip bir uygulama, Türkiye’de müzik sektörüne çok lazım. Geçenlerde sinema, konser, tiyatro gibi etkinlikleri de kapsayan alanda KDV yüzde 8’den yüzde 1’e indirildi. Ancak bu uygulama yeterli değil. Daha somut bir gelişme ya da iyileşme bekleniyorsa; mesela bilet fiyatının yarısını devlet ödemeli. Müzik sektörü, eğer hâlâ bir umut varsa ancak bu tip somut desteklerle yeniden belini doğrultabilir. Yani öyle bir ekonomik destek lazım ki, aynı zamanda fiziksel etkileriyle de sistem dişlilerini döndürebilsin. Sanatçıların herhangi bir şekilde yardım elde etmesi değil söz konusu edilen. Bütün çalışanlarıyla bir sektörü kurtarmaktan bahsediyoruz. Müzik sektörüne destek, salonların dolmasını sağlarsa anlamlı olur. Çünkü müzik dünyası konser gelirleriyle ayakta duruyor. Konserler yeniden başlamadıkça kırılma giderek derinleşiyor.

“Tekli” olmuyor zorlamayalım

Yıllardır “single”a, single yerine “tekli” diyen ve bu uygulamayı Türkçeye oturtmaya çalışanlar var. “Tekli” lafına bir türlü alışamadım ben. İngilizce “single”dan çeviri. Tek şarkılık albüm demek. Adını bir esas şarkı bir de B yüzünden oluşan, eskiden 45’lik albüm denen plak türünden alan bir format. Plağın iki yüzü olduğundan arkası boş kalmasın diye başka bir şarkı (B yüzü denen şarkılar da adını buradan alıyor) konur. Güzel bir mecradır. Bugün artık plak yok ama isim kalmış durumda. Dijital olarak da singlelar iki şarkıyla çıkabiliyor. Sonra EP var. İngilizce “Extended play”den geliyor. İki şarkıdan fazla ama bir albümü dolduracak 8-10 şarkıdan azını barındıran format. Ona da “kısaçalar” diyenler var. “Tekli”den daha fazla kabul görebilir. Bazı çeviriler Türkçeye uyuyor, yaygınlaşıyor ve oluyor. Bilgisayar mesela. Computer demiyoruz, çünkü bilgisayar kabul görmüş. “Uzunçalar” mesela. Çok yaygın bir kullanım değil ama LP, yani “Long play”in tercümesi ve oturmuş. Ben çocukken de duyardım şimdi de kullanımı bana ters gelmiyor. Ama “tekli?” Tekli olmuyor arkadaşlar; uğraşmaktan ve zorlamaktan vazgeçelim! “Single” diyelim şuna.

Zaten single diyoruz, yazarken “tekli” yazarak çeviri havalarına giriyoruz. Hayatımıza bir kutuplaşma da ben sokmak istemem, tekliciler ve singlecılar olarak ikiye bölünmeyelim! Sadece söylüyorum. Geçenlerde Derya Bengi, Twitter’da konuya değindi; ben de destek çıkmak istedim.

Yeniler arasında

Türkçe rap giderek standartlaşmaya başladı. İrili ufaklı sanatçılar birbirinin aynı beatlerle üzerine alelacele yazılmış sözlerle her hafta YouTube’a yeni bir şarkı koyma peşindeler. Heyecanı ve şarkı yazma iştahını anlıyorum, ama kalite bayağı yerlerde.


Konser biletinin yarısını devlet ödesin


Tepki ve Ceza’nın “Yak” adlı şarkısı yeniler arasında seviyeyi düşürmeyenlerden. Şarkı “hip hop”ın kuruluşundan bahsediyor. Pek manidar!
Demet Akalın “Nostalji” adında bir şarkı yapmış. Yazlık pop şeysi diye düşünülerek yapılmış olmalı. Bütün klişeler bir arada. Sadece Tanita Tikaram’ın adının geçmesi sebebiyle ilgimi çekti. ‘90’lar nostaljisinden bahsediliyor ve Tanita Tikaram adı bu nostaljiyi hatırlatmak için kullanılmış olmalı. Pek hoş ama Tikaram’ın tek büyük hiti “Twist in my Sobreity” 1988 tarihli. Nostalji enerjisi yanlış yere yönlenmiş. Ayrıca halkımız nostalji yapmak için Demet Akalın dinliyor. Demet Akalın’ın haberi var mı acaba?

Barış Kocatürk ve Batu Akdeniz imzalı “Vurdum Kendimi Yola” son günlerin en güzel şarkılarından biri. Yolda tatilde dinlemelik. Eskiden yaptığımız tatilleri hatırlattı.

Washed Out’un “Time To Walk Away”i bu yaz en sevdiğim yaz müzikleri arasında. Yeni albüm “Purple Noon” da yayına girdi. İlgilenin.