‘Squid Game’in başlattığı internet tartışması

İngiltere’de şu ara sıkıntısı, eksikliği hissedilen tek şey benzin değil. Aç parantez, pazar sabahı saat 7’de kuyruğa girmeden benzin almayı başardım diye ben bir sevin bir sevin. Ne pazar sendromu kaldı, ne başka dert, tasa. İnsan sahip olduğunu kaybedip bulmalı demek ki ara sıra. Nasreddin Hoca büyük adammış. Kapa parantez.

İngiltere’de şu ara benzin kadar hissedilmese de internette de sıkıntı var. İnternet genel anlamda yavaşladı ve servis sağlayıcılar isyanda. Çünkü pandeminin başından itibaren Birleşik Krallık tarihinin en yoğun internet kullanımı gerçekleşmiş.

Evden çalışanlar, evde sıkılanlar, eve kapananlar internete yüklendi bunu biliyoruz. Ama hayat normale döndükten sonra da kimsenin evden çıktığı yok. İnternetteki yoğunluk azalmamış.

Bunun yanı sıra Amazon’un Premier League maçlarını canlı stream etmesi, mesela BBC iPLayer’ın bütün kanalları yüksek çözünürlükte canlı stream ettiriyor olması (aynı şekilde Channel 4 ve ITV’yi de düşünün) internetteki aşırı yüklenmeyi elbette rahatlatmıyor. Aksine, şu anda pandemi dönemindekinin iki katı internet kullanımı tespit edilmiş.

Bu tartışmaya tuz biber olacak son bomba, bütün dünyayı, Türkiye’yi ve elbette İngiltere’yi de saran “Squid Game” furyası. O kadar çok stream edilmiş ki İngiltere’de servis sağlayıcılar Netflix’e dava açmaya karar vermiş dünkü Guardian’ın haberine göre. BT yetkilisi Marc Allera, “Kullanıcı başı fazladan her terabayt kullanımı bize 50 milyon pound’a mal oluyor. Geçen yıl kişi başı ortalama 4 terabayt fazla kullanım vardı” diye konuşmuş.

2021’de genel internet kullanımının bir önceki yıla göre yüzde 80 arttığı belirtilmiş.

Servis sağlayıcılar, habere göre, YouTube, Facebook, Netflix ve online oyun şirketi Activision Blizzard’a kesiyorlar faturayı.

Allera, “25 yıl önce yapılmış yasalarla bugünün internetini yönetmek imkânsız hale geldi, yeni düzenleme gelmeli” diyor.

Bu şu anlama geliyor: İnternetin maliyeti çok yükseldi. Biz bu maliyeti tek başımıza karşılamaya devam edersek zarar ederiz. İnterneti en fazla emen işleri yapan şirketler bir el atsın.

Güzel bir noktaya temas etmiş diye düşünebilirsiniz ama bu işler dönüp dolaşıp  eninde sonunda kullanıcıya yani sade vatandaşa patlıyor. Ufukta görünen o ki bir kez daha ihale bize kalacak. İnternete bütün dünyada zam gelecek. Maliyeti paylaşan yeni bir model oluşsa da kapitalizm en kolay tahsilatın sade insandan, fakir fukaradan, dar gelirliden yapıldığını biliyor.

Ekstra vergilere, kesintilere doğru bir gidişat var. Netflix’e daha kötü diziler yap kimse izlemesin, YouTube’a algoritmanı yeniden düzenle fazla video izlenmesin, Facebook’a içeriklerini filtrele herkes her şeyi görüp paylaşamasın denemeyeceğine göre...

Ne yapacağız bu Facebook’u?

“Zaten yıllardır girmişliğim, bir şey paylaşmışlığım yok” diye başlıyor herkes söze, bu konu açıldığında. Kimse Facebook kullanmıyorsa o zaman kim kullanıyor? Yanıt veriyorum: Anneleriniz, babalarınız. İleri yaşlılar.

Hayat çok enteresan bir hal aldı. Eskiden online mecralara dair “Çocuğunuzu nasıl korursunuz?” haberleri çıkardı ama bugün anlaşılan o ki asıl korunması gerekenler anne babalar. İnternet en fazla yetişkinleri ve yaşlıları kandırmak, manipüle etmek için kullanılıyor. Üstelik yaşlılar oy veriyor ve siyaseti, ekonomiyi her şeyi etkiliyorlar. Yani dünyanın içinde bulunduğu pek çok olumsuzluk sosyal medyadaki bu fenomenle doğrudan ilintili.

Trump’un seçilmesinden, aşı karşıtlığından, Brexit referandumu sürecine kadar pek çok önemli gelişmenin ardında Facebook üzerinden yapılan manipülasyonların olduğu kanıtlandı. Cahil cühela ağzından çıkmış ne kadar yalan dolan haber ve bilgi varsa Facebook’ta yayılıyor. Çünkü yayılabiliyor.

Sosyal medyanın insanlara faydası mı oldu yoksa zararı mı diye bir terazi olsa, hangi taraf ağır basar emin olamıyorum. Kesin olan şu ki bu platformların sahipleri, yöneticileri amme hizmeti yapmıyorlar. Para kazanmak için bizim dikkatimize, zamanımıza, enerjimize ihtiyaçları var. Bunun için, yani bizi kendi platformlarında tutmak için ne gerekirse yapıyorlar. Bunu yaparken de bizim iyiliğimizi ön planda tutmuyorlar elbette. Bu alanda yasalar aracılığıyla pek çok kural konmuş olsa da özgürlükler ve kısıtlamalar arasındaki çizgi çok ince.

İnsanların ölümüne neden olan aşı karşıtlığı da, ırkçılık da, kadın düşmanlığı da, “Dünya düzdür” ve türevi safsatalar da, komploculuk da Facebook gibi platformlardan yayılıyor. Genç kuşak nasıl korunacağını daha iyi biliyor ancak 40’larından sonra internetle tanışmış, torun, çocuk resmine bakan teyzeler, anneler, anneanneler maruz kaldıkları kötülüğün boyutlarının farkında       değiller.

Geçenlerde Facebook’u 1960’ların sigarasına benzeten bir yazı okudum. O zamanlar sigara kanser yapmaz deniyordu. Sosyal hayatı geliştirir deniyordu. Sigara içmenin faydaları sayılıyordu. 80’lere gelindiğinde tablo tamamen değişti. Bugün sigara içmenin vücudumuz için korkunç bir şey olduğunu biliyoruz. Sosyal platformları yöneten büyük şirketler de acaba bugünün tütün firmaları mı?