Türk usulü tatilcilikte son durum

Kovid bayram alışkanlıklarını değiştirdi mi emin değilim. Ama kurbanlar kesilmeye devam etti. “Kaçan danayı kovalayanlar ilginç görüntüler oluşturdu”culukta bir değişiklik gözlemedim. Bu eski alışkanlık devam ediyor. Canının derdine düşmüş hayvancağızların bu nafile kaçış çabaları neden bu kadar komik geliyor size bilmiyorum. Eskiden beri hiç sevmem.

Televizyon seyretmiyorum ama internette ve hâlâ görebildiğim kadarıyla sosyal medyada bayağı bir “kurban mizahing” vardı. Espriler espriler... Ay harikasınız... Her şey hakkında espri yapmalıyız, her şey hakkında zekâ şov sergilemeliyiz. Çünkü Twittercılık bunu gerektirir. Instagram tarafındaysa hâlâ her şey çok seviyeli, çok elit. Hep aynı gülüşlerle ve ifadelerle farklı fonlar önünde birtakım sıkıcı insanlar.

Hayattaki tek amacı bir an önce Instagram’da gördüğü şeyleri yapmak olan güruhun sayısı giderek artıyor. Bunun dışında bir dünya var demek tahammül edilemez bir “sıkıcılık” kaynağı kimilerine göre. Ne kadar klişe, o kadar büyük bir iştah.

Çevremdeki bir sürü insan “Bu devirde duble yolla kalkınma mı olur?” dese ve eleştirse de gördüğüm kadarıyla yepyeni otobanlara en fazla bayılanlar da yine onlar. İstanbul ile Bodrum, Marmaris ve muhtelif tatil beldeleri arasındaki mesafe saat olarak kısaldıkça insanların yüzü gülmüş. Sekiz saatte Datça, altı saatte Bodrum hesapları yapanlar hızlı ulaşımdan çok memnun. Zaten zamanın ruhu ve Kovid de uçak yerine karadan arabalı ulaşımı gerekli kılıyor. Belki de haklılar. Hemen olmasa da yakın gelecekte işler normale döndüğünde otomobillerin daha önemli olacağını düşünenlerin sayısı dünyada giderek artmakta.

Evden çalışma mecburiyeti ve yaz sıcağı birleşince insanlar güney sahillerine demir atmış durumda. Bitmeyen bir yaz tatili ortamı hüküm sürüyor. Tek farkla.      İş güç aynen evden devam. Ve hava 50 derece.

Gittiğiniz her restoranda birileri laptop’lar kucakta call’larda. Otellerde tenha köşeler tam toplantılık olduğundan pek değerlenmiş. Hızlı internetin çektiği priz olan köşeler için kardeş kardeşi vuruyor desem yeridir. Rekabet, mücadele dorukta. Ufak tefek tartışmalara da şahit oldum. “Efendim, yönetim kurulu toplantımız var lütfen şu çocuğu...” Ya da “Hanımefendi hızlı interneti biraz da biz kullanabilir miyiz?” gibisinden itiş kakışlar tatil normalleri arasında.

Güney sahillerinde tekneciler de ayrı bir dikkati hak ediyor. Doğrusu, Türk tipi teknecilik artık tam olarak şu olmuş: Tekneye ailecek biniliyor. Tekne bir koya gidip 750 bin tekne arasında kendine bir köşe bulur bulmaz demir atılıyor. Ve tatil boyunca oradan kımıldanmıyor. Mavi yolculuk artık bu. Yolculuk kısmı yok, mavi kısmı da bulunduğunuz yere göre...

Güzel park yeri bulunca arabasını çıkarmayıp işe otobüsle gidip gelen şehir insanları gibi tekneciler de bu kalabalıkta koylarda yer aramaktansa oldukları yere park edip sıkıntıdan patlayana kadar aynı yerde kalıyorlar. Öğrendiğime göre, kimse Yunan adalarına gidemediğinden bu kadar kalabalıkmış her yer. Tekneler Türkiye’yi terk edemeyince koylarda bir metrekare boş yer de kalmamış. Alın size bir tane daha “yeni normal”.  Ama sanmayın ki esnaf bu kalabalıktan mutlu, memnun. Hatta ne kadar klişe gelse de size, “Esnaf kan ağlıyor”. Sadece yaz aylarında çalışılabilen ve bu aylarda kazanılan parayla geçinilen tatil yörelerinde insanlar kış için hayli umutsuz. Geç başlayan sezon biraz toparlansa da önceki yıllar aranıyor.

Bir de itiraf: Her türlü olumsuzluğa rağmen insanların bu kadar güler yüzlü ve sevgi dolu olduğu başka bir ülke de yoktur herhalde. Ne olursa olsun hep pozitifiz biz.

Bayramınızı kutlarım. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden...