Uzun değil kaliteli

Sağda solda servis edilen şu ifadeden anladığımıza göre sağlık modacılığı bu yıl şöyle bir şeyle karşımıza geliyor: “Uzun değil kaliteli yaşamak önemli”

Domates mi yememiz lazım, incir mi? Erik yeme ama şeftali ye, içinde bilmem ne var gibi üzerimizdeki etkisi bilimsel olarak kanıtlanamayacak bir sürü önerme. Bir kadeh şarap sağlığa iyi geliyor mesela akşamları. Böyle yazılıyor. Sonra ramazan oldu mu “Oruç sağlığa iyi geliyor” diye yazılıyor. Hangisi?

Uzun değil kaliteli

Sağlık ve moda hangi ara aynı şey oldu? Bu yaz geniş paça modası var, favori renk sarı der gibi favori meyve, favori vitamin, favori egzersiz. Yürüyün, hayır hayır koşun. Tamam yürüyün. Yok yok, yüzün. Ya da en iyisi bisiklete binin.

Neden? Çünkü her yıl döneme, duruma, gündeme göre yeni şeyler icat etmek lazım. Sağlıklı oruç tutmaktan söz ediliyor. Aç kalmak sağlıksız bir şey. Kaliteyse amaç, o zaman aç aç nasıl olacak? Bunlar da sağlıkçıların paradoksları olsun.

Sağlıkla ilgisi ne?

Sağda solda servis edilen ifadelerden anladığımıza göre sağlık modacılığı bu yıl şöyle bir şeyle karşımıza geliyor: “Uzun değil kaliteli yaşamak önemli.”

Bir ara uzun yaşamanın sırları ifşa edilirdi. Şimdi kaliteli yaşam önemli oldu. Sanırım uzun ve sıkıcı bir hayatın sakıncaları anlaşıldı. Ya da sağlık modası uzun yaşamdan sıkıldı.

Uzun değil kaliteliKaliteli yaşamak... Süre önemsizse kaliteli yaşamı tarif edebilir misiniz acaba? Ve bunun sağlıkla ne ilgisi olduğunu?

Kurt Cobain, Amy Winehouse, Jim Morrison, Jimi Hendrix, Janis Joplin 27 yaşında öldüler. Kalitesiz yaşadıklarını söyleyemeyiz. İyi zamanları, keyifli anları olmuştur. Kim onların hayatına kalitesiz diyebilir ki?

Charlie Parker 35’inde hayatını kaybetti. Öldüğünde 50’sinde gibiydi. Yıpranmıştı. Sağlıksızdı. Ama çok iyi zaman geçirdi. Kaliteli müzikler yaptı, üstatlarla çaldı, yedi içti, eğlendi. Kalitesiz diyebilir miyiz?

Marlon Brando hayatının son yıllarında yerinden dahi kalkamayan şişman ve sağlıksız biriydi. Yeme içme dışında bir zevki de kalmamıştı. Kalitesiz yaşadı diyebilir miyiz kolesterolü yüksekti, boy kilo endeksi felaketti diye. Bence diyemeyiz.

Mutluluğu es geçmeyelim

60’larda film çekimi için gittiği Tahiti’ye aşık olup bütün parasını yatırarak ada satın alan ve orada kendi cennetinde yaşayan bir adamdan bahsediyoruz. Kalite demeyin bana. Mutlulukla gelin.

Ve mutluluk birkaç istisnayı saymazsak hayli sağlıksız bir şey olabiliyor, sağlıkçılar buna ne diyecek acaba?

Mesela “Ölümsüzlüğe eserlerimle değil, ölmeyerek ulaşmak istiyorum. Hayranlarımın kalbinde yaşamaktansa evimde yaşamayı tercih ederim” diyen Woody Allen için mutluluk kalite değil. Süre önemli. Ne kadar uzun o kadar iyi.

İnsan bazen tıbbın kozmetik bir uğraş olmadığı, sadece hastalıklarla savaştığı dönemleri arıyor. Herkese sağlıklı, “kaliteli”, her şeyden önemlisi mutlu bir pazar dilerim. Kalite, süre tamam ama mutluluğu es geçmeyelim.

Pazar albümü

“Somersault” - Beach Fossils

Lo-fi grup müziğinin pek çok güzel örneği var. Kimileri İskandinavya çıkışlı, kimileri de New York Brooklyn’den dünyanın birbirinin benzeri hip alemlerine yayılıyor. Beach Fossils ikinci grupta. Müzikal ikizleri Real Estate gibi sakinleştirici bir vokale (Dustin Payseur) ve gitar tonlarına sahipler. The Sea and Cake gibi post rock ekiplerinin daha deneysel sound’unu temel alıp üzerine şarkılar yazan Real Estate gibi Beach Fossils de yıllar içinde işinde ustalaşmış. Beatles estetiğine sahip “Saint Ivy”, açılış şarkısı radyo dostu “This Year”, psychedelic sulara açılan “Sugar”, hayli moody ama çok da çekici “Social Jetlag” zihnimizde yer eden şarkılar.

Playback meselesi

Orhan Gencebay’ın kariyerinde hiç konser vermediği malum. Filmlerde rol icabı belki. Ama bir kez bile halkın karşısına çıkıp canlı söylememiştir Gencebay. Nedenini utangaçlık diye açıkladığını biliyoruz. Tamam sahneden utanıyorsunuz ama playback bu utancı nasıl gideriyor, o kısmı anlayamıyoruz. Neticede sahnede değil misiniz gene? Sıradan bir popçu olsa anlarız, güler geçeriz ama Gencebay sahnede playback yapacağım derken şarkısının Sibel Can versiyonu çalmaya başlayınca gülüp geçemiyoruz. “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” diyoruz sadece.

Uzun değil kaliteli

İstikbal göklerde ama...

BoeIng açıklamış. Hava ulaşımındaki büyüme önümüzdeki 20 yıllık dönemde 40 bin yeni yolcu uçağına ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyormuş. Asya-Pasifik için 15 bin 130, Kuzey Amerika için 8 bin 330, Avrupa için 7 bin 570, Ortdadoğu için 3 bin 310, Latin Amerika için 2 bin 960 yeni uçağa ihtiyaç duyulacakmış. Bu uçakları kim imal edecek, kim geliştirecek, kim satacak ve tahmini 6 trilyon dolarlık gelirini kim alacak? Yolcu uçağı üretebilen ülkelerin firmaları. ABD, İngiltere, Fransa. Havacılığa yatırım havaalanı açıp freeshop’undan, kafesinden gelir beklemekle ilgili bir şey değil sanki.