KOBANİ FİLMİ BÖYLE BİTTİ

Silopi’deki, Cizre’deki, Nusaybin’deki manzarayı görmüşünüzdür.. Peşmerge konvoyunun, Kürdistan bayraklarıyla, davul zurna eşliğinde karşılanmasını izlemişinizdir.. İnsanlar zırhlı araçların üzerine çıkıp zafer işareti yaparak poz verdi..
Sanırsın ki peşmerge ordusu Kobani’ye gitmiyor..
Sanki, Nusaybin’e gelmişler!..
Görüntü hoş değildi.. Ne oldu da böyle oldu?
IŞİD denen örgüt Kobani’ye yüklenince PYD Ankara’dan yardım istedi.. Talepleri şuydu: Türkiye bir koridor açsın, Cezire kantonundan ağır silahların Kobani’ye geçişine izin versin..
Ankara olmaz dedi..
Aslında tam da olmaz demedi, Esad’la savaşan Özgür Suriye Ordusu’na katılın gibi bazı şartlar ileri sürdü..
Kabul ettiremedi.. Ettiremeyince de izin vermedi..
Vermeme gerekçesini de PYD’nin terörist örgüt olmasına bağladı.. Ankara’ya göre PKK ile PYD’nin farkı yoktu.. Terörist örgüte silah yardımı yapılamazdı..
*
Ankara’da en üst düzeyden yükselen ‘Onlar terörist, Kobani’de sivil kalmadı’ sözlerini Washington duymazdan geldi..
Kobani’ye paraşüt marifetiyle silah indirdi..
İşler değişti tabii.. Ankara hemen peşmerge kozunu oynadı.. İktidar medyasından alkış gecikmedi.. Müthiş hamle dediler..
Silopi’de, Cizre’de, Nusaybin’de, Suruç’ta bayraklarla zafer işaretleriyle karşılanan peşmerge o peşmerge..
Uçaksavar, roketatar, tanksavar, ağır makineli tüfek, havan topu yüklü TIR’larla gelmişlerdi.. Savaşmayacaklar.. O silahların nasıl kullanılacağını PYD’lilere öğretecekler.. Hani onlar teröristti!
Şimdi sormak lazım..
Filmin sonu madem böyle olacaktı, 40 gündür yaşananları nereye koyacağız..
Verilen demeçleri.. Atılan nutukları..
İktidara yakın duranlar bile bunu soruyor ama yine de övgü yağdırmadan edemiyorlar..
Kobani meselesinde hükümet yanlış okuma yapıp doğru karar vermiş..
Nasıl olmuş diye sormayın..
İktidarın bir özelliği de buymuş!.. Yanlış okusa bile sonunda doğru karar veriyormuş!.. Merakım şu..
Ankara Suriye’deki gelişmeleri de baştan itibaren yanlış mı okudu? Galiba öyle..

İhmal varsa üstü örtülür!..
Soma’dan sonra Ermenek’teki maden faciasının da müsebbibi belli oldu; ihmal..
Daha fazla üretim, ucuz üretim için insan hayatının ikinci plana atılması..
Faciadan sonra bakanlar yine maden bölgesindeydi.. Soma’da olduğu gibi yan yana dizilip kameraların karşısına geçtiler..
Başrolde yine Enerji Bakanı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı vardı..
Denetimsizlik varsa sorumluluk Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndaydı.. Çünkü madeni denetleyen bu bakanlığın müfettişleriydi..
Gazeteciler sordu..
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı cevap verdi..
Ve dedi ki; ‘Burada kim olursa olsun ihmal varsa açığa çıkarılması konusunda kimsenin tereddüdü olmasın.’
Şahsen benim tereddüdüm var..
Niye mi var?
Aynı Bakan Soma faciasından sonra da benzer sözler söyledi.. Söyledi ama savcılık bakanlık müfettişleri için soruşturma açmak isteyince izin vermedi..
Müfettişleri koruma altına aldı.. Soruşturmanın önünü tıkadı..
Ermenek’te de benzeri olacaktır..

Talep var kılıfı..
Sihirli sözcük bu oldu.. İktidar attığı her adımda ‘Talep var’ cümlesinin arkasına sığınıyor..
Türban takma yaşını dokuza indiriyor..
Onlar daha çocuk, niye örtünmelerini istiyorsun diye soruyorsun..
Talep var diyor..
Karma eğitime son veren adımlar atıyor.. Pilot seçilen okulda uygulamaya koyuyor.. Erkekleri sabahçı, kızları öğlenci yapıyor.. Gerekçesini soruyorsun..
Talep var diyor..
Koru’ya cami yapmaya kalkıyor.. Bölgede camiye ihtiyaç yok diyorsun.. Olanlar boş, namaz vakti iki saf bile olmuyor, bırak yeşil yeşil kalsın diye itiraz ediyorsun..
Dinletemiyorsun; talep var diyorlar..
*
Peki, talepte bulunan kim?
Orasını karıştırma.. Talep var işte.. Dokuz yaşındaki kızın türban takması için talep var.. İyi de kimden!..