2010'un en güzel içkileri

Her aralık ayında olduğu gibi bu yıl da biterken, yıla damgasını vurmuş en iyi şarap ve içkileri derliyorum. Bu yıl, çoğu şeref kürsüsü birden fazla şampiyon tarafından paylaşılıyor. “En iyi yerli içki” kategorisi ise bu yıl ne yazık ki boş...

Kral geldi
En iyi ithal köpüklü şarap:
Krug“Krug yoksa teşekkürler...” Yere atılıp kırılmış ve içindeki sıvı da etrafa saçılmış şampanya kadehi fotoğrafının üzerinde bu cümle yazıyor. Abartılı bir reklam sloganı ama çok da şaşırtıcı değil. Zira Krug bir yana, Fransa’nın tüm şampanyaları bir yana... Krug’ün üç çeşidinden en alt basamağı, Türkiye’ye de bu yıl gelen Grande Cuvee. Rekoltesiz bir şampanya olmasına rağmen iyi sene şampanyalarından bile pahalıya, Türkiye ölçeğinde 700-800 liraya satılıyor. 20-25 en iyi bağın, altı ila on rekolteden 40-50 şarabından harmanlanan bu çok özel rezerv, gerçekten de şampanyanın doruklarından. Türkiye’ye gelmesi, ticari öneminden çok sembolik değeriyle önemli. “Krug bulunabilen” bir ülke olmak, gastronomide üst liglere çıkmanın, Michelin yıldızları peşinde koşmanın bir ön şartı. Ve bu şart, nihayet yerine geldi...

Sürpriz konuklar...
En iyi ithal içki(ler): Martini Gold, Calvados Boulard, Black GrouseUnutulan vermuta geçen yıl hayat öpücüğü verilmiş, İtalyan Martini& Rosso firması roze vermutuyla büyük sükse yapmıştı. İtalyan vermut devi, bu yıl da şapkasından yeni bir tavşanı, Martini Gold’u çıkardı. Dolce& Gabbana modaevinin yaldızlı bir kaplamayla giydirdiği şişedeki vermut, özel bir “delüks” harman. Safran, ödağacı ve zencefil gibi vermutta pek rastlanmayan baharatlar kullanılmış. Kokusu ve tadı egzotik, bergamot kokusu burnu ve damağı şımartıyor.
Boulard firmasının Calvados’u ise, bu içkinin seçkin bir örneği. Elma şarabından damıtılan ve tıpkı konyak gibi meşe fıçılarda yıllandırılan Normandiya’nın elma brendisini tanımak için ideal bir fırsat yaratıyor.
Black Grouse da, Famous Grouse’un yeni bir versiyonu. İskoçya’nın isli ada maltlarına tutkun olup da bulamayan ya da fiyatlarına erişemeyenlere bir “teselli ikramiyesi”... Evet, 12 yıllık değil genç, üstelik de harman viski ama ada maltlarının is ve yosun kokusunu taşıyor. Hem de üçte biri fiyatına.

Pembeden daha fazlası
En iyi ithal roze şarap: Château des Estubiers 2008Coteaux de Tricastin... “Kot de Trikasten” diye okunan bu şarap bölgesinin ismi, Fransa’nın Rhone bölgesindeki bu alt bölgeyi çok iyi bilmeyen bir şarapsever için hiçbir şey ifade etmeyecektir. Ve el, etiketinde bu ismin yazdığı şişeye uzanmayacaktır... Oysa denemeye açık olmalı ve sürpriz keşiflere kapı aralamalı. Türkiye’ye gelen ithal rozelerden Ch. des Estubiers de böyle bir şarap. Rozeden çok neredeyse “kırmızımsı”, Grenache’dan gelen meyvemsi tonlara Şiraz’dan gelen baharlı çeşniler eşlik ediyor. Damakta uzun kalıcılıkta, kuzu etleriyle bile iyi gidebilecek bir pembe şarap olarak kategorisinin bu yılki yıldızı.

Mineralsi” bir beyaz
En iyi ithal beyaz şarap: Pazo Senorans Albarinho 2009İspanya’nın kuzeyindeki Galicia bölgesi, Albarinho üzümlerinden yapılan beyaz şaraplarıyla giderek tanınıyor ve sükse yapıyor. Şaraplarının çoğu da hoş aromalı ama damakta kısa kalan orta kırat ürünler. Türkiye’ye getirtilen Pazo Senorans Albarinho ise “hoş ama boş” değil, ciddi bir şarap... Yağlı, dolgun, mineralsi tonlarıyla damakta zengin izler bırakıyor. Ve yeni bir üreticiye ait olmasına rağmen hızla tırmandığı şarap dünyasının zirvelerini gerçekten hak ediyor.

Kurumuş bağın mucizesi
En iyi ithal kırmızı şarap: D’Arenberg Dead Arm Shiraz 2006Bağları kurutan ve bağcıyı aç bırakan bir bağ hastalığının adı, dünyanın en iyi şaraplarından birine konabilir mi? Şarap, varlığını o hastalığa borçlu ise evet... Avustralya’nın McLaren Vale bölgesinin bir şarabı, böyle. D’Arenberg ailesinin bağı, Dead Arm yani “Ölü Kol” hastalığı yüzünden kurumuş ve bağ terk edilmiş. Yıllar sonra kuru asmalardan yeni filizlerin yeşerdiği ve sağlıklı omcalardan da iyi kalite üzüm verdiği fark edilmiş. Bu üzümler şaraba işlenince de, sıra dışı kalitede bir Şiraz şarabı elde edilmiş. 15-20 sene yıllanma potansiyeli olan bu istisnai şarabın Türkiye’ye gelmesi neredeyse bir mucize. Mucizelere de hak ettikleri ilgiyi göstermeli...

Şiraz’ın büyük yükselişi
En iyi yerli kırmızı şarap(lar): Pendore, Alçıtepe, Nodus“Baharat Yolu”nun en önemli durağının baharatlı bir şarabı yıldız yapacağı, öteden beri belliydi. Boğazkere sevgisi Şiraz’da adeta bir aşka dönüştü; üzüm Türkiye’yi, Türkiye de bu üzümü sevdi. İran kökenli üzüm ülkemizde Denizli’yi, orada da yüksek rakımlı Güney ilçesini kendisine yurt belledi.
Meyankökü bukelerinin yoğun hissedildiği Nodus 2009 Shiraz, Türkiye’nin ilk Şiraz üreticisi olan Pamukkale’nin, yaşlı bağlardan özel bir rezervi. Nodus köklü firmanın yeni üst markası ve
Gusto’nun “Yılın En İyi Şarapları” büyük tadımında gümüş listeye giren Şiraz’ı da Nodus’un üç kırmızısından biri.
Kavaklıdere’nin Pendore 2008 Syrah’sı da Şiraz üzümünün bir başka yıldızı. Bu üzümden Türkiye’de şimdiye dek yapılmış belki de en iyi şarap. Kemaliye bağlarından 13 bin 500 şişelik sınırlı bir üretim.
Doluca’nın 2008 Alçıtepe’si ise, Avustralya’da olduğu gibi Cabernet ile desteklenmiş bir Şiraz. Zaten danışmanı da bir Avustralyalı önolog, tadı da damağı karabibersi tonlarla gıdıklayan Avustralya kırmızılarını andırıyor.

Şarapta karpuz kokusu
En iyi yerli roze şarap: Turasan Cappadocia 2009-10Kapadokya’nın köklü firması Turasan da Fransız önologlarının da desteğiyle kalite atağında. Bu yılki yıldız şarabı ise yaz boyu adeta yok satılan Cappadocia 2009 rozesiydi. Brüksel’den altın madalya alan şarap, Kalecik Karası ve Öküzgözü üzümlerinden yapılmıştı ve kiraz, çilek hatta karpuz gibi koku ve tatlarıyla tam bir ferahlatıcılıktaydı. Şarabın 2010’u yeni çıktı, şişelenir şişelenmez Gusto’nun büyük tadımında gümüş listeye girdi. İki rekolte de piyasada ve yakın kalitede olduğundan şeref kürsüsüne birlikte çıktı. Şarabı üstün kılan bir özelliği de, fiyatının 20 liranın bile altında olması...

Kristal gibi şaraplar
En iyi yerli beyaz şarap(lar): Kavaklıdere Cotes d’Avanos Narince-Chardonnay 2009, Sevilen Fume Blanc 900Burada da şeref kürsüsü işgal altında... Sevilen 900 Fume Blanc’ın 2009’u, ilk rekolte olan 2008’den birkaç gömlek üstün. Aromatik, canlı ve diri; greyfurt kokularına yeşil limon tonları eşlik ediyor. Pırıl pırıl, damağı karıncalandıran, kristal gibi bir şarap bu. Denizli-Güney bağlarından...
Kavaklıdere’nin CÙtes d’Avanos Narince-Chardonnay 2009’u ise bir başka çizgide, dolgun, yoğun ve gövdeli. Bugüne değil yarına oynuyor, adeta yağlı kıvamı ve mineralsi tatlarıyla bir Chablis zenginliğini hissettiriyor.