Dehşet cezalar

Eğer 30 milyar lirayı itiraz etmeden ödersek dava açılmıyor.Eğer ödemezsek bu defa 45 milyar lira istemiyle dava açılacak...Haksız bulunursak 45 milyar (milyon değil) lirayı çatır çatır ödeyeceğiz.Üstelik dava zamanaşımına uğramış ama savcı bey bu durumu göz ardı etmiş...Ödeme emrini göndermiş...Bu nasıl yasa? İki sütun yazıya bu nasıl ceza?Avukat dostumuz anlatıyor:- Yasa 1985 yılından beri yürürlükte. Ama cezalar çok mütevazıydı. İki yıl önce 147 milyon liraydı örneğin... 2002 yılında RTÜK yasası ile cezalar bu düzeylere getirildi. Her yıl artıyor. Eğer suç bu yıl işlenseydi ödeme emri 60 milyar lira olarak gelecekti.Avukat Fikret İlkiz anlatıyor:- Matbaa sahibi bir müvekkilim var. Geçen yıl matbaasında bastığı derginin iki nüshasını kanun gereği 24 saat içinde savcılığa teslim etmemiş. Ona da derhal 30 milyar lira ödeme emri çıkarıldı... Bu yasayı Cumhurbaşkanı veto etmişti. Meclis ikinci kez aynen çıkardı. Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesine gitti. Şimdi Anayasa Mahkemesinin kararı bekleniyor. İlginçtir, ABnin demokrasiye uyum çağrılarında ve ilerleme raporlarında bu konuya hiç değinilmiyor... Geçen yıl ortalarında haksızlığa uğrayan bir vatandaşın davasını yazmışız. Hakkımızda mahkemeyi etkilemekten (basın yasasına muhalefet) dava açılmış. Savcı 30 milyar lira ödememizi istiyor... Elim birine değsin, Isıtayım üşüdüyseBoşa gitmesin son sıcaklığım! Son şiirim... Rıfat Ilgaz Seçim kampanyasından yarına arta kalacak esprilerden biri...Televizyonda başkan adayları projelerini anlatıyor...Başkan adaylarından biri genelevleri halen bulunduğu alandan kaldıracağını söylüyor. Televizyon programcısı daha sonra genelevdeki kadınlarla konuşuyor ve o aday hakkındaki fikirlerini soruyor. İçlerinden biri diyor ki:- Biz burada 300 kadınız.. 300ümüz bir araya gelsek onun gibisini doğuramayız... Müthiş aday Yerel seçimlerde oy verme işlemi 6 dakika sürecekmiş. Kararsızlarınki tabii daha da uzun sürer. Haldun Ertem Bursadan İzmir yönüne 30 kilometre kadar gittikte sonra yol kenarında "Kuş Cenneti" diye bir tabela görüyorsunuz... Cennet dedikleri anayolun 300 metre içerisinde, Ulubat Gölü kıyısında 20 dönümlük bir alan... 1 milyon lira verip giriyorsunuz. Çevrede tavuskuşları dolaşıyor. Kafesler içinde tavuklar, horozlar, sülünler... Göl kıyısında göçmen kuşlar konaklıyor... Ama görünürde yoklar. Acaba neredeler? Ortalarda belinde tabancayla bir adam dolaşıyor:- Şimdi birileri gölde gürültü yaptı, pelikanlar Manyasa doğru kaçtı, diyor.Bu tabancalı adamın adı Mustafa Bilgili... TEMA Vakfı Bakanı Hayrettin Karacanın dostu olduğunu, bu araziyi 30 yıl önce aldığını, 30 yıldır bölgede doğal hayatı korumaya çalıştığını, elektronik atölyesinde kazandığını buraya harcadığını, anasından emdiği sütün burnundan geldiğini anlatıyor:- Seni en çok kimler uğraştırıyor?- En başta avcılar...- Yani avcılar burada pelikan kuşlarını mı vuruyor?- Ne bulurlarsa vuruyorlar...- Valiye, kaymakama, savcıya şikâyet etmiyor musun?- Jandarma biraz uğraşıyor. Başkası uğraşmıyor. Bazen devletin valisi, kaymakamı, savcısı da avcı çıkıyor...Avrupalı bilim adamları zaman zaman gelip göçmen kuşları gözlüyor, avcılara gölde av izni verilmesine çok buzuluyormuş:- Avrupaya gidip şikâyet etsem baskı yapar durdururlar bu hoyratlığı, diyor, ama kendi ülkemi gidip de Yunana, Almana şikâyet etmeyi yediremiyorum kendime...Göl de kirleniyor, rengi maviden siyaha dönüşüyor. Uludağ Üniversitesi ve çevre örgütlerinden gelir giderlermiş. Ama faydaları dokunmamış şimdiye kadar... Bursaya epey zamandır gitmemiştik. Bir tepeden Bursa Ovasına baktık. Dehşete kapıldık... Bursa Ovası olmuş beton yuvası... Yeşil Bursa olmuş beton Bursa... Vatandaş ev sahibi olmuş ama doğayı ve doğada yaşama hakkını kaybetmiş. Yazık. m.asik@milliyet.com.tr Kuş Cennetinin avcıları...