Dumansız yaşam

Ülkenin havası epey temiz... Kapalı alanlarda sigara içimi geçen mayıs ayından beri yasak biliyorsunuz... Yasağın ikinci bölümü bu yıl 19 Temmuz’da yürürlüğe giriyor... Restoran, kahvehane ve barlar tam sigarasız oluyor...
Ne var ki, yasağın bu ikinci bölümüne karşı sigara tekelleri şimdiden bir delme operasyonuna giriştiler...
Tekellerin kışkırtmasıyla örgütlenen restoran ve kahvehaneler turizm ve ikram endüstrisinde kazançların düşeceği bahanesiyle hiç değilse “sigaralı - sigarasız” bölüm uygulamasına gidilmesi için lobi yapıyorlar.
Geçenlerde bir yazar grubu İspanya’ya götürüldü... Dönüşte “sigaralı - sigarasız” bölüm ayrımının propagandası yapıldı.
Fransa dahil pek çok ülkede ise “sigarasız” alan uygulaması başarıyla sürdürülüyor.
Sigara ve Sağlık Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Elif Dağlı, sigaralı - sigarasız ayrımını bir genel havuzda çiş yapılacak ve yapılmayacak alan ayrımına benzetiyor. Mümkün mü bu alanları ayırmak?
Tekel destekli propagandaların bir tezi de yasağın demokrasiye aykırı olduğu mavalı...
Sağlık için konulan yasakların demokrasiyle ilgisi olabilir mi? Örneğin alkollü araba kullanma yasağının demokrasiyle ilgisi var mıdır?
Kapalı alanlardaki tam sigara yasağının en büyük faydası özellikle gençleri sigaradan caydırır nitelikte olması. Bu arada gün boyu duman soluyan servis personelinin de sağlığı kurtulacak... Ölümler azalacak. Sigarasız yaşam bir uygarlık ölçüsüdür. Uygarlaşalım...


Devlet Bakanı Egemen Bağış, “Hükümet 7 yılda sessiz devrim yaptı” demiş.
“Sessiz”le “devrim” arasına “karşı” sözcüğünü koysaydı tam isabet kaydetmiş olurdu...
Haldun Ertem


Kiralık sandal
Fıkra Seda Türköz’den... Göl kenarında sandal kiralama barakasının önünde patron megafonunu kaldırıp “99 numaralı sandal” diye bağırmış, “Saatiniz doldu dönün artık”... Dakikalar geçmiş sandalda bir hareket yok.
“99 numaralı sandal” diye yinelemiş patron, “Size söylüyorum. Saatiniz geçti yoksa ceza ödersiniz.”
Yardımcısı, “Patron bu işte bir hata var” diye uyarmış, “Bizim 75 sandalımız var... 99 numara yok ki?”
Patron biraz düşünüp “Kahretsin” demiş, sonra yeniden megafonu kaldırıp, telaşla eklemiş: “66 numaralı sandal. Dayanın hemen geliyoruz.”


Nasıl temizlenir?
DİSK açıklama yapmış. Diyor ki: “12 Eylül’cülerle ve Susurluk’la hesaplaşmadan, 1 Mayıs 77, Çorum, 16 Mart, K. Maraş ve Sivas katliamlarını, Genel Başkanımız Kemal Türkler cinayeti benzeri siyasi cinayetlerin ve faili meçhullerin gerçek sorumlularını açığa çıkarıp yargılamadan, darbeciliğe karşı demokrasi mücadelesi verildiğine kimse inanmaz...”
Doğrudur... Temiz topluma o yoldan ulaşılır. Çeteler ancak öyle temizlenir...
Peki, bugün verilen ne mücadelesidir?
AKP’ye karşı unsurları etkisizleştirme mücadelesi.
Bu mücadelenin sonundan temiz toplum çıkmaz. tearihin çöplüğüne bir de AKP ürünleri eklenir.

Yalçın Küçük...
İşte AKP demokrasisinin fotoğrafı... 70 yaşını aşmış, hayatında karıncayı incitmemiş Profesör Yalçın Küçük’ün evi saatlerce aranıyor, kendisi azılı katil gibi ite kaka, yaka paça götürülüyor... 20 saat aralıksız sorgudan geçiriliyor. 4 gün emniyet, 10 gün hapishane... Salıverildiğinde Milliyet muhabiri soruyor:
- Sizi tam olarak neyle suçladılar?
- Bana hiçbir suç isnat edilmedi...
Peki neden bu eziyet? Neden bu aramalar, içeri alınmalar? İpucu veriyor:
- Son yedi ay boyunca, hakkımda düzenli bir kampanya yürütüldü. Kanal 7, Samanyolu, atv beni ve Mustafa Özbek’i açık hedef gösterdi.
Mekanizma böyle işliyor...
İktidara sert eleştiri yapanları “polise yardımcı güç” olarak çalışan sözde gazeteciler gazete sütunlarda ihbar ediyor. Kamuoyu oluşturuyor. Polis de o kişileri milyonların gözü önünde yaka paça ediyor. Bizzat cezalandırıyor.
Amaç iktidar muhaliflerini sosyal linçe tabi tutmak, diğer muhaliflere gözdağı vermektir.
Nitekim Yalçın Küçük diyor ki:
“En acı nokta tutuklanmamdan itibaren ortada aktif bir savcılık makamı göremiyorsunuz, her şey emniyetin... Bu yepyeni bir durum ve çok garip...”
Yarsav Başkanı Eminağaoğlu ne demişti geçenlerde:
“...Siyasi irade, Cumhuriyet savcısına bağlı olmayan; kendisine bağlı bir polis teşkilatıyla bu soruşturmaların yürütülmesini sağlamış, kendisine karşı işlendiği ileri sürülen olayları neredeyse kendisi soruşturur ve sorgular hale gelmiştir.”
Örtülü AKP diktası, kendisini eleştirenlere karşı bu yoldan ceza veriyor.
O yüzden, demokrasi, insan hakları, insan onurunun bittiği noktadayız...
* * *
Meslektaşımız Faruk Bildirici'nin NTV'deki konuşmasını dün eleştirmiş, 11. dalgadaki gözaltılara adeta olağan bir hava verdiğini yazmıştık. Bildirici konuşmasının yanlış anlaşıldığını, böyle bir amacının olmadığını, “Ankaralı gazetecilerin polisten, savcılıktan sızan bilgiler ve 'yandaş medya' nın fırlattığı işaret fişekleri" sonucu tahminler yaptığını, söylediğinin sadece bu olduğunu bildirdi. Mesele yok.