HOLOKOST

27 Ocak, Holokost’u yani Avrupa’nın Yahudi soykırımını anma günüydü.

Holokost’u anma günü vesilesiyle bizim Dışişleri Bakanlığı da bir bildiri yayımladı. Bildirinin sonunda dedi ki:

“... Türkiye, II. Dünya Savaşı sırasında Nazi mezaliminden kaçan çok sayıda Musevi’ye kucak açmıştır. Bu dönemde, çok sayıda Yahudi temerküz kamplarına gönderilmekten Türk Hükümetinin kararlılığı ve Türk diplomatlarının insanüstü çabaları sayesinde kurtulmuştur. Mağdurlara yardım eli uzatan diplomatlarımızın hatıralarını da bu vesileyle yâd ediyoruz.”

Soykırımı anma gününde hatırlanması gerekenler sadece bunlar mı? 1933’ü izleyen yıllarda Avrupa ülkeleri ve ABD Yahudi bilim adamlarına vize vermezken Türkiye kapılarını açmış, bakanlıklarda ve  her birine iş sağlanmıştır. O yıllarda Almanya’nın işgal ettiği veya ittifak ilişkisi kurduğu ülkelerde Yahudiler işsiz bırakıldı, mallarına el konuldu, gettolarda veya toplama kamplarında ölüme terk edildiler.

Fransa’dan Hollanda’ya, Romanya’dan Slovakya’ya, Yunanistan’dan Macaristan’a toplam 6 milyon Yahudi (saklananlar komşuları tarafından ihbar edilerek) öldürüldü. Avrupa’da Yahudilerin Nazi katliamından kurtarıldığı tek ülke Türkiye idi. Ne var ki Holokost yılda bir kez anıldığı halde bizim vergisini ödemeyen (ya da ödeyemeyen) 1400 azınlık mensubunu bir yıllığına Aşkale’ye taş kırmaya göndermiş olmamız daha fazla gündeme gelir, adeta daha büyük facia olarak gündemde tutulur. Çünkü biz günah keçisiyiz.

TİYATRO

 

Gazetede bir ilan gözümüze çarpıyor:

- Tiyatro Caddesi’nde satılık dükkân.

Demek tiyatroların birer ikişer yok olduğu şehrimizde bir tiyatro caddesi de varmış. Hem de pek yabancısı olmadığımız bir semtte.

Beyazıt’tan Kumkapı’ya inen caddelerden biriymiş.

Peki, bu caddede tiyatro var mıymış?

Artık yokmuş. Tamamlayıcı bilgiyi Eray Canberk ve Rüknü Özkök’ün “Ömür Biter İstanbul Bitmez” adlı kitabından alıyoruz.

İstanbul’un Suriçi bölgesindeki ilk tiyatro işte bu cadde üzerinde açılan Güllü Agop Tiyatrosu imiş. Diğer adı Osmanlı Tiyatrosu. Açılış tarihi 1859.

Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre” oyunu 1873 yılında ilk kez burada oynanmış, heyecana kapılan halk sokaklara dökülmüş, Saray telaşlanmış, Namık Kemal ve arkadaşları Mağusa’ya sürgüne gönderilmiş.

1884’te Ahmet Mithat Efendi’nin “Çengi ve Çerkes Özdenleri” adlı oyunları oynanmış burada. İyice telaşa kapılan Abdülhamit, tiyatroyu kapatmış. Bununla da kalmamış, ertesi gün 400 belediye çavuşu yani belediye işçisi gönderilip tiyatro yerle bir edilmiş.

Üzerinde tiyatro olmayan cadde orada hâlâ duruyor.

BİLMECE

BirGün gazetesine demeç veren Kemal Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda konuşuyor:

“Bozulan hukuk düzenini yeniden inşa etmek istiyorsanız, devleti bilen, sağduyulu, ittifakın bileşenlerine güven veren ve ortak hareket etmeyi temel ilke olarak kabul etmiş birisini cumhurbaşkanı adayı olarak belirlersiniz. Çünkü bu bir geçiş süreci. ‘Biz çok popüler bir ismi getirip cumhurbaşkanı seçelim’ diye bir düşüncemiz yok. Cumhurbaşkanı adayının nitelikleri çok önemli. Adayın siyasetçi olması lazım. Çünkü devlet siyasal bir organ. Siyasal organı iyi tanıyan bir siyasetçi olması lazım.”

Sanki kafalarda belli bir isim var da Kemal Bey o ismin özelliklerini sayıyor gibi. Belediye başkanı değil. Meslek örgütünden, iş dünyasından, üniversiteden biri de değil. Bir siyasetçi. Siyasal organı iyi tanıyan bir siyasetçi. Kim dersiniz!

MAYMUN

Üç maymunu hepimiz biliriz.

Biri gözlerini, diğeri kulaklarını, öteki ağzını kapatmıştır.

Bunun anlamı “Görmedim, duymadım, söylemedim” diye tercüme edilir.

Gerçekten öyle midir?

Bilge Tanyol doğrusunu anlatıyor:

Bu üç maymunun adları “Mizaru, Kikazaru, İvazaru”dur.

17’nci yüzyılda Japonya’nın Nikko şehrinde “Toşo Gu” tapınağının kapısına yapılmış bir oymadır bu. Adları da Nikko maymunları.

Verdikleri mesajlar ise bizim bildiklerimizin tam tersidir. Mesela:

Mizaru’yu biz GÖRMEDİM diye biliriz,

Aslı, kötü gözle bakma.

Kikazaru’yu biz DUYMADIM diye biliriz,

Aslı, kötüyü dinleme.

İvazoru’yu biz SÖYLEMEDİM diye biliriz,

Aslı, kötü söz söyleme.

Yani üç maymun öyle sorumsuz, korkak, pasif birileri değil.

Tam tersine, iyi öğütler veren, üç sevimli yaratıktır.

Doğrusunu bilelim.