Hukuktan aşağı!

Ergenekon ve Balyoz davalarının acar avukatlarından Hüseyin Ersöz, tweet mesajlarında anıları tazeliyor. Diyor ki:

“Çok açık ve net ifade ediyorum: Polisleri, Savcıları, Hâkimleri bir kenara koyun. Kumpas davalarda, komplonun ortaya çıkmasını ‘engelleyen’ kişiler, dijitalleri inceleyen “bilirkişilerdir’!”

Bugüne kadar o bilirkişilerden bir tekine dahi hesap sorulabilmiş değil!

Evet... Sahte kanıtlara sağlam raporu vererek yüzlerce insanın hapiste çürümesini sağlayan bilirkişiler vardı. Ağır suç işledikleri halde sonradan peşlerine düşülmedi. Yargıdan kaçtılar ya da kaçırıldılar.

Onlar yargılanmıyor ama... Fetö’ye destek ne kelime, ömürleri boyunca Fetö’nün karşısında durdukları halde kimi gazeteci ve yazarlar hapis cezasına çarptırılıyor.

Bir veya birkaç köşe yazısı gazetecinin hapse girmesi için yetiyor.

***

Bu arada bir de ışık tartışması baş gösterdi.

Anayasa Mahkemesi’nin eski milletvekili Enis Berberoğlu ile ilgili “Yeniden yargılansın” kararını kabul etmeyen Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu davranışı gündeme oturdu. Tartışmalar kızışınca Anayasa Mahkemesi üyelerinden Engin Yıldırım Twitter hesabından ‘Işıklar yanıyor’ diye bir mesaj attı. Darbe öncelerinde Genelkurmay’ın ışıkları yanardı. Mesajda bu ima görüldü. İktidar tarafı bu mesaja tepki gösterdi.

Anayasa Mahkemesi arada sıkıştı.Türkiye işte bunlarla meşgul.

İTTİFAK

Mantar gibi yeni partiler kuruluyor.

Tabii ki siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurudur.

Herkesin parti kurma hakkı vardır.

Ama neden bu kadar çok parti? Hem de seçime daha üç yıl varken... Ve hem de yüzde 1-2 oy alıp alamayacakları bile kuşkuluyken?

Bir dostumuz bu merakları şöyle giderdi:

- Yeni sistem, malum, ittifakları zorunlu hale getirdi. CHP veya İyi Parti gibi partilerin dışında kalmış kişiler Meclis’e parti kurarak girmeye çalışıyor. Bir parti kuracaksın. Yüzde 1-2 oyluk bir taban oluşturacaksın. Sonra ittifakın kapısını çalacak aranıza katılırım ama bana üç beş sandalye vereceksin diye pazarlığa oturacaksın. Yüzde 1 oy bile ittifak için değerlidir. Karşılığında bir iki sandalye verilir. Yüzde 1’lik parti ittifaka alınır. Hesap budur.

FAİZ

Hollanda, Amsterdam’dan yazan okurumuz diyor ki:

- Buraya yeni geldim, belki de o yüzden pek çok şey beni şaşırtıyor.

- Mesela?

- Mesela burada bankalar mevduata faiz vermiyor. Hatta eğer mevduatınız 1 milyon euro’nun üzerindeyse size negatif faiz uyguluyor yani sizden faiz alıyorlar.

- İlginç...

- Düşünüyorum da... Burası Hıristiyan bir ülke. Faiz yok. Bizim ülkemiz Müslüman ülke. Ama Diyanet İşleri Başkanlığı bile faiz alıyor. Faizsiz iş gören yok. Ne ilginç.

- Doğru.

- Dahası, halkımız uygulanan faizi de yetersiz buluyor, parasını dolara, euro’ya falan kaydırıyor.

- Bu da doğru.

- Sonuçta Avrupa’nın en faizci ülkesiyiz. Ne demişti geçmişte bir Osmanlı Paşası? “Gâvurlar İslamiyet’i bizden daha iyi uyguluyor” dememiş miydi!

- Tabii bunun da sebepleri var.

- Vardır tabii. Ama ben sonucu konuşuyorum.

GÜLER

Dünyaca ünlü foto muhabirimiz Ara Güler, aramızdan ayrılışının 2. yıl dönümünde, yakın dostu Melih Berk’in kadrajından çıkan fotoğraflarla Küçükçekmece’de anılıyor.

Ara Güler, ardında 2 milyon fotoğraf karesi bıraktı.

Ancak sergilenecek fotoğraflar daha önce hiçbir yerde görünmedi.

Bu fotoğrafları Ara Güler’in yakın dostu Melih Berk çekti

Sergide, Ara Güler’in en doğal halleri, dostlarıyla özel anları, doğum günü partileri, kişisel özelliklerinin yanı sıra yine dostlarının onun hakkında yazmış oldukları metinler yer alıyor.

“Güle Güle Ara Güler” başlıklı sergi 17 Ekim 2020 Cumartesi günü saat 18.30’da Küçükçekmece Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde kapılarını aralıyor. İmkânınız olursa kaçırmayın.

HİTLER

İnsanların adlarının kısa ve çabuk algılanır olması özellikle siyasette avantaj sağlar mı? Sağlıyormuş. Örneği Adolf Hitler’den veriyorlar.

Hitler’in babası Alois bir kadının gayrimeşru çocuğu idi.

Bu kadının adı Maria Anna Schicklgruber idi.

Dolayısıyla, Hitler’in babası “Alois Schicklgruber” adını taşıyordu.

Alois’in gayrimeşru babası, Johann Heidler, oğlunu beklenmedik şekilde 84 yaşında, (muhtemelen bir miras olayı nedeniyle) nüfusuna kaydettirdi.

Böylece Alois’in ve sonra da oğlu Adolf’ün soyadı (Heidler) Hitler oldu.

Eğer Johann Heidler ölümünden az önce miras nedeniyle oğlu Alois’i nüfusuna kaydettirmese Adolf’ün soyadı da Schicklgruber olacaktı. Pek çok kişi o takdirde Hitler’in Hitler olmayacağı kanısındadır. Çünkü kimse: “Heil Schicklgruber” şeklinde bir selamlamanın görkemli bir etki doğuracağı ve milyonları etkileyeceği kanısında değildir.

TAŞ

Oturduğumuz semtte dükkânların önünde yer yer kaldırım taşları kırılmış. Hiçbir iş yeri sahibi kırık taşları onarmak için çaba göstermiyor. Herkes bekliyor ki belediye gelsin onarsın kaldırımları. Belediye ne zaman mı gelir? Bazen bir ay sonra, bazen bir yıl sonra. Keyfi bilir...

Şark böyledir. İnsan sokağa yabancıdır. Garp farklıdır. Orada adam sokağı evinin uzantısı olarak görür. Okurumuz Tamer Karadağlı anlatıyor:

- Yıllardır evimin önünü süpürürüm. Sağ ve soldaki komşuların evlerinin önünü de süpürürüm. Bu davranışımı komşular örnek alır diye bekliyordum. Kimse örnek almadığı gibi, karşı komşu bir gün:

“Keşke benim evime komşu olaydın” demesin mi?