KIBRIS ISINIYOR!

Dışişleri Bakanı Mike Pompeo açıkladı, ABD, Kıbrıs Rum Yönetimi’ne uyguladıkları silah ambargosunu kaldırıyor. Washington artık Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi’ne destek verdiğini açıkça sergilemekten çekinmiyor.

Güney Kıbrıs kime karşı silahlanacaktır?

Belli ki Türkiye’ye ve KKTC’deki Türk askeri birliklerine karşı.

Çünkü etrafında başka düşmanı yok.

Peki, Türkiye bu tehlikeli gidişe karşı ne yapıyor? İktidar ve muhalefetten zayıf iki açıklama dışında hiçbir tepki görmediğimizi belirtelim.

Rum Yönetimi’nin 1997 yılında Rusya’dan S-300 füzeleri almaya kalkıştığı zaman Türkiye’nin gösterdiği tepkiler hatırlardadır. Ankara, füzelerin Kıbrıs’a ulaşmaması için abluka uygulayacağını, füzeler monte edildiği takdirde hava hücumuyla tahrip edeceğini çok açık dille bildirmişti.

Rumlar bu tepkiler üzerine füzeleri alamadı. S-300 füzeleri Girit Adası’na hapsedildi. Günümüzde şartlar çok daha kritik.

ABD Suriye’de Kürt devleti oluşturma çalışmalarını sürdürürken, bir yandan da Yunanistan’da üs kuruyor, birlikte tatbikat yapıyor. Bizim ‘stratejik müttefik’ saydığımız ABD etrafımızda çember oluşturuyor.

F-35 projesinden bizi çıkarıp 8 uçağımıza el koydular. Ara sıra ekonomimizi mahvetmekten veya iç işlerimizi yönetip, muhalefeti iktidar yapmaktan söz ediyorlar. Peki, biz ne yapıyoruz, ne yapacağız? Üzerinde düşünmemiz gereken soru bu.

GARİP KARAR

Pandemi sonrası ekonomi yeniden şekillenirken... Tarım bütün dünyada önem kazanırken... CHP tarımla ilgili genel başkan yardımcılığını lağvetti. Genel Başkan bu kararı neden aldı? Tarımla ilgili son Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal’a sebebini sormuş, “Ben de bilmiyorum” yanıtını almıştık.

Diyelim ki Sarıbal’dan memnun değiller. Parti Meclisi’nde bu göreve gelebilecek Gökhan Günaydın gibi bir isim daha vardı. O da ziraatçıydı. Bu konu konuşulurken CHP’li bir dostumuz dedi ki:

- Bu isimler yerli tohumu savunur. Milli ziraatı savunur. Bundan rahatsız olan parti dışından (belki yurt dışından) güçlü birileri o görevin lağvedilmesini istemiş olabilir.

Sebep bu mudur? Başka bir şey mi? Bu mantıksız kararın mantığını CHP mutlaka açıklamalıdır.

OĞLUM ALMANYA’DA

Uzun süredir konuşup görüşmediğimiz bir dostumuzdu. Telefonda biraz sohbet ettik. Söz oğluna geldi:

- Oğlan nasıl? Hatırladığım kadarıyla zeki bir çocuktu.

- Oğlan İstanbul Lisesi’ni bitirdi. Abituru geçti. Almanya’da üniversiteye başladı.

(Abitur Alman sisteminde üniversiteye devam etmek isteyen lise mezunu öğrencilerin girdiği bir sınav. Türkiye’de Almanca okuyan öğrencilere de bu şans tanınıyor. Sınavı geçen öğrenci Alman üniversitelerinde parasız okuyabiliyor.)

- Yine de epey masraflı olmalı...

- Yılda 10 bin euro’luk harcaması olacak. Ancak orada da burs sınavına girip kazandı. Bize yükü çok azaldı.

- Ne okuyor?

- Bilgisayar yazılımı.

- Gelecek için ne düşünüyor?

- Ben artık Türkiye’ye dönmem, diyor.

- Orada çok Türk öğrenci var mı?

- O şehirde yalnızca İstanbul Lisesi’nden 30 kadar Türk öğrenci varmış. Çoğunun umudu mezuniyetten sonra orada iş bulup kalmakmış. Oğlum anlattı.

Zeki ve başarılı gençler eskiden ülkesine dönüp faydalı olmayı düşlerdi.

Şimdiki durum ise tersine. Ama biz bu gençler için ‘haksızlar’ diyemiyoruz.

DOKTOR

Doktorları döversek hastamıza daha iyi bakarlar. İyi bakmazlarsa yine döveriz.

Bağırıp çağırıp küfredersek yola gelirler.

Bize biat ederler siyasetin emrine girerlerse tıbbımız ilerler.

Ülkemizde böyle bir anlayış var.

Gelişmiş ülkelerde ise anlayış farklı

Orada tıp dünyasına bilim egemen.

Tıp adamları saygı görüyor.

İnsanlar doktorlara güveniyor.

Hastane kapılarında hasta yakını - doktor savaşları yaşanmıyor.

Biz bu farkı ne zaman ve nasıl kapatacağız?

HAKKARİ

Hakkâri Üniversitesi’nde açılan araştırma görevlisi sınavına girmeye 20 kişi hak kazanmış. Sınavı Rektör Ömer Pakiş’in oğlu kazanmış. Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığı şikâyetler üzerine soruşturma açmış.

Böyle bir durumda mahkemenin sonucunu beklemeye gerek var mı? Bu delikanlının sınavı bileğinin hakkıyla kazandığına kim inanır? Rektörün bunu düşünüp oğlunu sınava sokmaması gerekirdi.

Böyle bir rektör üniversite yönetebilir mi?

MALUMAT

ABD’nin başkenti Washington nasıl yazılır?

Washington mu, Vaşington mu?

Basında genellikle birinci şekil tercih ediliyor.

Ancak Türk Dil Kurumu’na göre doğru yazılış ikincisidir.

TDK’ya göre eskiden dilimize yerleşmiş Batı kökenli kişi ve yer adları Türkçe söylenişlerine göre yazılır: Napolyon, Şarlken, Vaşington, Atina, Brüksel, Cenevre, Londra, Marsilya, Münih, Paris, Roma, Selânik, Venedik, Viyana, Hollanda, Letonya vb.

Ancak... Latin harflerini kullanan dillerdeki özel adlar özgün biçimleriyle yazılır: Beethoven, Byron, Cervantes, Chopin, Molière, Puccini, Rousseau, Shakespeare; Bologna, Buenos Aires, New York, Nice, Rio de Janeiro vs...

Ancak Batı dillerinde kullanılan adların okunuşları ayraç içinde gösterilebilir: Shakespeare (Şekspir) vb.

(Bilgi Malumatfuruş sitesinden)

HORTUM

Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, Twitter’a kısa bir video koymuş. Videoda elinde hortumla şu fışkırtarak Atatürk heykelini yıkarken görülüyor.

Altına da şöyle yazmış:

“Maltepe Meydanı’ndan herkese günaydın! Bu kentin meydanlarına, sokaklarına, Maltepelilerin en büyük sevdası ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, devrimlerine ve mirasına gözümüz gibi bakıyoruz.”

CHP’li bir vatandaş görüntünün altına şu yorumu yapmış:

“Bugünlerde akıl sağlığımı korumakta çok zorlanıyorum.”