Kriminal fıkra

Köyün birinde camiye bir hırsız dadanır. Köylüler namaza durup, imam “Allahüekber...” dediğinde, hırsız faaliyete geçer ve cami kapısındaki en yeni ayakkabıları çalar kaçarmış.
Bir gün, iki gün, derken köylünün birisi hırsızı yakalar ve köy ihtiyar heyetinin karşısına çıkarır.
Adama ne ceza verelim, diye düşünürlerken birisi;
- İmam yapalım, der, hem nadim olur hem de namaz kılarken gözümüzün önünde olur.
Ve hırsızı imam yaparlar. Köyden uzak kalan biri döndüğünde merak edip sorar:
- Hırsız ne yapıyor? İmam olunca hırsızlık bitti mi?
- Yok canım, demiş köylü, iki adam tuttu ayakkabıları onlara çaldırıyor. Kendisi de iki günün biri “Hırsızlık günahtır...”
Diye vaaz veriyor.

Üreme organı
Filozof dediğiniz hiç düşünülmeyeni düşünen ve düşündüren adamdır...
İşte size Montaigne’in öylesi sözleri:
“Üreme organlarımızın çalışmaları öylesine doğal gerekli ve doğru ki; acaba bu organlar bize ne yaptılar da biz utanç duymadan onlardan söz açamıyor, onları hep ciddi sohbetlerin dışında tutuyoruz. Öldürmek, hırsızlık yapmak ya da ihanet etmek gibi sözcükleri rahatça kullanmaktan korkmuyoruz ama üreme organlarımızın adlarını ancak fısıldayarak söylüyoruz...”

Ya sizi kullanan?
Balyoz Harekâtı’nda “Tutuklanacak gazeteciler” arasında ismim çıktıktan sonra, bir psikolojik harekâta maruz kaldım, diyor Nazlı Ilıcak. Oysa öyle olmadı. Kuşkulu belgelere dayanarak “Faydalanılacak gazeteciler” diye bizleri suçlamaya kalkıştığı için kendisinin 12 Eylül sicilini açıkladık. Dün yazdığı yazıda 12 Eylül sonrası darbecilere yazdığı satırların “denge cümleleri” olduğunu iddia ediyordu.
12 Eylül’ün öncesi de vardı.
Ece Temelkuran’a 2008 yılındaki bir televizyon programındaki itirafına bakın:
“O dönemde kontrgerillaya destek vermiş olduk tabii.”
Ece soruyor:
“Kontrgerillaya destek mi verdiniz yani?”
“Evet.”
Biz ülkenin kan gölüne dönüştüğü günleri iyi hatırlıyoruz.
Nazlı Ilıcak ve Tercüman gazetesinin o kanlı günlere katkısını da..
Doğrudur, Nazlı Hanım 12 Eylül’den sonra partiler düzenine dönülmesini savunmuştur. Çünkü mensup olduğu kesimin ana projesi şuydu:
“Asker solu temizlesin, iktidarı yine sağ partilere versin...”
Sermayenin iktidarına hizmet etmesi şartıyla darbelere itirazı yoktur.
Demokrasi aşkı sağın ve sermayenin iktidarıyla sınırlıdır.
E. Org. Çetin Doğan plan seminerinde gazetecilerle ilgili listeler olmadığını söylüyor. Taraf’ı ekranda yüzleşmeye çağırıyor. Kaçıyorlar. Ama iftirayı pişkinlikle kullanıyorlar.
Boş verin yararlanılacak gazetecileri Nazlı Hanım.. Halen yararlanılan gazetecilere bakın siz. İktidar sermayesinin çıkardığı gazetelerde kendilerini iktidara kullandıranlar, hızlarını alamayıp adları gazcıya çıkanlar kimler? Ona bakın.. Beni yalnızca Milliyet okuru ve halk kullanır.
Ya sizi?

Miting
Ataması yapılmayan öğretmenler bugün saat 13.00’te Ankara Abdi İpekçi Parkı’nda bir miting düzenliyor...
Haziran’da 10 bin öğretmenin ataması yapılacak diyen Milli Eğitim Bakanı’na bu sayının sorunu çözmeyeceğini bildirecekler.
Öğretmenlerin derdi de aynen TEKEL işçileri gibi; 4-C...
Bugün yaklaşık 150 bin öğretmen 4-C statüsünde çalışıyor.
Kadrolu öğretmenlerle aynı işi yapıyorlar ama 600 lira aylık alıyorlar.
Öğretmenler bu 150 bin ücretli öğretmene kadro verilmesini istiyor Ayrıca eğitimde 75 bin öğretmen açığı var...
Öğretmenler bu kadroların da doldurulmasını istiyor...
Çok şey değil, sadece haklarını istiyorlar.

Erdoğan ulusa seslenmiş: “Karanlık devirler artıksona erdi.”
Borcunu ödeyemediği için elektrikleri kesilen 6.6 milyon aile bu müjdeyi duyamadı ne yazık ki...
Haldun Ertem

4-C gerçeğini sendikacılardan öğrenen Erdoğan, Maliye Bakanı Şimşek’e, “Bunları bana neden tam olarak anlatmıyorsunuz?” diye sitem etmiş.
Ne yani? “Benim Başbakan’ım her şeyi bilir, bilmediği hiçbir şey yoktur!” diye düşünmüş olamaz mı?
Fahrettin Fidan

Uluç...
Sevgili Ömer Uluç’u sonsuzluğa uğurladık dün... Paris’te, İstanbul’da, Çiçek Bar’da orda burda hoş sohbetlerimiz olmuştur. Zekâsı ve esprisiyle güzelleştirirdi sohbetleri. Hayat doluydu. Arkadaşları ona zaman zaman nekes (cimri) diye takılırdı. Onlardan biri de yakın dostu Hüseyin Baş... Bir gün Çiçek Bar’da delikanlının biri gelip saati sormuş Ömer’e... Ömer sohbete daldığından oralı değil. Hüseyin Baş delikanlıya dönmüş:
- Boşuna bekleme söylemez, başka yerden öğren saati...
- Neden abi?
- Onun saatinde akrep vardır...
Ömer’in fırça darbelerini “yer silme”ye benzetirdi kimileri. Hüseyin bunu duyunca sinirlendi:
- Keşke biz de öyle yer silebilsek, deyiverdi...
Bir röportajında, “Bir sanatçının günlerce ya da aylarca çalışarak yaptığı bir resim hakkında bir seyirci 1.5 dakikada önünden geçip karar veriyor” demişti... Haklıydı. Bir açıdan şanslıydı da. Türkiye’de resimden kazandığı parayla yaşayabilen az sayıda ressamdan biriydi. Renklerin dünyasına üslup ve iz bırakarak gitti... Nur içinde yatsın...

Bakan Faruk Çelik “Madımak’ı çok kurcalamayın” demiş.
Madımak’ı kurcalamayın, altından kimin çıkar belli olmaz!
Orduyu kurcalayın, yargıyı kurcalayın, üniversiteyi kurcalayın...
Gülhan Elmas