MAYIS GÜNLERİ

14 Mayıs, bir zamanlar demokrasi bayramı olarak kutlanırdı. 14 Mayıs 1950 günü, 27 yıl süren CHP iktidarının son bulduğu Demokrat Parti’nin yüzde 53 oyla tek başına iktidara geldiği tarihtir.

Ünlü şairimiz Orhan Veli, 1950’ye doğru şiirleri yanında siyasi eleştiriler de yazar. Çıkardığı YAPRAK dergisinde 15 Mayıs 1950’de CHP’nin yenilgisini bakınız nasıl yorumlar:

“Seçimler bitti. Demokrat Parti, Halk Partisi’ni korkunç bir bozguna uğrattı. Oysa ki Halk Partisi, halkı kazanacağını umarak fikirleriyle prensiplerinden son zamanlarda ne fedakârlıklar etmişti. Bütün yayınlarına göz yumulan din dergileri, okullara konan din dersleri, yeniden açılan ilahiyat fakülteleri, imam hatip kursları, türbeler, şahsi sermayeye sağlanan imtiyazlar,                      her türlü irticaa tanınan haklar... Hiçbiri kâr etmedi.”

CHP dinsel açılımı öylesine bol kepçe yürütmüştür ki, seçimlerden üç ay önce, 1926 yılında kapatılan tekke ve zaviyelerin yeniden ziyarete açılmasını öngören bir yasa bile çıkarılmıştır.

Netice? Halk böyle inandırıcı olmayan açılımlara prim vermemiştir.

Oysa sağlam bir iktidar programı yapsanız, halka yalakalık yapacak yerde halkı kendi peşinize taksanız, böylece hem daha dürüst olacaktınız hem de ülkeyi yönetme vakti geldiğinde şapa oturmayacaktınız. CHP o tarihte  kendine güvenememiştir.

BİSİKLET

Hollanda’da yaşayan arkadaşımla görüntülü konuşurken elindeki kutu dikkatimi çekti:

- Nedir o elindeki

- Sprey. Pas spreyi.

- Yani?

- Sıkıyorsun, madeni eşyayı paslı gösteriyor.

- Sen ne yapacaksın onu?

- Anlatsam inanmazsın.

- Anlat, inanırım.

- Yeni bir bisiklet aldım. 6 bin euro (60 bin lira) saydım. Burada muazzam bir bisiklet hırsızlığı var.  Yeni bisikletleri çalıyorlar. Kilit kâr etmiyor, onu da tel makasıyla birkaç saniyede kesiveriyorlar. Yeni bisikletimi spreyle paslı gibi yapacağım ki eski sanıp çalmasınlar.

Hırsızlığı genellikle yabancı kökenli çeteler yapıyormuş. Hollanda polisi öyle diyormuş. Peki, neden bu çeteleri yakalayıp caydırıcı cezalar vermiyorlar? Bu da Hollanda polisinin ayıbı tabii.

SAMSUN

Yarın 19 Mayıs... Büyük Önder’in Samsun’a ayak bastığı 19 Mayıs 1919’un yıldönümü. Aynı zamanda Mustafa Kemal’in ve Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum günü. Mustafa Kemal Samsun’a neden gönderildi?

Kendisi şöyle anlatır:

“Bir gün Harbiye Nâzırı rahmetli Şakir Paşa beni makamına davet etti. Tek bir kelime söylemeksizin bana dosyayı uzattı:

- Bunu okur musunuz? dedi.

Dosyayı baştan sona gözden geçirdim. Özeti şu idi: ‘Samsun ve havalisinde birçok Rum köyleri Türkler tarafından her gün tecavüze uğramaktadır. İstanbul hükümeti bu vahşi tecavüzlerin önüne geçememektedir. Bu havalinin emniyet ve huzurunu temin etmek insaniyet namına borcumuzdur.’ ”

Pontus devleti kurmak isteyen Rum çetelerle savaşan milli güçleri etkisizleştirmek için Samsun’a gönderilen Mustafa Kemal, bu fırsatı Milli Mücadele’yi başlatmak ve ülkeyi kurtarmak için kullanınca aradan bir ay geçmeden geri çağırıldı, iki ay geçmeden ordudaki görevinden alındığı tebliğ edildi.

DİPLOMA

Günaydın’da çalıştığımız yıllarda genel yayın yönetmenimiz olan ve her zaman takdirle andığımız Necati Zincirkıran’ın “Olaylar, Anılar ve Gerçekler” adlı kitabını (Epsilon Yayınları) zaman zaman açar yeniden okuruz. Orada hem basın tarihi, hem gazetecilik mesleği adına hatırda tutulması gereken önemli bilgiler vardır. Kitaptan şu satırları, gazetecilere ve gazete yöneticilerine fikir vermesi açısından buraya alıyoruz:

“Hürriyet’te başlattığımız bir ‘Halk Üniversitesi’ vardı. Öğrenmeye aç Türk halkı bu programa çok büyük ilgi göstermiş ve bu proje bize birdenbire 200 bin net tiraj aldırmıştı. Burada okuyuculara onların anlayabilecekleri şekilde ders veriyorduk. Hukuk, iktisat, sağlık, sanat, tarih gibi...

Yıl sonunda test usulü imtihan yaparak 400 bin okuyucumuzun yarısından fazlasına diploma vermiştik. Hem de ne şık diplomalar. Bu diplomalar pek çok evin duvarlarını hâlâ süslemektedir.”

Okuyucunun zihnine bilgi tohumları ekmek... Gazeteciler için bundan daha gurur verici ne olabilir?