N’abertürk’teydim...

Nihayet bana da sıra geldi. Beni de N’abertürk TV’deki tartışmaya konuk olarak davet ettiler. Konunun ne olduğunu hiç sormadım. O stüdyonun bir tılsımı var. Her çıkan jeolojiden jinekolojiye, jeopolitikten jeostratejiye, morfolojiden farmakolojiye kadar bütün bilimler üzerinde uzmanlara taş çıkartacak konuşmalar yapıyor. Demek orası zihin açıyor. Ben de ne söylesem uyar, diye düşündüm.

Stüdyoya girdik, yerimizi aldık. Her gece ekranda gördüğümüz gazeteci arkadaşlar yine oradalar. Tartışacağımız konuyu orada öğrendim. Moleküler biyoloji açısından koronavirüsün özelliklerini tartışacakmışız. Diğer arkadaşlar bir şeyler anlattılar. Sıra bana gelince kaynağımdan aldığım (etraftan duyduğum) bilgilerle konuştum:

- Koronaya karşı en etkili savunma yöntemi kelle paçadır, dedim, ancak ayak paça ve dil paça da etkili olabilir. Damardan tuzlama, şirden, ince kıyım çorba da iyidir. Ancak sirke sarımsağı bol olmalı ve mümkünse duble istemeli. Üstüne de beyinli yarım baş tavsiye ederim...

Katılımcılardan biri kokorecin de etkili olduğunu iddia etti.

Aramızda hafif bir tartışma çıktı. Ben reytingin artması için sesimi yükselttim. Yönetici Dilfem Hanım biraz beni, biraz karşımdakini destekleyerek tartışmayı alevlendirdi. Adama tam dalacaktım ki Dilfem Hanım “Reklama gidiyoruz” dedi. Reklama gittik...

Arada Dilfem Hanım hepimize kolonya ikram etti. Kapanışta söz sırası yine bana geldi. Bu defa da sabunla el yıkamanın önemini belirttim. Kamuoyunu aydınlattım. Çıkışta arkadaşları yakındaki işkembeciye davet ettim. Orada da kime rastlasak beğenirsiniz; Canan Karatay’a... Hemen tavsiyelerini sorduk. Kimimize ayak paça, kimimize kelle paça, kimimize tuzlama tavsiye etti. Onun verdiği tavsiyelere göre çorbaları ısmarladık. Gece güzel bitti.
N’abertürk’ten yine davet alacağımı sanıyorum. Görüşürüz.

HAPİS

Bu olağanüstü dönemde hapishanelerin yönetimi de güçtür.
Ayrıca ailelerin ziyaretleri başlı başına dert olur.
Şu dönemde pekâlâ teröre bulaşmamış ve yargılanması süren tutuklular kontrol şartıyla serbest bırakılabilir.
Ayrıca çocuk mahkûmların cezalarının ertelenmesi düşünülebilir.
Böylece devletin yükü de hafifler.

TV

Zonguldak’ta koronaya karşı önlemler nasıl gidiyor...

Vaka sayısı nedir, pozitif çıkan hasta sayısı nedir, yoğun bakım yatağı yeterli mi, halk yeterince aydınlatılıyor mu?

Peki, Çankırı’da durum ne? Adıyaman ne durumda? Bilecik, Burdur, Malatya, Erzincan, Tunceli, Muş, Ağrı? Buralarda koronayla mücadele nasıl gidiyor, neler yapılıyor?

Yukarda aklımıza gelen birkaç ili sayıverdik.

Türkiye’de 81 il var.

Ancak İstanbul ve Ankara dışındaki illerle hiç meşgul değiliz.

Örneğin, bir televizyon kanalının yukarda saydığımız illere bağlanıp oradaki durumu sorduğunu hiç görmedik. Oralardan haber gelmiyor. Kimse hatırlarını sormuyor.

Yani, yurdun diğer köşeleriyle de biraz ilgilensek diyoruz!

“Valla evde çok sıkılmıyor insan ama aynı marka 1’er kiloluk 2 pirinç paketinin birinde 7759 diğerinde ise 7789 tane var... Çok garip!”
Yusuf Yücel (Twitter)

SAĞLIK

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın ekrana çıkıp samimi bir üzüntüyle bir hastanın hayatını kaybettiğini açıklaması takdire değer bir davranıştı. Çünkü malum; etkili ve yetkili kişiler genellikle olumlu haberleri kendileri verir, olumsuz haberleri bizzat vermekten kaçınırlar. Fahrettin Koca yaşadığımız dönemin umut veren siyasetçilerinden biri oldu.

Ancak bu seferberlikte her şey iyi yürümüyor. 21 bin vatandaşa umre izni verilmesi, dönüşlerinde öğrenci yurtlarına yerleştirilmesi, öğrencilerin gece yarısı yataklarından kaldırılması bir başka biçimde yönetilebilirdi. Örneğin Ege ve Antalya’da oteller boş duruyor. Devlet bu otelleri kiralayabilir, gözlem istasyonu olarak bu mekânlar kullanılabilirdi. Hızlanmak gerekiyor. Tüm hastanelerin korona testi ve tedavisini ücretsiz yapması ilk önemli adım olabilir.

SALDA

Burdur’daki Salda Gölü’nde yapılması planlanan 300 bin metrekarelik Millet Bahçesi için çalışmalara başlandı.

Bu 300 dönüm arazinin doğallığının bozulacağına ilişkin endişeler dorukta. Çünkü bu tür ihaleleri alan şirketler atacakları beton kadar para kazanırlar. O yüzden gerekli gereksiz beton ve taş kullanırlar. Doğayı da beton öldürür. Umarız haksız çıkarız...

KRİTİK

Salgın, bugüne kadar şöyle veya böyle yönetildi. Ama önemli olan bundan sonrası.

İşe gitmediği gün aç kalacak, yevmiyeyle geçinen milyonlarca insan var!

İş yerini iki gün açmasa evine ekmek götürmeyecek yüz binlerce küçük esnaf var!

Milyonlarca yurttaşımız günlük kazançla yaşıyor.

Onları ayakta tutmak için yoğun bir ekonomik ve sosyal seferberlik gerekiyor.

Kader ortaklığı işte tam bu noktadan başlıyor.

Büyük felaketler ulusça dayanışma ve özveriyle aşılır...

Halk olarak bu dayanışmayı göstermeliyiz.