Savaşa şey!

Malumunuz, İstanbul Valiliği, “Savaşa Hayır” içerikli her türlü etkinliği yasakladığını açıkladı. Aradan iki gün geçti, Moskova’dan “Ateşkes” diye özetleyebileceğimiz anlaşma geldi. Ateşin kesilmesi esas itibarıyla savaşın tamamen ya da belirli bir süre için sonlandırılması demek. Dolayısıyla, hemen hepimizin sevinçle karşıladığı “Ateşkes” mutabakatı “Savaşa hayır” sloganından hareket ederek imzalanıyor.

Özetle: “Savaşa hayır” demek yasak ama mutabakat yapmak serbest...

Savaşa hayır yasağı uygulandı mı peki? Mümkün mü? Geçenlerde gözümüze çarpan karikatürü aktaralım: Karede önlük giymiş iki insan yer alıyordu. Birinin önlüğünde “Savaşa şey” yazıyordu, diğerininkinde “Şeye hayır.”

***

Ateşkes mutabakatı olumlu bir adımdır. Ama sorunları çözmez...

HTŞ ve benzeri guruplar bugüne dek rahat durmadı, bundan sonra duracak mı? Eli silahlı bu grupların geleceği ne olacak? Bunlar nasıl eritilecek?

İkinci ve daha büyük sorun... Türkiye’ye sığınmış mülteciler ne olacak? Son rakamlara göre: “Türkiye’deki mülteci sayısı 3 milyon 585 bin kişi. Bunların 1 milyon 660 bini 0 - 18 yaş arasında. 10 yaş altı çocuk sayısı 1 milyon 372...”

Bunların bakımı, sağlığı, eğitiminin altından nasıl kalkacağız?

Bir an önce onları geri göndermenin koşullarına yönelsek iyi olmaz mı?

YÜRÜYEN BANT

Kadıköy Kartal metrosunda Ünalan istasyonunda yürüyen bantların yürümediğini yazmıştık.

İBB’den bu konuda şu açıklamayı aldık:

“Öncellikle İstanbul konusundaki duyarlılığınız için teşekkür ederiz.

Belirttiğiniz gibi, Kadıköy-Kartal metrosunun Ünalan istasyonundaki yürüyen bantlarda zaman zaman arıza meydana gelmektedir. Ekiplerimiz arızaları anlık olarak takip etmekte, onarım için mümkün olduğunca hızlı davranmaktadır.

Ünalan istasyonunda dün itibarıyla 5 bantta arıza tespit edilmiş, firmadan arızaya neden olan parçalar istenilmiştir. Parçaların montajıyla birlikte 2 yürüyen bant bu sabah itibarıyla hizmete açılmıştır.

Şu anda 3 yürüyen bant arızası bulunmaktadır. Bunlardan 2’sinin yarın hizmete açılması planlanmaktadır. Geriye kalan 1 yürüyen bant arızasının ise önümüzdeki hafta giderilmesi öngörülmektedir.”

TATLI

Haber, Yıldız Üniversitesi haber portalı “Ortabahçe Postası”ndan... Diyor ki:

“Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki temizlik görevlileri temizlik yaparken buldukları, öğrencilerden düşen paraları biriktirip 8 tepsi baklava aldı. Fakültedeki öğrencilere dağıttı.”

Dünya böyle...

Kimisi vatandaşın cebindeki parayı nasıl çeksem diye düşünür.

Kimisi de yere düşen parayı sahibine iade için böyle yollar bulur. Size yürekten alkışlar, Yıldız’ın temizlik işçileri...

KAYGI

Bir liderden ötekine savrulan sıfatlar: “Şerefsiz, haysiyetsiz, alçak hain...”

Ardından yumruklar konuşuyor. Meclis birbirine giriyor.

Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk diyor ki:

- Milletvekili-nin saygın bir yeri vardır. O yüzden merhum liderimiz Bülent Ecevit her vekile “Sayın” diye hitap ederdi. İngiliz parlamentosunda üyeler de birbirlerinden ‘honourable member of the Parliament’ (Parlamentonun şerefli üyesi) olarak söz ederler. Meclis’te saygı esastır.

Meclis kavgalarında bir grup diğerini dövebilir.

Ancak esas dayağı vekiller değil, Meclis’in saygınlığı yer. Meclis sorunları çözme değil gürültüye getirme yeri haline gelirse vay geldi ülkenin                        haline...

ERİŞİM

Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve gazeteci Hülya Kılıç’ın tutuklanmasından sonra dün de Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ifadeye çağırıldı. Savcı tutuklanmasını istedi.

Bu arada BTK’nin girişimiyle Odatv’ye erişim yasaklandı.

Sebep, “haberde şehit olan bir MİT görevlisinin kimliğini deşifre etmek” olarak açıklandı.

En çok sorulan iki soru: Bir... Tutuklamaya neden gerek görüldü? İki... Sözü geçen haber yayından kaldırıldığı ve diğer haberlerde sakınca görülmediği halde internet sitesi neden kapatıldı?

ALGI

Çorlu tren kazasında ölen Oğuz Arda’nın dedesi Necmettin Sel, araştırma önergesine neden olumsuz oy verdiklerini bir milletvekiline sorarken:

- Oğlunuzu ve torununuzu kaybetseydiniz araştırma önergesine hayır der miydiniz? diyor.

Cevap:

- Çocuklarım üzerinden örnek verme...

Oysa hepimiz her çocuğun başına geleni çocuklarımız üzerinden düşünsek iyi olmaz mı? Algılama zorluğu ancak böyle aşılmaz mı?

HEKİM

İstanbul Ataşehir’de oturan okurumuz ilaç yazdırmak için aile hekimine gidiyor. Kapıda sıra numarası istiyor. Cevap:

- Yöntem değişti, 182’yi arayıp randevu alacaksınız...

Tartışmalar fayda vermiyor. Okurumuz randevu için 182’yi arıyor. Meşgul çıkıyor. Tekrar aile hekimliğine gidiyor. Derdini bir türlü anlatamıyor. Şikâyeti üzerine biz kendi aile hekimimizi aradık. Eski yöntem geçerliydi.

Deneme için 182’yi aradık. Kimliğimizi verdik. Randevu almak istediğimizi söyledik. Çıkan memur:

- Sizin bağlı olduğunuz aile hekimliği bize bilgilerini vermemiş. Siz onlara başvurun.

Anlaşılan, tek bir uygulama yok. Kimi 182’den randevu alacak. Kimi eskisi gibi randevusuz gidecek.

Son soru: Herkes randevu için 182’yi başvurursa milyonlarca kişiyle orası nasıl başa çıkacak?