Sinir harbi

Türkiye ile Yunanistan arasında istikşafi (keşif amaçlı) görüşmeler 25 Ocak’ta başlıyor. İki ülke arasında 2002 yılından başlayarak 60 görüşme yapılmış, görüşmeler 2016 yılında FETÖ’cü darbe girişimi sonrasında Atina’nın tavrı üzerine kesilmişti.

Türkiye yeni görüşmelere ABD ve AB’nin yaptırım baskısı altında giriyor. Oruç Reis’ten sonra Barbaros sismik gemisinin de geri çekildiğini geçenlerde Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas açıkladı. Türkiye böylece ABD ve AB’nin baskılarını yumuşatma yönünde davranırken Atina’nın bu durumdan istifade ederek alabildiği kadar tavizi almak için bastıracağı muhakkak.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis geçenlerde “Tek sorunumuz kıta sahanlığıdır, biz sadece bunu görüşeceğiz” diyerek neyin peşinde olduklarını açıklamıştı. Atina belli ki adaların kıta sahanlığını kabul ettirmek yönünde bastıracak. Türkiye ise masaya tüm sorunların konulmasını istiyor.

Bu arada Yunanistan Ege’de karasularını 12 mile çıkarmaktan da söz etmeye başladı. Bunun pazarlığına da başlayabilirler.

Karşımızda bizimle anlaşmak için sebep görmeyen, aksine taviz almak için en müsait zamanı bulduğunu düşünen bir devlet var. İşimiz zor.

BAYDIN

Emekli Büyükelçi Uğur Ergun dostumuz anlatıyor...

1991 Körfez Savaşı biterken ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi oturumunu Washington Büyükelçiliğimiz adına ben izlemiştim. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 35 ülkeli koalisyon ABD’nin liderliğinde Saddam’a karşı mücadele vermişti. Senato, bu ülkelerden özellikle Suudi Arabistan ve Mısır’a yardımı ele alacaktı.

Oturumun sonuna doğru Senatör Joe Biden söz aldı ve ABD Dışişleri yetkilisiyle aralarında şöyle bir konuşma oldu:

- Biden: Bu yardımlardan Türkiye yararlandırılmasın.

- Dışişleri yetkilisi: Türkiye’nin bizden bir yardım talebi olmadı.

- Biden (ikinci defa söz olarak): Türkiye yardım talep ederse vermeyelim.

Uğur Ergun daha sonra koridorda karşılaştığı Biden’a, “Aklımızda sizden yardım istemek yoktu, iyi ki hatırlattınız” diye takılır. Gülüşürler. Özeti, Biden’ın Türkiye karşıtlığı hayli eskidir.

ÇIKMAZ

Basına yönelik baskılar kâh sokak ortasında dayakla kâh isim vererek hedef gösterme şeklinde devam ediyor.

Tarih boyunca rakiplerine karşı gençlik gruplarından yararlanan siyasiler olmuştur.

Gençlik grupları hele güçlü odaklarca korunuyorsa bir süre korku yaratmayı başarmışlardır.

Ne var ki bu grupların da kimi beklentileri vardır

Bu beklentiler gün olmuş karşılanamamış, o zaman kendilerini kullanan odaklara yönelmişlerdir.

Ya da sokak olaylarına yönelmişlerdir.

Bu karanlık yöntemin sonu yoktur.

Bumerang gibi, sonunda döner, sahibini vurur.

12 Eylül öncesi sağ sol vuruşmasına sahne oldu Türkiye. Sonunda darbe oldu ve hem sol hem sağ, liderleriyle birlikte kendini hapiste buldu. Aynı anda hukuk ve demokrasi rafa kaldırıldı.

Ok yaydan çıkmasın, neyi vuracağı belli olmaz.

SOL

Ahmet Hoca Enstitüsü adı altında bir araya gelen muhafazakâr isimlerin katıldığı online toplantıda Kemal Kılıçdaroğlu bir soruya cevaben şöyle demiş:

“Sağ-sol kavramlarına karşıyım. 21. yüzyılın sorunlarını 18. yüzyılın kavramlarıyla mı çözeceğiz?”

Bir CHP’li dostumuz bunu duyunca dedi ki:

- Kibarca solcu olmadığını söylemiş, anlayın.

CHP tüzüğü CHP kimliği konusunda ne diyor peki? Okuyalım:

“Cumhuriyet Halk Partisi, başta Kurtuluş Savaşı’mız olmak üzere aydınlanma ideallerini, emek mücadelelerini, sosyal demokrasinin özgürlük, eşitlik ve dayanışma ilkelerini benimseyen çağdaş, demokratik, SOL bir partidir.”

Genel Başkan tüzüğü rafa kaldırmış görünüyor. Ahmet Hoca Enstitüsü sevinmiş olmalı.

SUN

“Cumhuriyet olmasaydı Konservatuvar kurulmazdı, Muallim Mektebi kurulmazdı, Askeri Mızıka Okulu kurulmazdı, oradaki hocalar olamazdı, ben müzik eğitimi alamazdım. Eğer besteler yaptıysam, yazılar yazdıysam onları da yapamazdım. Bütün bunları Cumhuriyet sayesinde yaptım. Ne mutlu bize ki Atatürk cumhuriyetinin çocuklarıyız.”

Geçen hafta sonu kaybettiğimiz ünlü bestecimiz Muammer Sun, bir TV röportajında kendisini böyle anlatıyordu. O, TRT Ankara Radyosu Çok Sesli Korosu ve TRT Müzik Dairesi’nin kurucusudur. Müzik eğitimi konusunda sayısız kitap yazdı, öğrenci yetiştirdi. İlhamını Anadolu toprağından alan pek çok beste yaptı. 1960’larda TRT yönetim kurulu üyesiydi. TRT özerkliği için Emil Galip Sandalcı ve Sunuhi Cav’la birlikte amansız bir mücadele verdi. Yiğit bir cumhuriyetçiydi. Nur içinde yatsın...