Sudaki kavga...

Sudaki kavga...

Melih AŞIK

Son 5 yılda İstanbul'un içme suyu ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan "pompalı su istasyonları" 18 Ekim 1998'de tümüyle kapatılıyor.
Görünür sebep... Sayıları 3 bini aşan ve (pet ambalajlı sulara oranla) hayli uygun fiyatla satış yapan bu istasyonların bir bölümünün "sağlık koşullarına uygun" vasıfta su satmamaları...
Telefonda okurumuz Rıfat Mertkan, bir soru soruyor:
- Ülkemizdeki sucuk ve salam imalathanelerinin veya şekerli mamul üretenlerin bir bölümünün sağlıklı üretim yapmadığı herkesin malumu... Peki benzer bir gerekçeyle tüm sucukçular, salamcılar, fırınlar kapatılmazken neden su istasyonları kapatılıyor?..
Okurumuz sorunun yanıtını da bizzat veriyor:
- Çünkü su istasyonları, "pet şişedeki 1 litre" su fiyatına "bidonla" su satıyor. O yüzden de pet şişelerle su pazarlayan holdingler iş yapamaz oldu. Şimdi bu kararla holdingleri kurtarmaya çalışıyorlar. Gerçekten "halk sağlığını" düşünerek "kapatma" kararı almış olsalardı "sağlıklı" su satan istasyonları kapsam dışı tutup sadece "sağlıksız" su satan istasyonları kapatmaları gerekirdi.
Konuyu bir su istasyonunun sahibi olan Erdoğan Barım'a soruyoruz. O da aynı fikirde:
- İstanbul'da 3 bin civarında su istasyonu var. Bunların 1800 tanesi ruhsatlı. Su istasyonları şu anda da ayda bir "numune" alınarak sıkı denetim altında tutuluyor. Sağlıksız su satanlar zaten kapatılıyor. Diyeceğim, sağlıklı su satan istasyonların kapatılması için hiçbir makul sebep yok...
Konu anlaşıldı... Büyük balık küçük balığı yutacak... Devlet bu işe aracı olmuş... Vatandaşın sağlığı bahane...

Savaş gemilerinin adları savaşı etkiler mi?
İngiliz denizciler o kanıda... İngiltere'de yayınlanan Navy News (Donanma Haberleri) adlı dergiye mektup yazan bir grup denizci, İngiliz savaş gemilerinin adlarının genellikle çok yumuşak ve sıkıcı olduğundan yakınıyor, gemilere saldırgan ve coşkulu isimler verilmesini öneriyor.
Son yıllarda muhriplere verilen "Beaver" (Kunduz), Okyanus, Bullwark (siper) gibi isimler anlamsız bulunuyor. Bu yıl denize indirilecek bir muhribe verilen "St. Albans" adının da gemiden çok alışveriş merkezini çağrıştırdığı kaydediliyor. İngiliz denizciler geminin adının personelin moralini etkilediğini, konuk olarak gidilen ülkelerde komik çağrışımlar yaptığını söylüyor ve daha sert isimler öneriyorlar.
İngiltere'de savaş gemilerine genel olarak kent ve kasaba isimleri veriliyor.
Peki ya bizde... Bizde muhriplere öncelikle Osmanlı döneminde denizciliğe hizmet etmiş kişiler ve yükseliş dönemi padişahlarının isimleri veriliyor... Örneğin: Yavuz, Turgut Reis, Fatih, Yıldırım, Barbaros, Oruç Reis...
Denizaltıların adları daha atılgan: Yıldıray, Saldıray, Doğanay, Batıray, Dolunay, Atılay, Murat Reis, Cerbe, Hızır Reis, Piri Reis, Preveze, 18 Mart (Çanakkale Zaferi) Sakarya, Anafartalar, Çanakkale...

Bundan on yıl kadar önce, kaymakamlık sınavına giren...Yazılıyı kazanmasına karşın, mülakatta kaybeden...Bunun nedenini öğrenmek üzere gittiği dönemin İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Galip Demirel 'den " Biz Müslümanları kaymakam yaparız!" yanıtını alan arkadaşımız Tayfun Talipoğlu 'nun öyküsü geçen hafta köşemizde yer almıştı...
Arkadaşımız Fahrettin Fidan, bugün sayıları 200'ü aştığı söylenen irtica yanlısı kaymakamlar konusunda, başta gelen sorumlular arasında sayılan Galip Demirel 'i dün Meclis kulisinde görünce, yanına giderek sordu:
- Tayfun 'un size yönelik bu suçlamasına ne diyorsunuz efendim?
- Tayfun 'la benim aramda bu tür bir konuşma kesinlikle olmamıştır.
- İyi ama Tayfun, daha sonra ANAP muhabirliği yaparken, o sıralar ANAP Genel Başkan Yardımcısı olan size bu olaya ilişkin sitemini defalarca aktarmış.
- Evet, bana zaman zaman, "Allah sizden razı olsun! Siz olmasaydınız ben bugün gazeteci olmayacaktım" derdi gülerek...
- Siz ne yanıt verirdiniz?
- Ne diyeceğim, güler, geçerdim.
- Bu tavrınız, suçlamayı kabul etmek olmuyor mu?
- Hayır,hayır. Onu bir espri olarak alırdım.
- Tayfun 'la aranızda çok eskiden kalan bir husumet mi vardı?
- Hayır, ne husumeti olacak ki?
- Peki, o zaman durup dururken size niye bu şekilde iftira etsin ki?
- Vallahi ben de onu çözemiyorum. Size şunu söyleyeyim ki, ben İçişleri Bakanlığı Müsteşarı iken hiç kimseye, o tür bir laf etmedim. Ayrıca, bu ülkede yaşayanların yüzde 99'u Müslümandır. Türkiye Cumhuriyeti'nde Müslüman olmayıp da kaymakam olmak isteyen biri mi varmış ki, ben bu lafı edeyim?
- Peki, şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?
- Tayfun 'u mahkemeye veriyorum. Onunla orada hesaplaşacağız!



Yazara EmailM.Asik@milliyet.com.tr