Melih Aşık

Melih Aşık

m.asik@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Bugün 14 Mart Tıp Bayramı. 14 Mart 1827, II. Mahmut döneminde, ilk modern tıp eğitiminin başladığı Tıphane-i Amire’nin kuruluş tarihidir.

İlk kutlama, 1919 yılının 14 Mart’ında işgal altındaki İstanbul’da gerçekleşmiştir. O gün, tıp okulu öğrencileri 3. sınıf öğrencisi Hikmet Boran’ın önderliğinde işgali protesto için toplandılar. İlk kutlama tıp öğrencilerinin işgale başkaldırısı şeklinde oldu.

Cumhuriyet kurulduğunda ülke salgın hastalıktan kavruluyordu. Cumhuriyet yönetimi koruyucu hekimliği ve salgınları bitirmeyi benimsedi. İlk önemli kuruluş Hıfzıssıhha Enstitüsü oldu. Bu kuruluş salgın hastalıklara karşı aşı üretecek, sonraları ilaç ruhsatlarını verecek, su ve gıda kontrollerini yapacaktır.  Dr. Refik Saydam’ın öncülüğünde kurulan enstitü, 1931’de BCG (verem) aşısını, 1932’de tüm serumları, 1933’te kuduz aşısını, 1934’te çiçek aşısını, 1942’de tifüs aşısını ve akrep serumunu, 1947’de ağızdan BCG aşısını, 1956’da tetanos aşısını üretti.

Haberin Devamı

***

Cumhuriyet’in halkın ve özellikle çocukların sağlığına ilgisini rahmetli Ali Nejat Ölçen’in bir anısıyla örnekleyelim...

“Sivas ilinin Kangal ilçesinde ilkokulun üçüncü sınıfındaydık. 1932-33 döneminde bir gün, beyaz, uzun gömlekli iki kişi atlarıyla geldiler. Hepimizi teker teker bahçeye çıkardılar ve uzaktaki duvara astıkları büyük perdede gittikçe küçülen harfleri okumamızı istediler. En sondaki ‘z’ harfi çok küçüktü. Sonra da atlarına binip gittiler. Sivas’tan gelmişlerdi. Hekim olmalıydılar. Okula bir ay sonra gönderdikleri küçük paketin içinden siyah çerçeveli dört gözlük çıkmıştı. O gözlüklere ilişik pusulada dört öğrencinin adı yazılıydı. Onlar uzağı göremeyen öğrencilerdi.”

AYŞEGÜL SARICA

Piyanist Ayşegül Sarıca vefat etti. Dünya çapındaki bu piyano sanatçımız ne mutlu bize ki aynı zamanda komşumuzdu. Moda Caddesi’nde, Sarıca Köşkü olarak anılan taş köşkte doğmuştu. Orada oturmazdı ama hemen her gün ders vermek için gelir, üçüncü kata çıkar, piyanosunun başında öğrencileriyle buluşurdu. Zaman zaman köşkün önünde rastlaşır, hal hatır sorardık.

Haberin Devamı

Ayşegül Hanım’ın öğrencilere ders vermek için köşke gelmesi, 80’li yaşlarda hâlâ her gün köşkün merdivenlerini tırmanması bazılarına garip görünürdü. Ablası da 90’lı yaşlara kadar köşkte yaşamış, yürüyemez hale geldiğinde bile Köşkü terk etmemişti.

Çünkü onlar o köşkte doğmuştu.

İnsan doğduğu, büyüdüğü mekânı terk edemiyor...

Bir gün oğlu Osman Diyarbekirli ile sohbet ederken sordum:

- Siz piyano çalmasını biliyor musunuz?

- Bilmiyorum, dedi.

- Aa neden?

- Biz küçükken hep annemi özlerdik. Sorup aradığımızda annem hep konser turnelerinde olurdu. Sanıyorum bizi annemden ayırdığı için piyanoya karşı tepki oluştu bizde. Kız kardeşim de bilmez.

Sanat yolunda ilerlemek, dünya çapında bir müzisyen olmak insanın hem kendisine hem yakınlarına böyle bedeller yüklüyor. Büyük özverilere katlanmak gerekiyor.

Ayşegül Sarıca, ardında güzel sesler, güzel duygular, güzel çocuklar, torunlar, öğrenciler bırakarak, aramızdan ayrıldı.

Saygılar ve alkışlarla...

TİP

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Cumhuriyet’teki röportajında yeni bir sistem önerisi yapıyor:

Haberin Devamı

“Öyle bir sistem kuralım ki milletvekilliği profesyonel bir iş olmaktan çıksın.

Yaptığınız iş neyse, vekillik ona ek bir toplumsal sorumluluk olarak tanımlansın.

Milletvekili illa maaş alacaksa son çalıştığı iş yerindeki maaşı neyse onu alsın.”

Bu önerinin gerçek olma şansı olmasa da kulağa hoş geliyor.

ELAZIĞ

Elazığ Atatürk Stadyumu 2018 yılında yıkıldı, yerine yenisi yapıldı. Yeni stat yakında hizmete girecek. Bu arada stadın adındaki Atatürk çıkarıldı, tepeye Elazığ Stadyumu tabelası asıldı.

CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, sosyal medyada duruma tepki göstererek şu açıklamayı yaptı:

“Biraz önce Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Mehmet Kasapoğlu ile telefonda görüştüm. Elazığ Stadyumu ile ilgili verdiğim bilgiler doğrultusunda inceleme başlatıp sürecin takipçisi olacağını ifade ettiler.”

Sonucu biz de merakla bekliyoruz.

ÇEK

Yaşadığımız deprem felaketi yüzünden çok sayıda çocuk anasını, babasını kaybedip yetim, öksüz kalmış durumda.

Anlaşılan böyle dönemler için var olan devletin Çocuk Esirgeme Kurumu bütün çocukları bünyesine alacak imkânlara sahip değildir. Anasız babasız kalan çocuklar ülkemizin geleceği. Bunların en iyi ve en sağlıklı ortamlarda bakılmaları, yaşamlarını sürdürmeleri, eğitim almaları yaşadıkları psikolojik travmanın etkilerinden kurtulmaları gerekir. Diyeceğimiz, Çocuk Esirgeme Kurumu güçlendirilmeli, büyük bir hızla, yeterli sayı ve miktarda  altyapı ile personele kavuşturulmalı. İhmallerin günahı çocuklara yüklenmemeli.