TÜRKÇEMİZ

Çoğumuz dilimizin yozlaştığından şikâyetçiyiz. Ancak dilimizi yabancı etkilerden kurtarmak, Türkçeye dönmek için ne yapıyoruz? Hemen hiçbir şey.

Türk Dil Kurumu artık felç olmuş bir kuruluştur. Okuryazar takımının ise genelde dil konusunda fazla duyarlığı yok. Türkçe tamamen kendi haline bırakılmıştır.

Cumhuriyet’i kuran kadroların bu konudaki engin çaba ve çalışmaları ise unutulmuştur.

Neydi o engin ve saygın çabalar?

Prof. Hamza Zülfikar’ın Türk Dili dergisinin son sayısında yer alan yazısından bir özet çıkaralım:

“... Türkçeye dönüş hareketinin başladığı 1930’lu yıllardan itibaren yüzlerce ad, sıfat ve fiil taramalarla kullanıma hazır vaziyete getirilmiş, Türkçe kökenli adlardan, fiillerden türetmeler yapılmış ve bunların pek çoğu da dilde yerini almıştır. Tarihî metinlerden derlenen dil malzemesi, terim yapmaya yaradığı gibi 1936 yılında çıkarılan Soyadı Kanunu üzerine kişilere soyadı vermede de kullanılmıştır.

Tarihi metinlerden taramalarla elde edilen bu dil malzemesi 1934 yılında ‘Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi’nde (OTSKTD) toplanmıştır.

1935 yılında yayımlanan ‘Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu’ ile ‘Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu’ adlı çalışmalar da OTSKTD’den daha kolay yararlanma amaçlıdır.

1939 yılında Türk Dil Kurumunca ‘Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi’ ile 1943 tarihinde Eski Anadolu Türkçesi metinlerinden derlenen ‘Tanıklarıyla Tarama Dergisi’ basılmıştır.

OTSKTD içinde 30 binden fazla kelime yer almaktadır.”

Hamza Zülfikar yazısını şöyle noktalıyor:

“Farsçanın, Arapçanın baskısında kalan dilimizde Türkçe kelimeler dışlanmış, unutulmuş veya ilgi görmemiştir. Böylece aradan geçen zaman içinde yeni nesiller tarihî metinlerde kalmış bu tür kelimelere yabancı kalmışlardır.”

Dilimiz kimliğimizdir. Kimliğimiz dilimizle birlikte bulanık, yoz, şekilsiz bir hal alıyor.

BEKLENTİ

İktisatçı Ege Cansen Sözcü’deki son yazısında enflasyonun nedenleri üzerinde durduktan sonra:

- Ben müstakbel cumhurbaşkanının bana enflasyonu nasıl düşüreceğini anlatmasını bekliyorum, dedi.

Ekranlarda her gece cumhurbaşkanı seçimi tartışılıyor.

Ama bu cumhurbaşkanının neyi nasıl yapacağı ya da yapması gerektiği tartışılmıyor.

Sanki çözüm formülleri, politik reçeteler, projeler hazır... Mesele kalmış Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının kim olacağına...

Meral Akşener ve diğer liderler sık sık esnaf ziyaretlerinde görünüyor. Bu ziyaretlerde hayat pahalılığı ile esnafın ve tüketicinin zor durumu konuşuluyor. Peki, İyi Parti iktidara gelirse hayatı nasıl ucuzlatacak? Tarım ve Tüketici Kooperatifleri mi kuracak, aracıyı nasıl kaldıracak, üretimi nasıl artıracak, cari açığı nasıl kapatacak? Bunların sözü edilmiyor. Sanki yeni cumhurbaşkanı elinde sihirli değnekle gelecek!

YABAN

Çoğu yabancı avcıların belli bir bedel ödeyerek avladığı yaban hayvanlarından 11 milyon 300 bin TL gelir sağlanmış.

Çoğunluğu dağ keçisi, kızıl geyik, karaca, ceylan ve yaban domuzu olmak üzere yedi bin hayvan öldürülmüş.

Bu manzara karşısında dertlenenlerden Cengiz Başkaya diyor ki:

“11 milyon 300 bin TL ile neler yapılabilir? Örneğin, 2 milyon 700 bin TL daha eklenerek yöneticilerin ve yüksek bürokratların makam aracı olarak tercih ettikleri Mercedes Maybach modelinin GLS 600 Duo tone versiyonu bir araba alınabilir.”

7 bin yaban hayvanı bir lüks araç bile etmiyor sonuçta.

Vuranların ve vurduranların umarız ve dileriz rüyalarına girer o güzel hayvanların kanı.

KULE

Çamlıca Kulesi 365 metre yükseklikte. Tepesinden bütün İstanbul panaromik olarak görünüyor.

Kulenin yakınından geçerken arkadaşım sordu:

- Kuleye çıkmayı düşünüyor musun?

- Hayır, asla.

- Neden?

- Adını unuttum, bir sanatçıya Eyfel Kulesi hakkında ne düşünüyorsun, diye sormuşlar. Nefret ediyorum, demiş. Ama seni sık sık Eyfel Kulesi’nde görüyoruz, demişler. Sık sık oraya gidiyorum demiş çünkü Eyfel Kulesi’nin görünmediği tek yer orası.

- Ee?

- Ben de benzer sebepten o kuleye çıkmam. Çünkü İstanbul’un en iyi göründüğü yer orası.

- Yani?

- Yani İstanbul’un betonlanmış halini görmek istemiyorum.

NOT: Bana inanmıyorsanız siz kuleye çıkıp etrafa bakabilirsiniz. Giriş 60 lira.

BONJUR

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş sürekli gündemde.

Şimdi de “Ramazan Günlükleri” adlı kitabıyla gündeme geldi. Diyor ki kitapta:

- Günaydın demek bir cahiliye dönemi âdetidir.

- Ee?

- Müslümanlar “Essalamü aleyna ve ala ibadillahissalihin” şeklinde selam vermelidir. Eve girince içerde kimse yoksa bile kendi kendinize bu şekilde selam verin.

Ali Bey, kısaca: Türkçesini bırakın, Arapça selam verin, diyor.

Aklı başında insanlar, Ali Erbaş’ın sözlerine kanıp Türkçe sözcüklerin yerine Arapçasını koyacak değiller.

Önemli olan bu değil. Önemli olan, görüşleri sürekli tartışılan Ali Erbaş’ın yönetimindeki Diyanet İşleri’nin aynı zamanda yuvalarda ve Kuran kurslarında milyonlarca çocuğun eğitimini üstlenmiş olması. Oralarda minik bebelere “değerler”, vs. adı altında neler öğretiliyor? Esas üzerinde durulması gereken budur.

 

 

 

 

DİĞER YENİ YAZILAR