Kent Kovboyu'nda western izleri

19 Nisan 2021

Bu haftaki yazımda sizlere dünya prömiyerini geçen sene Toronto Film Festivali’nde yapan ve son günlerde Netflix’e eklenen en iyi filmlerden biri olan ‘Concrete Cowboy’ filminden bahsetmek istiyorum.

Her şeyden önce oyunculuk ve öykü açısından sağlam bir film olduğunu söyleyebilirim. Filmin yönetmen koltuğunda Ricky Staub var, aynı zamanda senaryoda da Dan Walser ile birlikte Staub’un da ismini görüyoruz. Oyuncu kadrosunda ise Caleb McLaughlin, Liz Priestley, Jharrel Jerome ve Idris Elba var. Idris Elba, aynı zamanda filmin yapımcılarından ve kendini ön plana çıkarmaksızın sergilediği kusursuz oyunculuğuyla adeta filmin temel taşlarından biri.

Filme genel olarak baktığımızda western’in izlerini görüyoruz. Ancak filmin geçtiği zaman ve mekan olarak tabii ki bir western değil. Edwin Porter, western türünün ilk örneği sayılabilecek Büyük Tren Soygunu filmini 1903 yılında, sessiz sinema döneminde çektiği zaman, insanlar western’in tüm izlerini taşıyan bir film izlediler; atlar, kovboylar, klasik kovboy

Yazının Devamı

Su altında derin bir bağ: Ahtapottan Öğrendiklerim

12 Nisan 2021

Herkese Merhaba,

Bu yazımda sizlere yılın en iyi belgeseli diyebileceğim, belgesel ama konulu film tadında ilerleyen tür olarak bambaşka bir havası olan bir yapımdan bahsedeceğim; ‘My Octopus Teacher’ (Ahtapottan Öğrendiklerim)… 2020 Netflix yapımı olan ve yönetmen koltuğunda James Reed ve Pippa Ehrlich’in olduğu belgesel gerek çekimleri gerekse hikayesiyle kendini bambaşka bir kategoriye taşıyor.

Şimdiye kadar 8 ödül kazanan belgesel aslında özünde bildiğimiz doğa belgeseli ama buradaki tek fark hem konulu hem de bir dram tadında olması. Belgeselde her şeyden önce insan ve ahtapot arasında kurulan kuvvetli bir bağ ve dostluk hikayesi izliyoruz.

Bu belgeselde iki karakter var; biri ahtapot diğeri ise Craig Foster. Belgeselde hikaye Craig Foster’ın çocukluğundan başlıyor. Belgesel sinemacı Foster’ın çocukluğu Atlantik Okyanusu kıyısında geçiyor. Çocukluk yıllarında bile okyanusa dalmayı, gözlükle yosun ormanlarında yüzmeyi çok seviyor. Sonrasında ise Foster’ın hayatı bir noktada tıkanıp kalıyor. Belgeselde Foster’ın hayatının bir noktada

Yazının Devamı

99 kere maalesef Leyla

14 Aralık 2020

Ezel Akay… 11 yıllık aradan sonra yeniden Netflix’te karşımızda! 9 Kere Leyla

Akay’ın sinemasından bahsedersek eğer yeni filminde de masalsı anlatımlar ve müzikal tadında bir akış görüyoruz. Ezel Akay’ın tüm filmlerinde bu masalcılık ve karakterlerin iç dünyasına absürd yolculuklar hakim. ‘Neredesin Firuze?’, ‘7 Kocalı Hürmüz’, ‘Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?’ filmlerinde de olduğu gibi kendine özgü eğlenceli, bol müzikli ve renkli prodüksiyonuyla bir tarz yakalayan Ezel Akay’ın, yeni filminde de aynı etkileri görmemiz mümkün. Sadece biraz daha modern bir anlatım, daha günlük yaşama adapte edilen bir çerçeve var; tabii ki Akay sinemasının sınırları dışına çıkmadan… 9 Kere Leyla’nın başlangıç sahnesinde evet bir Ezel Akay filmi başlıyor dedim, ana karakterlerden birinin iç dünyasına absürd yolcuğuyla açtı filmi, beni orada 7 Kocalı Hürmüz’e götürdü diyebilirim.

Evet, dediğim gibi 11 yıl aradan

Yazının Devamı

2020'nin Rebecca'sı

13 Aralık 2020

Herkese Merhaba!

Pandeminin etkisinin hiç olmadığı kadar arttığı şu günlerde sinemanın ayakta kalma çabası da tabii ki devam ediyor. Salonların kapanmasıyla birlikte -zaten evde film izlemenin tek yolu olan ve pandemi döneminde iyice güç kazanan- dijital platformlar yeniden kaçınılmaz zevkimiz oldu.

Bu yazımda sizlere 2020 Netflix yapımı ‘Rebecca’ filminden bahsetmek istiyorum. Aslında filmin kökeni 1938’li yıllara dayanıyor. İngiliz yazar Daphne Du Maurier’nin 1938 yılında yayımlanan romanından uyarlanan ‘Rebecca’ filmi ilk kez 1940 yılında korku ve cinayet filmlerinin babası Alfred Hitchcock’un Hollywood’daki ilk çalışmasıydı.

Hitchcock’un Rebecca’sını izlerken tabii ki hissettiğimiz tek şey; korku ve gerilimdi. Çünkü Hitchcock korku, cinayet ve gerilim ustasıdır. Hatta kendisini şöyle tanımlar; ‘Ben bir tür yönetmeniyim. Sindirella’yı film yapsam, insanlar at arabasında ceset ararlar.’ İşte Alfred Hitchcock’un çektiği sayısız filmde korku ve gerilim türlerinin bütün özelliklerini

Yazının Devamı

Sosyal İkilem

6 Ekim 2020

Merhaba,

Bu yazımda günümüz sorunsalını bütün yönleriyle ortaya koyan bir belgesel filmden bahsetmek istiyorum. Faydalarını çokça gördüğümüz ancak zararlarından da kendimizi korumaya çalıştığımız sosyal medya ağının günümüz şartlarındaki etkilerini bütün yönleriyle ele alan ‘The Social Dilemma’ nın hakkını vermeden olmaz.

Belgesel, özellikle pandemi sonrası büyük çoğunlukla dijital çağın nimetlerinden yararlandığımız şu günlerde sosyal medyanın faydaları yerine zararlarına agresif bir şekilde yaklaşan adeta önlem alınmadığı takdirde dünyayı daha kötü günlerin beklediğini anlatan bir film.

9 Eylül’den beri Netflix’te yayınlanan belgesel, dediğim gibi mutlaka izlenilmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken bir film. Belki izledikten sonra çok abartıldığını düşünebilirsiniz ancak detayına indiğimizde ve biraz irdelediğimizde aslında bizi gerçeklerle yüzleştiren bir belgesel olduğuna kanaat getirebilirsiniz.

Sosyal medyanın faydalarını

Yazının Devamı

Tek

26 Ağustos 2020

Herkese Merhaba,

Sinemanın tarih boyunca daha çok toplumsal olaylardan beslendiği ve senaryoların bu doğrultuda üretildiği gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda Covid 19 pandemisi sonrasında salgınları konu alan senaryoların önümüzdeki yıllarda artması kaçınılmaz.

Her toplumsal olay senarist ve yapımcılara ilham olmuş, hatta tarihte dünya savaşları yaşanırken ve sonrasında sinema gerek kuramlar olsun gerek senaryolar olsun hep bir şekilde dünyada yaşanan olaylardan beslenerek yol almıştır.

Son yaşadığımız dönem de önümüzdeki yıllardaki senaryolara şekil verecek ve pandemi hikayelerine şahit olacağız şimdiden belli. Tabii sinemacılar önceki yıllarda da olduğu gibi dünyayı kısa sürede karanlığa sürükleyen salgın filmlerinden vazgeçmeyecek çünkü izleyici bunu seviyor. Filmin sonuna kadar ne olacağını merak ettiğimiz, olaylardaki kaosların nasıl çözüleceğini ve bir kahramanın çıkıp insanlığı kurtardığı filmleri soluksuz izliyoruz. Kısacası distopik salgın hikayeleri favorimiz.

Bu anlamda daha önce izlediğim ancak yazamadığım bir filmi sizlerle paylaşmak istiyorum. Amerikalı yönetmen Takashi Doscher’in yazıp yönettiği ‘Only’ (Tek) filmi, Covid 19 pandemisi öncesinde çekilen bahsettiğimiz

Yazının Devamı

Yeni normal film festivalleri

9 Ağustos 2020

Herkese Merhaba,

Covid 19 sürecinin gelgitlerini yaşarken, tabii ki sektörlerinde nasıl etkilendiklerini analiz etmeden geçemiyoruz. Birçok sektör halen salgının yaralarını sarmaya çalışırken, bir yandan da vaka sayılarının yeniden artması eski karantina günlerine dönme endişesini yaşatmıyor değil. Çoğu sektör önlemler doğrultusunda bir şekilde toparlanmaya çalışırken, pandemi sürecinin tüm dünyada en çok etkilediği sinema sektörü halen çaresiz durumda…

Şöyle genel anlamda baktığımızda tarih boyunca bir takım teknolojik gelişmelere karşı mücadele veren sinema sektörü ilk kez pandemi karşısında çaresiz kaldı. Mesela televizyonun icadıyla birlikte sinema salonlarının kapanacağı, televizyonun sinemayı bitireceği düşünüldü. Sinema salonları 1950’li yıllardan itibaren televizyona karşı mücadele verdiler. Sonraki yıllarda ise video ve DVD’ye karşı direndiler, korsan film satıcıları da cabasıydı. Son yıllarda ise streaming kanallarıyla rekabet ettiler, ancak pandemi sürecinde çaresiz kalarak bu film

Yazının Devamı

Dangerous Lies

15 Temmuz 2020

Herkese merhaba,

Hayatımızın değiştiği, dijital çağa geçişin pandemiyle tam olarak başladığı şu günlerde sinema salonlarında özgürce film izlediğimiz zamanları hepimiz özler olduk…

Tabii ki sadece sinema salonlarında normalleşmiş bir şekilde film izlemeyi değil, hayatımızın eski düzenini, koronasız günleri, özgürlüğümüzü her şeyi… Bu sürecin tam anlamıyla ne zaman sona ereceğini bilemiyoruz. Tek bildiğimiz şey yeni düzene kendimizi adapte etmek zorunda olmamız. Eski yazılarımdan birinde ‘sinemanın mabetleri’nden bahsetmiştim. Bu süreç sona ermez de yeni dalgayla birlikte yasaklar devam ederse sinema varlığını dijital ortamlarda sürdürmeye devam ederse acaba tüm salonlar bir mabed gibi mi anılacak? Umarız sinemaseverler olarak yine aynı heyecanla salonları doldurduğumuz günler gelir…

Evet; filmler, diziler uzun zamandır zaten dijital platformlardaydı. Bizler de sinemaya gitmemizin haricinde zevkle bu platformlardan yeni çıkan filmleri, dizileri izliyorduk. Pandemi sürecinde bu platformlardaki üretimler de tabii artış

Yazının Devamı