ACIYA VE KORKUYA YENİLMEMEYİ ÖĞRENECEĞİZ!

Deprem bölgesine yardıma koşan “isimsiz kahramanları” sayfalarımıza taşırken, manşetimizi hiç tereddütsüz “Türkiye size minnettar” diyerek attık. Aynı minnettarlığı, deprem bölgesinde canla başla çalışan sadece Milliyet muhabirleri adına değil, bölgede görevlendirilen bütün meslektaşlarımız adına da hissettik

Türkiye insanı güzeldir; doğal bir felaketin yaralarını ülke olarak, hep birlikte sarmaya çalışmanın önemine vakıf olmuş, ortak bir ruh ve bilinçle hareket ederek tarihin sayfalarını bu milletin kahramanlıklarıyla doldurmuş, kültürel bir mirasa sahiptir.  

Olası bir depreme karşı afet politikalarımızın olup olmaması, eksiklerimiz, hatalarımız ayrı bir konu.  Ama Elazığ’da yaşanan deprem, bize hâlâ insanın insana umudunun bitmediği bir yerde olduğumuzu hatırlattı.  Jandarması, itfaiyesi, sağlıkçısı, vatandaşı, mültecisiyle deprem bölgesine koşanlar, sadece enkaz altındaki insanlara umut olmadı. Bize ekip ruhuyla çalışmanın önemini bir kez daha kanıtlamış oldular.

Doğu ve Güneydoğu’nun tamamı ile Ortadoğu ülkelerinde şiddetli bir şekilde hissedilen 6.8’lik depremle birlikte başta AFAD, Kızılay, AKUT, UMKE ve Jandarma olmak üzere çok sayıda ekip arama-kurtarma çalışmalarına katıldı. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden itfaiyeciler de yardıma koştu. Bütün kurumlar seferber oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve bakanlar Elazığ’da arama-kurtarma çalışmalarını yerinde inceledi.  Daha depremin ilk saatlerinde bölgeye 5 bin 93 personel, 635 araç ve 22 arama köpeği sevk edildi. Toplam 800 STK personeli çalışmalara katıldı. 311 TIR dolusu ihtiyaç malzemesi, bölgeye ulaştırıldı.  Depremde sokakta kalan binlerce insana camiler, oteller, tesisler kapılarını açtı. 

Buna rağmen; her toplumda felaketlerden beslenenler de mutlaka olacaktır, oluyor da. Ancak bir felaketten ‘yardım’ adı altında nemalananlar ya da ırkçılık, mezhepçilik, ayrımcılık yaparak felaketi insanına göre ayrıştıranlar bu dayanışma ruhunu bozabilir mi?   

45 insanımız toprak altından bu dayanışma ruhuyla, milletin seferberliği ile kurtarıldı.

Milliyet, Elâzığ depreminde dondurucu soğukta kendi canlarını hiçe sayarak beton bloklarının altına girip depremzedeleri enkazdan kurtarmaya çalışan, bölgeye yardıma koşan “isimsiz kahramanları” sayfalarına taşırken, tam da bu nedenle manşetini hiç tereddütsüz attı: “Türkiye size minnettar” diyerek.

***

Aynı minnettarlığı, deprem bölgesinde canla başla çalışan sadece Milliyet muhabirleri adına değil, bölgede görevlendirilen bütün meslektaşlarımız adına da hissettik.  Gazeteciler de enkaz başında, onlarca tonluk beton bloklarının altında sıkışan depremzedelere ulaşılmasını haber merkezlerine ulaştırdı. Felaketin tanıkları olarak inanılmaz bir özveriyle çalıştı.

Milliyet muhabir ve foto muhabirleri Çiğdem Yılmaz, Seyfettin Ersöz, Yavuz Özden, Ozan Güzelce deprem bölgesinden geçtikleri haber ve fotoğraflarla depreme karşı herkesin elini taşın altına nasıl koyduğunu belgeledi. 

Deprem stratejisi, eylem planları, bina yönetmeliği ya da kamuoyunu depreme hazırlamak için belediyelerin başlattığı çalışmaların yıllarca takipçisi olan Milliyet, yine uzmanların depremle ilgili tahminlerini, tehlike ve eksikliklere yönelik yerel yönetimlerin dikkatine sunulan projeler başta olmak üzere her türlü bilgiyi okurlarıyla paylaştı.

Toplumu doğrudan ilgilendiren, doğal felaketle ilgili kamuya karşı sorumlu yayıncılık anlayışımızdan asla vazgeçmedik. Bilimsel gerçekliği deforme eden bilim adamlarının uluorta demeçlerine, bilimsel yeterlilikleri olmayan ya da konunun uzmanı olmayan görüşlere daima mesafeli davrandık.

***

Şimdi bir depremin yaraları sarılırken önümüzdeki süreci en iyi şekilde değerlendirmek zorundayız. Depremle yaşamak, depremi anlamak, bu tecrübeyi deprem bilinciyle yeniden inşa etmek zorundayız.

Peki, ne yapabiliriz?

Milliyet olarak sorumlu haberciliğimizin ötesinde sorumlu vatandaşlık bilinciyle de ülkeye katkı sunmaya hazırız. Buna yönelik çeşitli sosyal sorumluluk projelerimizi yakında sizlerle de paylaşacağız. Felaket tellallığı yapmadan, korkuya ve acıya yenilmemeyi öğreneceğiz. S.R Smalley’in dediği gibi; “acısını hissetmediğimiz yaraları da iyileştiremeyiz.” Biz bu acıyı derinden hissediyoruz.

Geçmiş olsun Elâzığ. Geçmiş olsun Türkiye!