Diren çözüm!

İnsan tuhaf varlık. Muazzam bir uyum yeteneği var. Her şeye büyük bir hızla alışıyor. Onu diğer canlılardan ayıran temel özellik de bence bu... Cuma günü Diyarbakır’daki dev, coşkulu kalabalıklara bakarken bunu düşündüm. Binlerce insan, sel olmuş Amed’in göbeğinde, liderleri Öcalan’ın Kürtçe ve Türkçe mektubunu dinliyor. Bunu yazarken bile içimden vay be diyorum, Amed yazmanın bile suç olduğu ülkede doğmamış mıydım ben? Öyle rezil bir zihniyet hakimdi ki bu topraklarda, öyle bir beyinleri gıcır gıcır yıkama mekanizması... 2004’te dönemin belediye başkanı olan Songül Abdil ile röportaja Tunceli’ye gittiğimde insanların ‘Dersim’ demesine bile şaşıp kalmıştım... İlk gidişimdi, bize başka şeyler anlatılmıştı hep. Amed, Dersim, cıs cıs cıs denmişti... Sanki düşman toprakları gibi bir resim çizilmeye çalışılmıştı Türk çocuklarının zihnine. Halbuki ben son derece eğitimli, güzel gençlerin sokaklarda dolaştığı, imkansızlıklara rağmen canlı bir şehir hayatının hüküm sürdüğü bir yer bulmuştum Dersim’de...
Bütün bunlar zihnimden teker teker geçiyor. Bir yandan Diyarbakır’daki nevruzu izliyorum. Yıllar sonra nihayet son zamanlarda adam gibi kutlanan Nevruz’u... Geçen sene çözüm sürecinin ilk bayramıydı. Öcalan’ın tarihi mektubu hala zihinlerde. Öcalan’ın bu sene için yazdığı ikinci mektubun yanı sıra bu kez bir de KCK lideri Cemil Bayık’ın barkovizyondaki görüntülü mesajı da eklenmiş. Gelişmeleri Diyarbakır’da izleyen Hürriyet yazarı Verda Özer şu tespitte bulunmuş yazısında: ‘Bu Nevruz çözüm sürecinin 5. Devrimsel anı oldu. Zira ilk kez PKK’nın kurucularından biri, KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık barkovizyondan halka seslendi... Bu Türkiye tarihinde bir ilk. Ve PKK’nın barış görüşmelerinde muhatap alınmasının çok ötesinde bir gelişme. Zira bu, örgütün dağdan sivil meydana, dolaylı iletişimden direkt iletişime, gizli ve özel görüşmelerden şeffaflığa ve kamuya açıklığa geçtiğinin göstergesi.’
Anlayacağınız bütün provokasyonlara, olanı yokmuş gibi gösterme çabalarına rağmen bu toprakların en can alıcı sorunu ile ilgili çözüm süreci işliyor. Güneydoğu topraklarında Batı’ya inat büyük bir barış havası esiyor...

Mektup ne diyor?

Öcalan’ın mektubunda benim dikkatimi en çok çeken cümlelerden biri şu: ‘En yakıcı şekilde cevap bekleyen şey birbirini tekrarlayan darbelerle mi yoksa tam bir demokrasi ile mi yola devam edeceğiz. Soru budur.’ Bu cümle ne anlama geliyor? Ufukta klasik anlamda bir darbe yokken, olmamışken ve asker nihayet kışlasına tamamen çekilmiş görünüyorken Öcalan neden bahsediyor? Hatırlayalım, İmralı tutanakları Milliyet’te yayınlandığında Öcalan’ın daha şimdiki tartışmalar ufukta yokken devlet içindeki paralel yapılanmadan bahsettiğini görmüştük. Oslo görüşmelerinin sızdırılmasından ve 7 Şubat MİT krizinden cemaati sorumlu tutuyordu Öcalan. Yukarıdaki cümle ile de devletin içindeki paralel yapılanmanın siyasete darbe girişimlerine gönderme yapıyor. Başbakan’ın bu yapı ile mücadelesine destek mesajı veriyor. Öcalan Tayyip Erdoğan’sız çözüm olmayacağını görüyor. Tüm provokasyonlara rağmen kararlılığı bu yüzden.

Doğu -Batı

Yıllarca savaş toprakları olan Güneydoğu binlerce, on binlerce insanın barış ve huzur içinde meydanlarda toplandığı, iki dilde kutlamaların yapıldığı bir coğrafya haline geldi. Sanki Batı ve Doğu yer değiştirdi Türkiye’de. Batı’da giderek artırılmaya çalışılan bir huzursuzluk, Doğu’dan ise yayılan bir barış atmosferi... Bütün çabalara rağmen Gezi’yi kullanarak Türkiye’yi kaosa itmek isteyen birbirinden farklı çevreler Kürtlere nüfuz etmeyi başaramıyorlar.

Twitter

Twitter’a erişimin engellendiği haberinin geldiği an canlı yayındaydım. Çok tuhaf günlerden geçtiğimizi, böyle bir yasağın kabul edilemez olduğunu, son günlerde siyaseti ve Türkiye gündemini birtakım kayıtlarla sosyal medya üzerinden şekillendirmek isteyen karanlık bir güç bulunduğunu, bu gücün seçime kadar birtakım hamleler yapma ihtimaline karşı hamle olarak twitter’ın kapatılmış olabileceğini ve bunun çok yanlış olduğunu anlatan bir açıklama yaptım. Meselenin detaylarına vakıf olduktan sonra söyleyeceğim şudur: 4 kullanıcının kendileri ile ilgili kişilik haklarını zedeleyici içeriğin kaldırılması yönünde ayrı ayrı mahkeme kararlarını şirkete göndermelerine rağmen twitter Almanya ve Fransa gibi Batı ülkelerinde benzer durumlarda yaptığını yapmamış ve o içeriklere müdahalede bulunmamış. Bunun üzerine de TİB anlaşma sağlanana kadar erişimi durdurmuş. Tabii bu maksimalist uygulama hiçbir günahı olmayan milyonlarca twitter kullanıcısının hak ihlali demek. Kabul edilemez!
Sosyal medya üzerinden götürülen siyaset mühendisliği olmasa böyle bir karar alınmazdı muhtemelen. Her gün Başbakan, yakın çevresi ve bakanlarıyla ilgili olduğu iddia edilen ses kayıtlarını paylaşan mevcut yapı, büyük olasılıkla seçime yaklaşırken birtakım yeni manipülatif içerikler yayma peşinde. Ak Parti’ye gelen duyumlar arasında Uludere’den, Muhsin Yazıcıoğlu’na kadar birçok kritik konu ile ilgili senaryolar mevcut. Bunları engellemek için uygulanmayan mahkeme kararları bir gerekçe olmuş olabilir. Tabii twitter’ın Türkiye’deki yargı kararlarına kayıtsız kalması kabul edilebilir değil. Ancak bunu çözmenin yolu siteyi kapamak olamaz. Hem de Nevruz’dan bir gün önce. Zaten Başbakan’a çakmak için kuş vızıltısını bahane edenlere daha iyi bir fırsat verilemezdi. Nevruz’da ortaya çıkan tarihi fotoğraf bundan daha yanlış bir hamle ile heba edilemezdi. Dün Cemil Bayık’ın meydanları selamladığı, Öcalan’ın kararlılık mesajları verdiği o rengarenk görüntüler resmen twitter bahane edilerek medyanın bir kısmında örtülmek istendi. Hükümeti kendi ayağına kurşun sıktığı için hakikaten tebrik etmek lazım!