‘Güvenli bölgede konut yapabiliriz’

Çin’de düzenlenen G20 Zirvesi’nden dönen Cumhurbaşkanı Erdoğan, dönüş yolunda gazetecilere mesajlar verdi. Erdoğan, Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturulması halinde mülteciler için konutlar yapılabileceğini söyledi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan G20 Zirvesi için çıktığı 4 günlük Çin gezisini tamamladı. Hangzou şehrinde yapılan ve dünyanın çok yakından takip ettiği zirvede Putin’le, Obama’yla, Merkel’le, Suudi Prens Bin Selman’la, Tusk’la, Juncker’le önemli görüşmeler gerçekleştiren Erdoğan dönüş yolunda beraberindeki gazetecilere kritik mesajlar verdi. Cumhurbaşkanı dönüş yolunda şunları söyledi: “Türkiye olarak büyümenin G20 ülkeleriyle birlikte tüm dünyaya yayılması ana fikrine, kapsayıcılık konusuna biliyorsunuz Antalya G20 zirvesinde bizler özel bir önem vermiştik. Hangzhou zirvesinde G20 liderleri olarak sürdürülebilir kalkınma için 2030 gündeminin uygulanmasına yönelik de bir eylem planını bugün kabul ettik. Bir sonraki G20 zirvesi 7- 8 Temmuz tarihlerinde Almanya’nın Hamburg eyaletinde olacak. Bizler ilk çeyrekte Türkiye olarak 4.8 büyümeyi yakaladık. Şu anda G20 ülkelerinin hemen hemen büyük bir çoğunluğu daha artıya geçme noktasında bile değil. Çoğu ekside.

‘Güvenli bölgede konut yapabiliriz’

Merkel olumlu

Mülteci sorunu konusunda dünya maalesef iyi bir sınav veremedi ve hâlâ veremiyorlar. Bazı ikili görüşmeler yaptık. Gerek sayın Putin’le gerek sayın Obama’yla, Sayın Merkel’le görüşmeler bunlar arasında. Sayın Merkel’in mülteci sorununa daha olumlu yaklaştığını açıkça söyleyebilirim. Körfez’le bazı görüşmeler yaptığımızı söyledik. Oralardan da alınacak desteklerle, oluşturulacak güvenli bölgede, hatta gerekirse Türkiye’nin güney sınırında mülteciler için yerleşimiyle ilgili adımlar atılabilir. Güneyden kastım, Hatay’dan doğuya doğru uzanan bölge.

178 milyon Avro geldi

Güvenli bölge, G20 Antalya zirvesinde aslında liderlere açtığımız bir konuydu. Prensipte kimse karşı çıkmıyor. Ama o günden bugüne, muhataplarımızın beklenen adımları attıklarını da görmedik. Bunu da üzülerek belirtmek durumundayım. AB Başkanı Tusk, AB Komisyonu Başkanı Juncker’le bir görüşme yaptık. Bize şu ana kadar yaptıkları ödemenin, 178 milyon Avro olduğunu ifade ettiler. Halbuki 3 milyar Avroluk bir ödeme yapma vaadinde bulunmuşlardı. Hatta onun ardından bir 3 milyar Avro daha ödenecekti. Ama dediğim gibi, söz verdikleri 3 milyar Avroyu henüz ödemiş değiller. Kendilerine bunu ödemeleri durumunda, güvenli bölge noktasında da ciddi mesafe kat edebileceğimizi belirttik.

Tek sıkıntılı yer Halep

Cerablus’ta atılan adımlar güneye doğru gidiliyor. Menbic’e doğru, ayrıca El Rai’de de şu anda mesafe alındı. Orada batı ile doğu birleştirilmiş durumda.

Şu anda tek sıkıntılı yer Halep. Halep’teki sıkıntıyla ilgili olarak da gerek Obama gerek Putin ile görüşmelerimizi yaptık. Dışişleri bakanlarımız üçlü olarak görüşmeleri yapacaklar ve inşallah bayram öncesinde orada ateşkesi sağlamayı ümit ediyoruz. Bunu gerçekleştirip, Kızılay vasıtasıyla, giyim, yiyecek, ilaç gibi yardımları, çocuklara oyuncaklarını ulaştırmayı planlıyoruz. Putin, 2-3 gün içinde bu konuda bir çözüme ulaşılabileceğinden söz etti.

Bunlar küresel şebeke

‘Bir musibet bin nasihatten evladır’ derler. Yaşananlardan alınacak dersler var. Biz gereken dersleri çıkarıyoruz, inanıyorum ki her kesim kendince gereken dersleri çıkarıyordur. Ama son zamanlarda, bazılarının yine o eski günlere dönme hasreti içinde olduklarını görmek bizleri üzüyor. ‘KHK’lara karşıyım’ vb. yaklaşımların doğru olmadığını düşünüyoruz. Şu andaki OHAL’in geçmiştekilerle hiçbir ilgisi yok. Eskiden OHAL ilan edildiğinde bakkallar, marketler hemen boşaltılırdı; evlerde stoklar yapılırdı. Şimdi böyle bir şey yok.. Bizler yaşananların ardından, FETÖ denilen bu örgüt konusunda tüm dünyayı uyaracağız. Bunların, 170 ülkede örgütlenmesi var. Küresel bir şebeke bunlar. 15 temmuzda ülkemizde cereyan eden bu vakanın yarın nerelerde cereyan edeceği bilinmez. Buralarda, nasıl 40 yılda Silahlı Kuvvetler, Polis Teşkilatımız, yargı ve bakanlıkları ele geçirme fırsatını buldularsa, ayrı şeyi başka yerlerde de deneyebilirler.

Şehitlerimiz olsa da, son operasyonlarda, Çukurca çevresinde, Aktütün’de, bütün o bölgelerde, Derecik’te onlara da ağır bedeller ödettik. 15 Temmuz sürecinde tutuklamalar da oldu ama netice itibarıyla, ordumuz daha güçlü hale geldi. En azından askerlerimize bir özgüven geldi.”

ABD’ye Menbic teklifi

Cumhurbaşkanı “Suriye’de bir güvenli bölgeyi kendi imkanlarımızla oluşturduk gibi bir durum mu söz konusu?” sorusu üzerine haritadan işaret ederek şunları anlattı:

“Çok kısa sürede Cerablus alındı. DAİŞ, Cerablus’tan çekilmek zorunda bırakıldı. Güney’e doğru inmeye başladılar. Aslında biz Menbic konusunda daha önce Obama’ya bir teklifte bulunmuştuk. Görüşmemizde, ‘Menbic kesinlikle Araplarındır, oraya PYD, YPG falan gelmeyecek’ demişti. Nitekim Menbic’te yaşayan Araplar’ın oranı yüzde 90-95. Ama buna rağmen, oradan PYD’lileri yukarıya çıkarmak istediler. Biz ise kendisine tam aksine tersten gidip yukarıdan inmeyi teklif etmiştik. ‘Bu 2-3 ay sürer’ diyerek teklifimize yanaşmamışlardı.

Rakka’da bir sıkıntı yok

Şimdi Cerablus’u terk etmek zorunda kalan DAİŞ, Bab’a gidiyor. DAİŞ’in tabii en önemli merkezi de Rakka. Obama, özellikle Rakka konusunda beraber bir şeyler yapmak istiyor. Biz de bu noktada bizim açımızdan bir sıkıntı olmayacağını belirttik. Bu arada El Rai’de yine askerimizin lojistik desteğiyle mesafe alınınca, ılımlı muhalifler oradan Doğuya doğru ilerlemeye başladılar. Fırat’la bir köprü vardı. Köprü bizim tasarrufumuzda değildi ama hayati önemi olan, stratejik bir konumu olan köprü de bu süreçte alınmış oldu. Köprü alınınca iş çok daha rahat hale geldi. Şu anda Menbic’le yukarıda tasarruf altında olan yer arasında, 11 kilometre, ondan sonra Menbic’le El Bab arasına baktığımız zaman orası da yaklaşık 36 kilometre filan. Şu anda, orada temkinli bir şekilde bölgeyi kontrol altına almış vaziyetteler.”

Kastettiğim kamp değil

Erdoğan, “Alınan yerlerde mülteciler için bir kamp mı oluşturulacak?” sorusuna “Hayır, benim kastettiğim kamp değil. Ben, güvenli bölgenin oluşturulması halinde, altyapısı da dahil olmak üzere orada mültecilerin pekala yerleşebilecekleri konutlar yapabileceğimizi söylüyorum. Benzer yerleşimlerin, Güneyimizde de söz konusu olabileceğini söylüyorum. Bizim sınırlarımız içerisinde de böyle bir şey düşünülebilir. Mültecilerin içinde çok vasıflı insanlar var. Gerekirse bu tür insanlar için Konut Edindirme Vakfı gibi veya Kimsesizleri Konut Edindirme Vakfı gibi bir vakıf kurulabilir. Dairesinin, evinin bedelini ödeyen, tapusunu alabilir. Ödeyemez ise daire vakıfta kalmış olur.. Bizim tarafta zaten TOKİ’nin satılmamış evleri var. İmkan dahilinde, belki onlardan da yararlanılabilir. Ahıska Türklerine yaptığımız gibi Suriyeli mültecilerin bir kısmına da konut edinme konusunda yardımcı olunabilir” yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı diğer soruları da özetle şöyle yanıtladı:

Ateşkese çalışıyoruz

“Ateşkesin sağlanması, yardımların ulaştırılması için çalışıyoruz. Çin’de Sayın Putin’e gerekenleri söyledik. ‘Şu ateşkesi bir an önce sağlayalım’ dedik. Bundan sonraki süreç biraz da bizim Mevlüt Bey, (Çavuşoğlu) Kery ve Lavrov arasındaki görüşmelere bağlı. Gerekirse Putin’i olsun, Obama’yı olsun, biz de arayacağız kendilerini. Halep’te bayram öncesinde ateşkesin sağlanması, bu insanların huzur içerisinde bayrama girebilmeleri için çalışıyoruz.

Bunu, bölgedeki koalisyon güçleri ile olan hassasiyetler başta olmak üzere bölgesel faktörlere bağlamak daha doğru olur. Acımasız bazı hadiseleri yaşamak, arka arkaya bazı hadiseler, mesela bu Gaziantep’deki kına gecesindeki saldırı, fitilin ateşleyen bir hadise olmuştur. Bu hadisenin istismarını yapan PKK’nın tavrını da unutmayalım. Adeta müşterek yapılmış bir harekat gibi.

Olayın hemen ardından, ‘Bunlar hepsi HDP üyesi’ şeklinde açıklamalar yapıldı. Halbuki, hiç alakası yok. Gittik, kendileriyle tanıştık, görüştük, hastanede ziyaretlerimizi yaptık. Tüm bunlar, deyim yerindeyse fitili ateşledi. Gaziantep’teki saldırının ardından, ‘Daha bekleyemeyiz, adımı atalım’ dedik.

Rakka ve Musul operasyonu

Rakka’da ABD’nin tavrı belirleyici olacak. Neler yapılabileceği, görüşmeler neticesinde netleşecek. Ancak biz artık bölgede var olduğumuzu göstermek durumundayız. Buradan geri adım atma şansımız yok. Benzer riskler Irak için de söz konusu, onu da söyleyeyim. Orada da görüyorsunuz, PKK kendine yer edinmeye çalışıyor. Musul, Musul’un kuzeyinde Telafer, Telafer’de Türkmenler var. Yarın orada ne olacağı belli değil. Türkmenleri orada tamamen bitirmeye kalkabilirler. Bir taraftan Başika kampımız da orada. Aynı şekilde Barzani’nin bizlerle olan münasebeti, ‘Dayanışma içinde olalım, bizi orada yalnız bırakmayın’ gibi yaklaşımları var. Dolayısıyla oraların güvenliği ile ilgili olarak da her şeyi gözden geçirmemiz gerekiyor.

Yarışa girmek istemem

Üzgünüm, üzülüyorum. Çünkü bir Cumhurbaşkanı olarak aslında bu tür karşılıklı bir yarışa girmek istemiyorum. Biliyorsunuz beyefendi (Kemal Kılıçdaroğlu) Yenikapı’ya gelmek istemiyordu. Arkadaşlar devreye girdiler. Ben de kendisine yazılı olarak davetimi gönderdim. Buna rağmen o açıklamayı yaptı. Daha sonra gerek kendi partisinden gerekse dışardan zannediyorum kendisini aradılar. Sayın Başbakan da aradı. Ondan sonra geleceğini bildirdiler. Sayın Bahçeli davetimiz üzerine hiç tereddütsüz Yenikapı’ya geleceğini bildirdi ve geldi.

Orada yapılan konuşmalardan rahatsız olmadık. Konuşmalar da geneli itibariyle toparlayıcı idi. Ardından Adli Yılın açılışı vardı. Adlı Yılın açılışında Barolar Birliği Başkanı bizden ziyaret talebinde bulundu. 6 veya 7 barosu hariç hepsi geldi. Yönetimden arkadaşları ile makama çıktık. Kendileri ile dertleştik. Yanında bir hanım vardı Barolar Birliği’nin üst düzey yöneticilerinden. O dedi ki “Sayın Cumhurbaşkanım bu şeyler bitsin. Bu konuşmaları her zaman yapabilelim. Adli Yıl’da da bunu halledelim’. Ben de kendilerine, ‘Benim açımdan sıkıntı yok. yaparız’ dedim.

Metin Bey arzulu idi

(Teklif onlardan geldi yani?) Tabii tabii. Normalde bir otelin salonunda yapmayı planlamışlar. 500-600 kişilik bir yer. ‘Bizim Kongre Merkezimiz çok daha rahat, inşallah bu sene orda yaparız, çok daha isabetli olur’ dedim. O şekilde ayrılmıştık. Daha sonra bir haber aldık ki, gelmiyorlar. Oylama yapmışlar. Metin Bey arzulu idi. Bir arkadaş daha vardı, o da istekli idi. 2’ ye 8 oylama sonucu ile olumsuz bakmışlar. Tabii arkadan Sayın Kılıçdaroğlu da davete ‘Hayır’ dedi. Fakat yaptığı benzetmeler hiç hoş değildi. ‘Yargının bağımsızlığına ters düşer’ dedi.

Nasıl ters düşüyorsa? Burası partinin genel merkezi değil ki! Biz burayı yaparken bir şeyi düşünerek yaptık. Nedir o? Devletin toplantılarını yapabilecekleri bir yeri yok. Olan da çok çok pahalı. Öyle bir yer olsun ki yabancı misafirler geldiğinde onlar da takdir etsinler. O gün yargı mensupları 1.600 kişi geldiler ve hepsi de çok çok memnun oldular. Sayın Bahçeli de memnun oldu. Biz, ana muhalefetin oraya gelmeyişini anlamakta zorlanıyoruz.

FETÖ’de at izi it izine karıştı

(“FETÖ ile mücadele çerçevesinde ihraç edilenleri kriptoların seçtiği, asıl kriptoların ise halen görevde durduğu” eleştirilerine): Bunu söyleyenler kendilerine göre doğru da söyleyebilirler. Ama şu var ki at izi it izine karışmış vaziyette. ‘Ben bir şey atayım da nasılsa tutar’ diyenler var. Özellikle yazılı ve görsel medya dünyasında bu çok var. Bazen fırsat bulduğumda TV’leri izliyorum. Öyle yorumlar yapıyorlar ki suçladıkları o insanın bu işle hiç alakası yok. Bunlar doğru şeyler değil. Bu tür yanlışlıklardan uzak durmak lazım.

Putin ile samimi görüntü

Yanlış yorumlayanlar olabilir tabii ama doğrusu şu: Bizim aslında hepsiyle muhabbetimiz gayet iyi.. Şu anda Rusya ile olan ilişkilerimizde ekonomik olarak çok daha isabetli adımlar atabileceğimize inanıyorum. Özellikle enerji alanında Enerji Bakanımızla onların enerji kuruluşları geçen hafta yoğun görüşmeler yaptı. Hem bir ara kesintiye uğrayan Akkuyu konusu, hem de Türk Akımı ile ilgili adımlar şu anda hareketlendi. ABD’ye gelince, zaten önümüzde bir BM Genel Kurulu var, ardından bir seçimler var. Orada belirleyici olan, belki de en önemli olan konulardan biri, tabii ki FETÖ meselesidir. Zaten ayın 18’inde BM Genel Kurulu başlıyor, ona gideceğiz. Orada yine bazı görüşmeleri süratlendirerek inşallah sizlerin de lojistik desteğiyle Amerika’daki FETÖ’yü çökertmeniz lazım.

Ya iade et ya gözaltına al

Biden’la, Sayın Obama’yla ayrıntılı konuştuk. Bizim ülkelerimiz arasında suçluların iadesi anlaşması var. İkili anlaşma. Burada aslında çok açık net, o tür birinin gözaltına alınması gerektiğini içeren madde var. 10. madde, mahkeme kararını verene kadar FETO’nun (ABD’de) gözaltında tutulması gerektiğine işaret ediyor. ABD, bu madde karşısında, ‘Mahkeme kararını verene kadar dışarıda kalması gerekiyor’ gibi davranıyor. Bize ikide bir söylenen şey ‘Türkiye’de anti Amerikancılık’ meselesi.

Bu kendiliğinden olmuyor. Vatandaşlarımız, ‘Bizim dostumuz olan ABD bize bunu nasıl yapar? Nasıl onu kendi toprakları içerisinde barındırır? Barındırdığına göre demek ki bize dost değil’ diyor. Anlattım bunu Obama’ya. Yapılması gerekeni de söyledim: ‘Atılması gereken adım, bir an önce bunu ya bize iade ederek gereğini bizim yapmamızı sağlamanız, ya da bunu sizin gözaltına almanız’. Bunu yapın ki millet de en azından bir tavır koydular desin.

En azından sağda da, solda da, yani her iki bölümde de, şu anda Türkiye’ye bir müdahale söz konusu değil. Biz şu anda El Rai’de de rahat çalıştık, Cerablus’ta da rahat çalıştık, çalışıyoruz. BM’de uçuşa yasak bölge gibi bir karara ihtimal vermiyorum.

Vize muafiyeti ve Merkel

Merkel, tutumunu bayağı gözden geçirmiş. Tusk ve Junker’le yaptığımız görüşmede de onların çok daha olumlu noktaya geldiklerini gördüm. Merkel ile Gümrük Birliği ile alakalı konuyu da konuştuk. Merkel, bunun problem olmayacağı kanaatinde. Bu iş, biraz sarksa bile bu yıl içinde biter diye düşünüyorum. Bizim 1996’dan itibaren AB ile Gümrük Birliğimiz var. Hiçbir ülke AB’ye girmeden, Gümrük Birliği’ni kazanamamıştır. Ama Tansu hanımın Başbakanlığı döneminde bize Gümrük Birliği’ni verdiler. Gümrüklerden muafiyet kazandık. Bana göre o, bir kazanımdır, olumsuz değildir. Ancak onun bir süresi vardı, o doldu. Şimdi Gümrük Birliği güncellenecek, böylece yeni bir süreç başlamış olacak. (Alman basının da ‘Erdoğan, Merkel’e diz çöktürdü’ başlıklarının sorulması üzerine) Bizim mülteciler için neler yaptığımız ortada. Onları niye kullanalım ki? Öyle bir tavrımız olsa, 60 bin mülteciyi Edirne’den geri çevirmezdik. Ne benim diz çöktürmeye ihtiyacım var, ne de Merkel’in diz çökmeye. Kendi şansölyeleri hakkında o denli yakışıksız ifadeler kullananlar, aslında kendi kendi seviyesizliklerini gösteriyorlar.

Efkan Bey bizim yol arkadaşımız

MİT olsun, Genelkurmay olsun, devlet yönetiminde insan kolay yetişmiyor. Hele hele öyle makamlar var ki bu makamlar sır makamlarıdır. Buralara adam yetiştirmede ciddi sıkıntılar çekersiniz. Maalesef bazı çevreler gerek asker gerekse MİT noktasında sürekli bu tür meseleleri kaşıyorlar. Ülkemiz hassas bir dönemden geçerken, böyle yapılması doğru bir şey değil.

Bu konuda daha sağlam durmamız lazım.

Efkan Bey benim müsteşarımdı. Milletvekili olmadan bakan yaptığım bir arkadaş. Kabiliyetleri olan bir arkadaşımız. Son hassas dönemdeki gelişmeler sebebi ile Sayın Başbakan’la bir değerlendirme yaptık. Böyle bir şeyin olmasının uygun olacağını söylediği için ‘Madem böyle düşünüyorsunuz, hayırlı olsun’ dedik. Ama Efkan Bey, bizim yol arkadaşımız, dava arkadaşımız. Bundan sonra da kendisinden aynen istifade etmeye devam edeceğiz.

‘Fidan ameliyatı önledi’ iddiası

Az önce söyledim ya, bu da koskoca bir yalan işte. Hiç alakası yok. Ben zaten, ‘Devlet hastanesinde ameliyat olurum’ demiştim. Nitekim o ameliyatımı da Pendik Devlet Hastanesi’nde oldum. Bahsettiğiniz iddianameyi duymadım.”