Korona, değişim ve güvenlik

"Değişim", korona salgınının en popüler kavramı haline geldi. Çünkü salgın, çoğumuzun psikolojisini, önceliklerini, iş yapma biçimini, değerlerini ve kurulu düzeni sarsıyor ve bunda hızla kurtulmak istiyoruz. Nitekim ekonomistler, siyaset bilimciler, uluslararası ilişkiler uzmanları, tarihçiler, eğitimciler, sağlıkçılar, ilahiyatçılar ve hukukçular “değişimin” benzer sorunların önünü alabileceğine dair öngörülerde bulunuyorlar. Cevabı aranan soru hangi ölçekte ve yönde değişimin bize iyi geleceği. Madem değişim her alanın zorunlu istikameti, o halde bu yazı da “güvenlik” alanının değişimine göz atmayı hedefliyor. 

Güvenlik derken, alanın uzmanlarının bireyden ulusa, çevreden sosyal güvenliğe kadar geniş bir alanı kastettiklerini unutmamak gerekiyor. Böyle olunca da korona salgınının muhtemel etkileri için üç konuya odaklanmak faydalı olabilir. 

Birincisi, korona ve benzeri salgınların doğrudan birey ve toplum güvenliğine, dolaylı olarak da güvenliğin diğer alanlarına etkisini düşünmek gerekiyor. Örneğin, kitlesel ölümleri. Bunun neden olacağı sistem, devlet, rejim, toplum güvenliği tartışmaları gibi. Ya da ekonomik güvenliğin çökmesi, kopan üretim ve tedarik zincirlerinin neden olabileceği kıtlık ve açlığın ne gibi sosyal hareketlere yol açabileceği. Dahası, böyle bir süreçte, kamu düzenini sağlayacak sağlıkçı, asker, polis jandarma ve karar alıcıların da salgından zarar gören pozisyonunda olacakları unutulmamalı. Haliyle, bu noktada güvenlik harcamalarının sağlık harcamalarıyla rekabet edeceği ya da iş birliği yapacağı düşünülebilir.

Üzerinde düşülmesi gereken ikinci konu, salgının mevcut “güvenlik” sorunları üzerindeki etkileridir. Devletler arası gerilimler, iç savaşlar, etnik, dini mezhepsel çatışmalar, terörizm, iklim değişikliği, su kıtlığı, göç, yolsuzluk gibi sorunlar devam etmektedir. Korona salgını bu sorunlara mola vermez/veremez. Tam tersine, çarpan etkisi yapar. Örneğin, İran ve ABD korona salgınının iki önde gelen kurbanı olmalarına rağmen, birbirlerine meydan okumaya devam etmekteler. Trump, İran’ın olası bir saldırısına karşı Irak’ta bazı askeri üsleri boşaltmakta, ardından da İran’a tehdit mesajları göndermekte. Yine Libya’da, Suriye’de saldırılar devam ediyor. Salgının yaygınlaştığı bir ortamda, PKK, İran-Türkiye boru hattına canlı bombayla terör saldırısını ertelemiyor. 

Son olarak, korona salgınının orduların, kolluğun ve istihbaratın üzerindeki etkilere odaklanmak gerekiyor. Salgın söz konusu örgütlerin kendi “güvenlikleri”, organizasyon modelleri, iş yapma biçimlerini ve fonksiyonlarını temelden etkileyecek gibi görünmektedir. Gerek orduların gerekse kolluğun işlevini yerine getirmesi, ekip olarak, uyumlu ve bir arada bulunmayı gerektirir. Örneğin, ABD’nin en pahalı ve yeni nükleer uçak gemisi T. Roosevelt korona salgını nedeniyle işlevsiz hale gelmiş görünüyor. Gemide görev yapan 5500 personelin yarısı hastaneye kaldırılmış durumda. Anlaşılan, askerlerin iş yapma modellerinde önemli bir fonksiyona sahip olan manga komutanının “dirsek teması” komutu ile doktorların önerdiği “sosyal mesafeyi” korumaya önerisi çatışıyor. Dahası, ordular henüz “Evden kalarak muharebe et” kuralını uygulayacak teknik aşamada da değiller ve bu onların zaafının olduğunu gösteriyor.

Bütün bunlar bize korona salgının “değişimi” tetikleyeceğini söylüyor. Ancak bu değişim bazılarının düşlediği gibi “rasyonel” ve iyimser olmamız anlamına da gelmiyor. Nitekim 1918-1920 arası 50 milyon insanın ölümüne neden olan İspanyol gribi tarihsel gidişatı ne kadar değiştirdiyse, korona da o kadar değiştirir diye düşünüyorum.