Rusya “bildiğiniz” gibi

Geçen hafta iki Rus yetkilinin, Dışişleri Bakanı Lavrov ile Savunma Bakanı Şoygu’nun Türkiye’yi ziyaret edeceği duyuruldu. Ardından da İran Dışişleri Bakanı Zarif’in de toplantılara iştirak edeceğini öğrendik. Heyetler, mutat hale gelen Suriye ve Libya’yı görüşeceklerdi. Toplantının zamanlaması sürpriz sayılmazdı. Çünkü her iki çatışma sahasında da ilginç ve önemli gelişmeler yaşanıyordu. Ancak son anda yapılan bir açıklamayla, Rus yetkililerin ziyaretlerinin ileri bir tarihe ertelendiğini öğrendik. Aynı açıklamada, bakan yardımcılarının konuları çalışmaya devam edecekleri bildirildi.

Ziyaretin ertelenmesinin ve konunun “Bakan yardımcıları seviyesinde çalışılmaya devam edilmesinin” diplomasi dilinde ne anlama geldiğini emekli Büyükelçi Bozkurt Aran’a sordum. Şöyle açıkladı: Anlaşılan, tarafların Libya ve Suriye konusunda görüş ayrılıkları sürüyor ve oldukça da derin. Fikirler henüz siyasi seviyede bir uzlaşma sağlayabilecek “olgunluğa gelmediği için bu şekilde davranmaktalar” dedi.

Haliyle, erteleme kararı, tıkanıklığın aşılması için “zamana” ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Şimdi taraflar uzlaşmak için yeni fikirlerin peşindeler. Yeni fikirler mevcut tabloyu ya farklı okumakla veya değiştirmekle ortaya çıkar. Nitekim tarafların “zamana” ihtiyaç duymaları da bundandır. Ancak Libya ve Suriye gibi çok taraflı, her cinsten vekilin yer aldığı iç savaşın hüküm sürdüğü ülkelerin vaziyeti düşünülünce, ötelemenin gerçekleştiği “zaman diliminin” hayati riskler taşıdığı da bir gerçek. Bu kaygıyı besleyen ise tarafların kültürü, tecrübeler, sorunların geldiği aşama ve karakteridir.

Rus ve Türk taraflar, tıkanıklığı aşmak, konuyu başka bir seviyede konuşmak için yapmaları gerekenin sahadaki siyasi, askeri görünümü/koşulları/tabloyu değiştirmek, ittifakları genişletmek olduğunu biliyorlar. Üstelik zaman baskısı altındalar. Bugün itibarıyla Türkiye, Libya’da tabloyu değiştirmeyi başaran, İdlib özelinde ise statükoyu savunan pozisyonunda görünüyor.

Ruslar için tablo biraz daha karmaşık ve can sıkıcı. Suriye yeni bir kriz sarmalının eşiğinde ve İdlib sorunu da tıkanmış durumda. Libya’da ise Wagner yeterli performans gösterememiş ve geri adım atmış durumda. ABD’nin 17 Haziran’da yürürlüğe sokacağı “Sezar” yaptırımları, ekonomisi zaten zorda olan Suriye’de çarpan etkisi yaparak Rusya’nın tüm kazanımlarını altüst edebilir, öngörülmeyen maliyetler çıkarabilir. Bunu önlemenin yollarından birinin İdlib’in temizlenmesi, limanları Halep’e bağlayan M-4 karayolunun hızla ticari ulaşıma açılması olduğunu görüyor. Haliyle, Rusya’nın öncelikli hedefi İdlib ve bu aşamada müzakereyle sonuç alamayacağının farkında.

Zaman ilerledikçe Rusya’nın kuvvet kullanmak için harekete geçme ihtimali artıyor. Nitekim Rusya ve Suriye istihbaratı için İdlib’de sıcak bir çatışma ortamı yaratacak bahane üretmek işten bile değil. Libya’da ise, başta NATO üyesi Fransa olmak üzere bazı Avrupalı ülkelerin Rusya’yı arkalamaları “aykırı” bir davranış olarak görülebilir. Bu koşullarda Rusya için cevabı aranan soru, önceliğin Suriye mi, Libya mı, yoksa ikisinin birden mi olacağıdır. Bu kararı şekillendirecek olan ise, Türkiye’nin ittifak kurma çabalarından ne kadar hızlı sonuç alacağıdır.