Nihat Ali Özcan

Nihat Ali Özcan

naozcan@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Yunanistan’la ilişkiler, yine Türk dış politikasının öncelikli konusu haline gelmeye başladı. Sorunlar listesi oldukça uzun. Kıbrıs’tan Doğu Akdeniz’e, Ege’den düzensiz göçe, Libya’dan Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Saha’ya, sınır güvenliğinden FIR hattına kadar geniş bir alanda iki ülke sık sık karşı karşıya gelmeye devam ediyor. Türk ve Yunan yetkililer, kararlılık ifadeleriyle pozisyonlarını savunmaya devam ederken, gerektiğinde güç kullanmaktan geri kalmayacaklarına da dikkat çekiyorlar. Dahası, iki ülke askeri gemileri, savaş uçakları tehlikeli biçimde birbirine yaklaşıyor, kara sınırında itiş kakış yaşanabiliyor.    

Haberin Devamı

Türkiye’yi Yunanistan ile sıcak bir çatışmanın eşiğine getiren son büyük kriz, Öcalan’ın Suriye’den çıkartılması sürecinde yaşananlardı. Yunan istihbaratının Öcalan’ı, önce ülkesinde, ardından da Yunanistan’ın Kenya Büyükelçiliği’nde “misafir etmesi” krizin görünürdeki nedeniydi. “Suçüstü” yakalanan Yunanistan, ABD ve Avrupa Birliği’nin araya girmesi, Türkiye’nin AB’ye üye olacağı “vaadiyle” krizden hafif sıyrıklarla çıkabildi. Ancak büyük bir travma, korku ve trajedi yaşadıkları da bir gerçekti. Krizin sorumluluğu Yunan istihbaratında görevli bir yarbayın üstüne yıkıldı ve iki ülke yakın zamana kadar “dostluk” kulvarında uzunca bir süre yol adı. Gelişmelere bakınca, “iyi günler”in sonuna yaklaşılmış gibi görünüyor.

Yunanistan’ın tutumu yakın geçmişten oldukça farklı. Bir yandan siyasi ittifaklarını genişletirken, bir yandan da diplomatik ilişkilere ve propagandaya hız vermiş durumda. Öte yandan, içinde bulunduğu ekonomik krize ve koronavirüs salgınına rağmen Kıbrıs Rum Kesimi ile beraber askeri kapasitesini artırmaya çabalıyor.

Yunanistan’ın yaklaşımını nasıl değerlendirdiğini Kadir Has Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mustafa Aydın’a sordum. Cevaben, “Korku ve popülizm Yunanistan’ı yanlış bir harekete sevk edebilir. Korkunun gerçek olması gerekmiyor, ancak algı bu yönde” dedi.  Korkunun biden fazla nedeninin olduğu anlaşılıyor. Türkiye’nin Irak, Suriye, Libya’da askeri harekât yapıyor/yapabiliyor, Katar’da Afganistan’da asker bulunduruyor olması. Yine İHA, SİHA’lar başta olmak üzere yerli silah sanayisini geliştirmesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ara sıra Lozan’a atıf yapması, Ayasofya’nın gündeme gelmesi korkunun kaynağı gibi görünüyor.   

Haberin Devamı

Öte yandan, Yunanistan’ın tutumunun gerisinde, sadece korku değil, yanlış “Türkiye değerlendirmesi de” etkili olabilir. Özellikle, TSK’nın 15 Temmuz darbe girişimi sonrası kan kaybettiğini, var olan kuvvetlerinin de Suriye, Irak ve Libya’da meşgul olduğunu, haliyle hızla reaksiyon vermeyeceği öngörülmüş olabilir. Bu çerçevede Yunan karar alıcılar aniden gelişebilecek kısa süreli bir çatışmada avantajlı tarafın kendileri olduğuna, araya girecek “müttefiklerin” çatışmayı kısa tutarak Yunanistan’a “psikolojik üstünlük” sağlayacaklarına da inanmış olabilirler. 

Ancak açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla, Yunanlı siyasetçiler, Fransa ve bazı Arap ülkeleri kendilerini cesaretlendiriyor olsa da, söz konusu “dostlarından” tam emin değiller. Nitekim, AB’nin bunca derdi varken, bir de Türk-Yunan çatışmasını gündemine alamayacağının farkındalar. Bu çerçevede Yunan Başbakanı’nın yıl başında Amerika ziyareti esnasında Trump ile girdiği diyalog oldukça öğreticiydi. Yunanistan Başbakanı Miçotakis, “Eğer egemenliğimiz tehdit edilirse, askeri olarak cevap vereceğiz” deyince, Trump şu soruyu sordu: “Türkiye’ye karşı kaybederseniz ne yapacaksınız?” Anlaşılan, bu yaz Yunanistan geçmiş yıllara göre daha çok gündemimizde olacak.