Ve Nuh’un gemisi kalkıyor

Bağımsız sinemaya yakın bir çizgisi olan Darren Aronofsky, 130 milyon dolarlık stüdyo filmi “Nuh: Büyük Tufan”da imzasını hissettirmeyi başarıyor

En son “Siyah Kuğu / Black Swan”ı (2010) çeken Darren Aronofsky, 130 milyon dolar bütçeli “Nuh: Büyük Tufan / Noah”la kariyerinin bütçe olarak en iddialı işine imza atıyor ve bir stüdyo filmiyle karşımıza çıkıyor. Sonuç İncil’deki Nuh bölümünü günümüzün çevre sorunlarıyla bağlayan, bu bildik hikayeye kişisel dokunuşlar getirebilen, ilgi çekici yönlerin kusurlarından fazla olduğu bir yapım.
Nuh, cezalandırılacak insanların yok olacağı tufandan hayvanları koruyacak bir gemi inşa etmeye başlar. İnsanlar kurtulmak isteyen Tubal-cain önderliğinde gemiye hücum ederken, yaradanın insanların soyunun tükenmesi buyruğunu yerine getirmekte kararlı olan Nuh’a karısı Naameh ve oğulları muhalefet eder.

İlgiyi ayakta tutuyor
Filmde ikili fikirler karşımıza çıkıyor. Masumiyet ve günah, ceza ve merhamet, iyilik ve kötülük ikililerini işleyen Aronofsky, bunların arasındaki sınırların pek de belli olmadığını sık sık vurguluyor. Dini bir film çekmek yerine insanlığın trajedisine odaklanan Aronofsky’nin finalde dünyayı mahveden ve affedilen insanoğlunun şu anda çevreye ve doğaya davranışıyla ilgili eleştirileri ise keskin. Filmin IMAX ve 3D formatının izleyiciye sağladıkları ise görkemli felaket sahneleri ve kaya görünümlü melekler olsa da bu bütçe gösterilerinin filmin temelindeki dramın önüne geçtiği söylenemez. Aronofsky’nin yaradılışı Darwin’in evrim teorisine göz kırpan üslupla anlattığı sahne, koyu Hıristiyanların tepkisini toplayan ancak filmin duruşunu belirleyici bir bölüm. Sonuç olarak dağınık yönleri de olan film kusurlarına rağmen ilgiyi ayakta tutuyor.

“Nuh: Büyük Tufan / Noah”
Yön.: Darren Aronofsky
Oyn.: Russell Crowe (Nuh), Jennifer Connelly (Naameh), Ray Winstone (Tubal-cain), Anthony Hopkins (Methuselah), Emma Watson (Ila), Logan Lerman (Ham), Douglas Booth (Shem)
Sen.: Darren Aronofsky, Ari Handel
Gör.: Matthew Libatique
Müz.: Clint Mansell

Madiba’nın biyografisi

Nelson Mandela’nın otobiyografik kitabı “Long Walk to Freedom”dan Justin Chadwick yönetmenliğinde uyarlanan “Mandela: Özgürlüğe Giden Uzun Yol”da Mandela’yı Idris Elba canlandırıyor. Film, Mandela’nın avukatlık günlerinden ırkçılığa karşı çıkmaya başladığı döneme uzanıyor;
ırk ayrımcılığı sistemine karşı verdiği mücadeleyi ve hapiste geçirdiği 27 yılı konu alıyor. Yani 2013 sonunda hayatını kaybeden Mandela’nın hayatının oldukça uzun bir bölümünü takip ediyor. Aktivist ve lider Mandela’nın konuşmaları ve hayatındaki etkileyicilikten beslenen filmin ilgi çekiciliğini korumada, Idris Elba’nın kendini rolüne adadığı performansının da payı büyük.

Her zevke göre film var

* Meksika filmi “Çocuk Büyütme Rehberi / Instructions not Included”, kısa bir ilişkiden olan bebeğini tek başına büyüten çapkın bir adamın çocuğun annesinin gelmesiyle sarsılan dengesini konu alıyor.
* Çocuklara hitap eden animasyon “Büyüler Evi: Sihirbaz Kedi / The House of Magic”in Türkçe seslendirme kadrosunda Tolga Çevik ve Altan Erkekli’nin de aralarında olduğu isimler var.
* Biray Dalkıran’ın yönettiği “Meleklerin Mucizesi”, Hakan Türkşen, Gaye Gürsel ve Cem Kılıç’ın rol aldığı romantik bir yapım.
* Yücel Yolcu’nun yönettiği “Bırakmak İstiyorum”, terapist Emre Üstünuçar’ın tecrübeleriyle izleyicisine sigarayı bıraktırmayı vaat ediyor.
* Müfit Can Saçıntı’nın yönettiği komedi “Mandıra Filozofu” ve Umut Yüksel imzası taşıyan “Aşk Oyunu” da bu hafta gösterime giriyor.

Aksiyon ve korku sevenler için

Bu hafta gösterime giren iki film, aksiyon ve korku türünün kalbur üstü örnekleri. 2011 yılında Endonezya’dan çıkan aksiyon filmi “Baskın / The Raid”, türün sevenlerine nefes aldırmayıp dövüş sahnelerinin koreografisiyle takdir toplamıştı. Üç yıl sonra aynı ekiple çekilen, yönetmen koltuğunda bir kez daha Gareth Evans’ın oturduğu devam filmi “Baskın 2 / The Raid 2: Berandal”, şiddet ve aksiyona meraklı izleyiciler için. Özenli koreografileriyle dikkat çekiyor ve ilk filmden çok daha kanlı.
Korku türünde ise Cannes’ın 2013 Yönetmenlerin 15 Günü seçkisinde yer alan Jim Mickle’ın yönettiği “Kan Kokusu / We Are What We Are” dikkat çekici bir film. Farklı gelenekleri takip eden, dini açıdan fanatik babaları olan bir ailenin hikayesini anlatıyor. Ailenin yavaş yavaş keşfettiğimiz sırrını söylemeyelim ama “Kan Kokusu”nun din ve ataerkil düzenle ilgili eleştirileri kayda değer. Şiddet ve kanla değil atmosferle korkutan “Kan Kokusu” türünün başarılı bir örneği.