Portakal çiçeğinin izinde

Bugünlerde Adana’nın her köşesi mis gibi portakal çiçeği kokuyor. Adana sizde ne çağrıştırır bilemem ama bende çağrıştırdığı kebap, şalgam ve nar ekşisinden çok ötede şeylerdir.

Adana her şeyden önce binlerce yıllık çok köklü bir tarihe sahip ama ne yazık ki turizm pastasından bir türlü payını alamayan ve bu konuda haksızlığa uğramış bir şehirdir. Genelde Adana havalimanı kullanılır ama şehir organize turlarda pek programlara katılmaz, münferit gezenler de tam hakkını vererek gezmez. Oysa ki Adana ve çevresini tam anlamıyla gezebilmek için nereden baksanız en az üç gün gerekir.

Bir festivaller şehridir Adana. Herkesin aklına ilk olarak “Adana Film Festivali” gelecektir elbette ama daha pek çok festivale ev sahipliği yapar bu şehir.

Portakal çiçeğinin izinde

Rekor denemesi olacak

Özellikle de son yıllarda çok önemli bir etkinlikle, “Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı” ile gündeme geliyor Adana. Daha havalimanına adım attığınız anda portakal çiçeği kokuları sarıyor her yanınızı ve tüm şehirde, her yerde her an bu kokuyu soluyarak dolaşıyorsunuz. Şehirde artık her yerde turunç ağaçları var, her geçen gün yeni fidelerin ekilmesi teşvik ediliyor. Beş gün boyunca çeşitli etkinlikler, dans gösterileri, folklor, jimnastik gösterileri, yürüyüşler, dinletiler, çeşitli konserler, çocuk aktiviteleri, koşular, turnuvalar, sergiler, bisiklet gösterileri ile şehir tam bir karnaval alanına dönüyor. Hatta karnaval etkinlikleri içindeki Gitar Festivali’nde bu yıl karnavalın son gününde bir dünya rekoru denemesi olacak. “Akdeniz Akşamları”nı çalarak dünya rekorunu kırmaya çalışacak gitaristler toplu halde. Açılış ve kapanışta mutlaka Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası’nın da hazır bulunduğu Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı’nın, Uluslararası Sabancı Tiyatro Festivali ile aynı zamana denk gelmesi de başka bir ayrıcalık katıyor hem şehre hem de her iki etkinliğe. Şehrin bu güzel etkinliklerini yapılacaklar listenize eklemenizi öneririm.

Portakal çiçeğinin izinde

Klasik Osmanlı mimarisi

Adana’ya kadar gelmişken yapmadan dönülmeyecek o kadar çok şey var ki. Seyhan Nehri’nin eşlik edeceği gezinizde Adana’nın hemen her yerinden görünen, dıştan Selimiye Camii’ne, içten Sultanahmet Camii’ne benzeyen, klasik Osmanlı mimarisi tarzında yapılmış Adana Sabancı Merkez Camii, Adana’nın bence yüzyıllardır sembolü olan Roma dönemine ait Taş Köprü, Ramazanoğulları Camii olarak da bilinen Ulu Camii ve Medresesi, tarihi Saat Kulesi, Bedesten, Bebekli Kilise, Gön Hanı Kapısı, Yağ Camii, Yeni Camii, Kemeraltı Camii, restore edilerek yeniden açılan ve müthiş bir eser koleksiyonuna sahip Adana Arkeoloji Müzesi mutlaka görülmeli. Seyhan Baraj Gölü’nün de tüm çevresini gezmenizi öneririm.

Portakal çiçeğinin izinde

Vaktiniz varsa mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında Kozan sınırları içinde bulunan Roma döneminde çok önemli bir yerleşim olan Anavarza, Adana’nın 27 km doğusunda tarihi MÖ 7000’li yıllara dayanan Misis antik kenti ile Karataş ve Yumurtalık sahil şeritleri gelir. Karataş’ta Roma ve Osmanlı döneminden kalıntılar ilginçtir. Yumurtalık ise antik çağlarda en önemli liman kentlerinden biri idi ve buradaki kazı çalışmalarında çok ilginç mozaik çalışmaları gün ışığına çıktı.

Trenle ulaşılabiliyor

Bir de meşhur Varda Köprüsü’nü görmeden dönmeyin. Karaisalı ilçesi Hacıkırı (Kıralan) köyünde bulunan ve Alman Köprüsü olarak da bilinen bu köprüye belli zamanlarda trenle de ulaşılabiliyor. Fotoğraf çekmek hatta evlenmek, nikah kıymak için bile gidenler var. Son yıllarda şehrin değişik kesimlerinde çok yoğun tango etkinlikleri gerçekleşiyor. Yeme içme konusunda mekân bolluğuyla herkese uygun bir şey bulmanın çok kolay olduğu bu şehirde geceleri de yapılabilecek çok şey, gidilebilecek çok mekân var. Size düşen şehirde keşfe çıkmak.

Portakal çiçeğinin izinde

Portakal çiçeğinin izinde