Boğaz’ın zarif incisi

Kız Kulesi, yüzyıllar boyunca Boğaz’ın kontrolünde kullanıldı. Anıt eser kabul edilen kule, restorasyon sonrası daha çok ziyaretçi ağırlayacak

İstanbul’un en güzel sembollerindendir Kız Kulesi. Türkiye’nin ve İstanbul’un turistik tanıtımlarında çok büyük rol oynayan bu kule, İstanbul Boğazı’nın bitiş çizgisinde selamlar geleni gideni. Bizans döneminden günümüze farklı işlevler üstlenen kule, Türkçedeki Kız Kulesi adını bir efsaneden alır. Efsaneye göre, kralın birinin güzeller güzeli bir kızı vardır. Kâhinler, krala güzel prensesin bir yılanın sokması sonucu öleceğini söyler. Kral da kızını bu kehanetten korumak için onu, kayalıkların üzerindeki bu minicik kuleye kapatır. “Yılan suyu geçemez kızım da hayatta kalır” diye düşünür. Ama kadere kim karşı gelebilmişti ki kral gelebilsin? Saraydan kuleye sandallarla prenses için sepetler dolusu yiyecek götürülürmüş sürekli. Günün birinde meyve sepetindeki üzüm salkımlarının altına saklanan yılan prensesi sokup ölümüne neden olur.

Avrupa literatüründe ise bu kulenin adı Leander Kulesi olarak geçer. Bu isim de Antik Çağ’daki meşhur “Hero ve Leandros” efsanesinden gelir. Hani aşkı uğruna her gece Boğaz’ı yüzerek geçen ama bir gece fenerin ışığının sönmesiyle yolunu bulamayıp dalgalarla boğuşurken ölen Leandros’un hikâyesi. Ancak bu efsaneye konu olan yer, İstanbul Boğazı değildir. Olayın geçtiği söylenen yer Çanakkale Boğazı’nda antik Sestos ve Abydos kentleri arasındadır. Bizans tarihçisi Niketas Choniates’e bakılırsa 12. yüzyılda İmparator Manuel Komnenos, bu kayalıkların üstüne bir kule yaptırır. Buradan Bizans sarayındaki kulelerden birine kadar uzanan bir zincirle Boğaz’ın girişi kontrol altına alınır.

Boğaz’ın zarif incisi

Bir kuleden çok öte

Boğazın giriş çıkışlarını kontrol etmek amaçlanan, aynı zamanda denizciler için fener vazifesi gören bu kule, günümüze gelene dek kale, gözetleme ve radar istasyonu, karantina istasyonu, emekli denizciler için ev olarak da kullanılır. Kız Kulesi denizin ortasındaki konumu, nem, tuzlanma ve dalgaların yıkıcı etkileri nedeniyle sürekli onarım görmek zorunda kalır. Çoğunun Osmanlı döneminde yapıldığını düşünürsek, Osmanlı mimarlığının inşaat ve üslup özellikleri değiştikçe restorasyonlar da buna uyum gösterir elbette.

Günümüze 18. yüzyıldaki haliyle ulaşmaya çalışan Kız Kulesi, belki hatırlarsınız 1995-2000 yıllarında yapılan restorasyondan sonra restoran olarak kullanılmıştı bir süre. Şehrin en güzel noktalarından görünen Kız Kulesi tüm özelliklerine rağmen en az ziyaret edilen tarihi eseridir. Artık bu kaderi değişecek. Kız Kulesi şimdi yeni bir restorasyon sürecine giriyor. 2022 yılının Nisan ayında bitmesi planlanan çalışmadan sonra anıt eser konumu dışında herhangi başka bir işlev görmeyecek. Yani kamusal alana dönüşecek ve artık isteyen herkes Kız Kulesi’ni gezebilecek. Bu ziyaretlerde Müze Kart da kullanılabilecek. İşin en güzel tarafı, bundan böyle İstanbul’un güzellikleri Kız Kulesi’nden de izlenebilecek. Hatırlayacaksınız Galata Kulesi de benzer bir süreçten geçti. Artık Galata Kulesi’nde restoran yok ve o da yalnızca bir anıt eser olarak ziyaretçilerini ağırlıyor.

Kız Kulesi restorasyon çalışmalarından çok güzel bir iş çıkacağından eminim. Koruma ve restorasyon konusunda Türkiye’nin en önemli isimlerinden Prof. Dr. Zeynep Ahunbay ile yaptığı tüm işleri çok beğendiğim Ağa Han Ödüllü mimar Han Tümertekin danışmanlığında yürüyen proje çok emin ellerde.

Çalışmada Kız Kulesi’nin niteliksiz eklerden ve malzemeden arındırılacağı, günümüze kadar ulaşan özgün bölüm ve elemanlar ile nitelikli eklerin korunacağı, tarihi arşiv kayıtlarında tespit edilen özgün malzemenin kullanılacağı belirtiliyor.

Görünen o ki gelecek yılın baharında bizleri yepyeni İstanbul rotaları bekliyor.

Boğaz’ın zarif incisi