Dünyanın Enerji Ağları

17 Ocak 2021

Dünya’nın kendine özgü bir enerjisi var. İnsan bedenini saran sinir sisteminde akan enerji gibi, dünya yüzeyi altında da negatif ve pozitif radyasyon akımları var. Bunlar, yerin jeolojik yapısının elektriksel girdabından doğuyor ve enerji ağları olarak dünya’yı sarıyor. İşte bu Yeryüzünün Enerji Kanallarına "Ley hattı" deniyor.

Ley kelimesi ”toprağın temizleyici şeritleri” anlamında kullanılmış.

Çeşitli toprak enerjileri var. Bazıları insan sağlığı için iyi, bazıları zararlıdır. Dünya altından akan bu enerji negatif ve pozitif enerji akım hattı olarak ikiye ayrılıyor.

Negatif hatlar “Kara Akım”, Pozitif hatlar ise “Beyaz Akım Hatları” olarak adlandırılıyor.

“Kara akım” Çin geleneğinde Sha adıyla bilinir. Sha yaşamı yok edici ve sağlığı kötü şekilde etkileyici bir özelliğe sahiptir. Çin geleneğine göre bir yerde “yin” veya “yang”ın gereken orandan fazla olması dengesizliğe yol açar. Bu yüzden özellikle eski Çinliler binalarını kurarken bu enerji dengesini bozmamaya çok dikkat ederlerdi.

İnsan katliamının veya diğer üzücü insan trajedilerinin enerjisinin hala güçlü olduğu topraklarda bu enerjiyi biriktirebildiği için akış dengesini bozabiliyor o yerde bir "kara akım hattı" oluşuyor.

Toprağa yerleşen bu enerji negatif yayın yaparak orada bulunan insanları enerji olarak uyarabiliyor. Bu “Kara Akım Hattı” üzerinde oturmak duygu düşünceleri etkileyerek insanları agresif yada hasta yaparak ev ortamını etkileyebiliyor.

Veya güçlü jeopatik strese sahip binaların (hasta bina sendromu) içinde de bulunabilir. Yeraltı su akımları, belirli maden yatakları veya farklı fay hatları gibi çeşitli yeraltı oluşumları, bir insan konutuna zarar verebilecek belirli elektromanyetik alanlar yayar."Pathic" terimi burada hem bir hastalığı hem de hastalığın tedavisini gösterir. Ayrıca, belirli enerjilere karşı hissetme, algılama veya hassas olma yeteneğini de gösteriyor. (telepatik)

Yazının devamı...

Genlerinizi yönetin genç kalın

27 Ekim 2020

Yaşlı bir bedende genç bir bedenin özelliklerini ne kadar fazla taklit edebilirsek bu özellikler ne kadar yüzeysel görünürlerse görünsünler beden o kadar uzun yaşayacaktır.

İkinci olarak genleri içinde bulundukları bedenin gerçekte olduğundan daha genç olduğuna kandırmaya çalışabilirdik. Genç bir bedenin yüzeysel kimyasal özelliklerinin taklidini yaparak geç etki eden zararlı genlerin devreye girmesini önlemek mümkün olabilirdi. (Gen bencildir)

Beyin sürekli bedenin nasıl hissettiğini izliyor, aldığı geribildirimlerle buna uygun kimyasallar üretiyor ve kana salıyor. Böylelikle bu düşünme ve hissetme süreci sonunda bir var oluş haline giriyor.

Dr Kazuo Murakami’nin "Genlerinizi Uyandırın" isimli kitabında der ki;

Mutluluğu yöneten genler; herkesin içinde gizlidir ve sadece devreye alınmayı bekler. Bize düşen görev, onları harekete geçirmek ve yaşantımıza fayda sağlayacak biçimde çalışmalarını sağlamaktır.

Bilindiği kadarıyla; genlerimizin yalnızca %5-10’luk bir bölümü gerçek anlamda çalışmaktadır. Geriye kalanlarının ne yaptığıysa meçhuldür. O halde, nasıl yaparız da genlerimizi mutlu olmamızı sağlayacak biçimde çalıştırırız? Bu sorunun cevabı: Her günü olumlu bir tutum içinde ve dolu dolu yaşamaktır.

O halde genlerinizi harekete geçirin!

“Olumlu” ve “olumsuz” düşünme kavramları bize artık öylesine tanıdık gelmektedir ki; “olumlu düşün” ifadesi gündelik dilimizin adeta bir parçası halini almıştır. Ancak, yaşamda hem iyi hem de kötü şeyler vardır. İşler ters giderken, olumlu bakışı yitirmemek her zaman kolay değildir.

Yazının devamı...

Düşüncenin enerjiye dönüşümü

8 Ekim 2020

Geçenlerde Pembenar için Nazar üzerine yaptığımız bir röportajda “Düşüncenin Enerjiye Dönüşümü” adlı kitaptan bir söz aktarmıştım. Şimdi aynı kitaptan bazı güzel alıntılarımı paylaşmak istiyorum.

Bütün vücudumuzda dolaşan sinir tellerini telefon hatlarına benzetecek olursak beynimizin de muazzam bir telefon santrali olduğunu söyleyebiliriz. Beyin vücudumuzda bulunan bütün sinirleri son derece çapraşık ama aynı derecede de düzenli bir sistem sayesinde birbiri ile temasa geçirir. Beyinde bu işi yapan bir milyonu aşkın kanal bulunmaktadır bunların arasında da on binlerce birleşme noktası vardır.

İşte bu son derece karmaşık gibi görünen şebekede insan aklının alamayacağı kadar büyük bir haberleşme komut alıp verme faaliyeti devam eder gider.

Bedenimizin fonksiyonlarının otomatik olarak yürümesini sağlayan bilinç altıdır. İster uyuyor olalım ister uyanık, irade dışı hayat devam eder gider. Kulağımıza duymasını, gözümüze görmesini, ağzınıza tatmasını, kalbimizi atmasını midemize yemekleri sindirmesini, kanımıza damarlarda dolaşmasını söylemek durumunda olsaydık yaşamak ne kadar zor olurdu değil mi?

Bilinç, bilinçaltına direktifler verir.

Verdiğiniz her emir meydana getirdiğiniz her önerme benimsediğiniz her İnanç, bilinçaltına kayıt edilir.

Bilinçaltı günümüzün modern bilgisayarlarından daha gelişmiş bir hafıza sistemine sahiptir. Teyp gibi kayıt yapar. İşte o zaman her emir, her inanç, her düşünce bilinçaltının hata yapmayan hafıza (bellek) sisteminin ayrılmaz bir parçası olur. Hatta düşünmediğiniz dikkat etmediğiniz şeyler dahi orada depolanır ve gerektiğinde ortaya çıkar.

Kendimize uykumuzun en hafif olduğunu ve garip bir sebepten dolayı her gece saat 4'de uyandığımızda söylesek o harika, gönüllü hizmetçi olan bilinçaltımız, bunu bir emir olarak kabul edip bizi her gece 4'te uyandıracaktır.

Yazının devamı...