Aşı işinde kafa karıştıran noktalar

Türkiye, 11 Aralık’tan beri Çin’den aşı bekliyor. Aşılar, pazartesi sabaha karşı Türkiye’de olacak ama yaklaşık 2 hafta sürecek bir onay süreci var. Aşının etkili olması için de 3-4 hafta arayla iki doz uygulanması lazım. Bu da şubat ortasından önce aşıdan fayda sağlayamacağımızı gösteriyor. Çin’deki özel hastanelerde her isteyene yapılacak kadar çok olan bu aşılar neden 2 hafta gecikti? Aşıların eczanelerde satılacak hale geldiği günün KDV oranlarının belirlenmiş olması aşılamanın başlamadığı gerçeğini değiştirmiyor.

Pfizer-BioNTech aşısı Avrupa Birliği içerisinde de dağıtılmaya başladı. Dozu, ABD’ye 19.5 dolara, AB ülkelerine 18.5 dolardan satıldı. BioNTech CEO’su Uğur Şahin, Türkiye için aşı ayırdıklarını ama görüşmelerin sürdüğünü söylüyor. Eğer Türkiye’nin tercihi maliyete göre şekilleniyorsa, hastalık yüzünden kaybettiğimiz her sağlık emekçisinin yetişme maliyetini de, kapatmaların ekonomiye etkisini de hesaba katmak gerekir. 

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca dün akşam Türkiye’nin aşılama programının ana hatlarını açıkladı. Ana hatları diyorum zira ikinci parti aşı ne zaman gelir, kaç tane gelir, onların hepsi muamma. Normal zamanda bile engellilerin sokağa çıkmakta güçlük yaşadığı bir ülkeyiz biz. Can kaybı olmasın diye aşılama kararı doğru olsa bile, her dakika herkesle temas halinde olan kolluk kuvvetleri öncelikli grupta olabilirdi.

Çin aşılarının, Brezilya’da yürütülen 3. faz çalışma sonuçlarının açıklanması 3. kez ertelendi. Ertelemeyi isteyen de aşıyı üreten Sinovac firması. Neymiş, tüm ülkelerde sonuçlar birlikte açıklanacakmış. Türkiye açıkladı işte, Endonezya, ocak ortasında açıklayacak. Her gün insanlar ölürken “aynı anda açıklama” ertelemesi  aşıya duyulan güveni azalttı durduk yere.

İngiltere ve ABD gibi ülkeler hamilelerin aşılanıp aşılanmayacağını tartışıyor, Danimarka, insanları arayıp, aşınız ayrıldı, şu tarihte yapılacak diye randevuları oluşturuyor. Türkiye’de aşılama nasıl olacak acaba? Aile hekimleri mi aşı yapacak, hastaneler mi, belirsizlik çok fazla. Aşı kuyrukları 3. dalga yaratır diye endişe ediyor insan.

Çin’den gelecek Sinovac aşısı üretim için canlı hücreye yani hammaddeye ihtiyaç duyuyor, mRNA türü dediğimiz aşılar hammadde ihtiyacı olmayan ve daha kolay üretilen aşılar. Türkiye 50 milyon doz aşı alacağını açıklamıştı. Bu da 25 milyon insanın aşılanması anlamına geliyor. 38 milyon nüfuslu Kanada’nın 246 milyon doz aşı anlaşması yapması haksızlık ama 83 milyonluk Türkiye’nin ihtiyacı da 50 milyon dozun yaklaşık 3 katı. Daha önce 18 yaş altı aşılanmayacak denmişti ama koronavirüsün mutasyon geçirdikten sonra özellikle 18 yaş altına daha çok etkilediğine dair bir sürü haber çıkıyor Avrupa’da. Alınan 50 milyon doz sonrası için yol haritamız ne acaba?

Kim ne derse desin, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca aldığı sorumluluğun altından yüzünün akıyla çıktı. Beğenmediğimiz, erken bulduğumuz kararlar oldu ama o kararlarda da ekonomiyi açık tutma etkisini göz ardı edemeyiz. Ancak aşı meselesi Fahrettin Koca için ciddi bir risk barındırıyor. 89 dakika görevini iyi yapan bir kaleci, 90. dakikada hatalı gol yediğinde nasıl kimse geçen 89 dakikaya bakmazsa, aşı temini ve sürecin yönetimi Fahrettin Koca’nın 90. dakikası haline gelebilir.

Tüm ülkelerin işe yaradığı ispatlanan her aşıyı aldığı bir dönemde, Türkiye neden tek kaynağa muhtaç kalıyor, orası da başka muamma...

Siyasette çözemediğimiz denge

Türkiye’de sol oyların yüzde 25 civarında olduğu söylenir.

CHP’nin oyları da bu aralıkta dolaştığı için kimse ötesine bakmaz.

Bülent Ecevit’ten bu yana, CHP’nin, güçlü, sol vaatleri olan, partiye ekstra oy getirebilecek bir genel başkanı olmadı.

Aşı işinde kafa karıştıran noktalar


Bugün Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa edip, parti kursa, barajı geçebilir mi sizce?

Yüzde 25 oy alan CHP’nin adı. Üstelik bu oy dar gelirli değil en yüksek gelirli kesimden geliyor.

Türkiye’nin sosyolojisi değişti diyenler çıkacaktır, sosyolojisi değişen CHP aslında.

AK Parti ekonomi programından şikâyet eden CHP, geçen sene, bütçe görüşmelerinde AK Parti ekonomi politikalarının mimarlarından Abdüllatif Şener’i CHP Grubu adına konuşturdu.

Kemal Kılıçdaroğlu, demokrasi diyor da, delegenin kurultayda parti yönetimine almadığı isimleri başdanışman atıyor.

Türkiye’de, daha iyi yaşam koşulları, gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi temel konularda çözümleri olan ve çözümlerini ev ev vatandaşa anlatacak sosyal demokrat bir anlayışa ihtiyaç var.

Ama ondan da önce, parti içi muhaliflerini yenmekle yetinmeyecek, iktidar olmayı isteyen ve halka güven veren bir lidere ihtiyaç var, Genel Başkan’a değil.

Kişisel verileri böyle mi koruyor sistem?

Bir vatandaş olarak yasal hak aramaya çalışıyorum günlerdir.

Telefon konuşmamı onayımı almadan kaydeden bir kuruluşu yasal mercilere bildirmeye çalışıyorum ama bu ülkenin belediyesinin verdiği adresi, bu ülkenin resmi makamlarına ait KVKK Şikâyet Modülü kabul etmiyor.

Adresi Mernis sisteminden otomatik al diyorum, o da çalışmıyor.

Belediye neden iki harfle biten adres verir, kurulan sistem harflerle biten adresi neden tanımaz?

Elektronik posta adresini, cep telefonunu aldığın vatandaşın dilekçe verme hakkını kullanamaması ne saçma bir durum.
Sistem, yasaları çiğneyenin değil, hakkına tecavüz edilenin yanında olmalı ama dijital bürokrasi kafası buna engel oluyor.