Atan razı, yiyen razı bir füze saldırısı...

USA Today, Irak’ta görev yapan Finlandiya ve Litvanya askerlerinin İran’ın üslerine füze atacağından haberdar olduklarını, “Üssü terk edecek ya da sığınağa gidecek zamanımız vardı” dediklerini yazdı.

CNN’e göre, İran yapacağı saldırıya dair Irak’ı önceden bilgilendirdi, Irak da bu bilgiyi ABD makamlarıyla paylaştı.

Time dergisine bilgi veren üst düzey ABD’li bir kaynağa göre, İran, Avrupa’daki bir büyükelçilik vasıtasıyla Washington’ı saldırıdan önce haberdar etti.
Daha alt seviyedeki 3 ABD’li yetkiliyse, İranlılar, saldırı hazırlığını Amerikan casus uydularının ve elektronik dinleme cihazlarının yakalayacağı şekilde yaptılar.
Boş bir iddia değil bu.

New York Times, saldırıdan önce Beyaz Saray’a yaşananları anlattığı haberinde, bir ara Irak’taki Taci Üssü’ne saldırılacağı istihbaratının geldiğini yazdı.
İran Devrim Muhafızları Ordusu Hava Kuvvetleri Komutanı Emir Ali Hacızade de, “Önce Taci Üssü’nü düşündük, sonra Ayn el Esad’ı vurmaya karar verdik” dedi.

Atan razı, yiyen razı bir füze saldırısı...


Washington Post, vurulan Ayn el Esad Üssü’ndeki askerlerin bir kısmının tahliye edildiğini, bir kısmın da koruyucu kıyafetleriyle birlikte sığınaklara indirildiğini yazdı.

Beyaz Saray’ın, İran destekli Şii milis gücü Kata’ib Hizbullah’ın yüzlerce militanla Ayn el Esad Hava Üssü’ne saldıracağını düşündüğü biliniyor.

Belli ki İran’ın iç kamuoyu nedeniyle bir misillemede bulunmasının şart olduğunu gören ve saatler öncesinden bunun sembolik bir saldırı olacağını fark eden Washington bu havai fişek gösterisi tadındaki saldırıyı kabullenmiş.

Bu olmasa, daha kanlı ve sonuçları daha sert bir süreçle karşılaşacağını fark etmiş

ABD pragmatizmi.

Atan razı, yiyen razı

bir füze saldırısının hikâyesi bu yani...

OKU BAKAYIM TUĞÇE...

Tuğçe Kazaz’ın diktatör zannettiği adam, her biri 4 yıl olmak üzere tam 4 kere Cumhurbaşkanı seçildi.

“Kendi atadığı milletvekilleri seçti, ne olacak?” diyorlar ve diyecekler ya; 1923 seçimine 123, 1927 ve 1931 seçimlerine 28’er, 1935 seçimine de tam 13 milletvekili katılmamıştı.

Siz hiç kendisine oy vermeyecekleri de milletvekili yapan diktatör gördünüz mü?

Tuğçe Kazaz’ın diktatör zannettiği adam, CHP’nin tek parti iktidarına karşı kurdurduğu Serbest Cumhuriyet Fırkası’na kız kardeşini kurucu yaptı.

Adnan Menderes de o partinin İzmir İl Başkanı olarak başladı siyasete, sonra CHP milletvekili oldu.

Dönem, 1922’de İtalya’da Mussolini’nin, 1933’te Almanya’da, Hitler’in iktidara geldiği ve bir daha seçim falan yaptırmadığı dönem.

1933 aynı zamanda İspanya’da faşistlerin iktidara geldiği ve Franco’nun 1936’da diktatör olacağı yolun açıldığı dönem.

Tarih bugünden geçmişe bakarak okunmaz, tarih dönemle değerlendirilir ya...

Tuğçe Kazaz ve türevleri “Aydınlanmacı Despotizm” lafını daha önce duymuş olsalar, Cumhuriyet için mutlaka kullanırlardı.

Cumhuriyet dönemi despotizminden bahsetmek için, Fransız filozoflar Montesquieu ve Voltaire’in, Osmanlı dönemi despotizmine dair Cengiz Han döneminden başlayan tartışmalarını okumak, en azından böyle bir tartışmanın var olduğunu bilmek gerekir.

Sonuç mu, Mustafa Kemal Atatürk’e ve dönemine dair söylediklerinden dolayı Tuğçe Kazaz’a laf çakmak, bir zamanlar din değiştirdiğini falan hatırlatmak kolay.

Oysa Tuğçe Kazaz’a bakıp, özel okullarda bile Mustafa Kemal Atatürk’ü öğretemeyen sistemi düşünmemiz ve sorgulamamız gerek...

‘ŞİRKET’ LAFININ SIRRI...

Prens Harry ve eşi Meghan Markle’ın İngiltere kraliyet ailesindeki görevlerinden çekildiklerini açıklaması tüm dünyada gündem.

Herkesin ne yazdığına baktığı İngiliz gazeteleri, mesela Financial Times, “Kraliyet asileri ortaklıktan ayrılarak ‘şirketin’ canını sıktı” diye yazmış.

Kraliyet ailesi için “şirket” lafını ilk kullanan kişi Prenses Diana olmuştu.

Atan razı, yiyen razı bir füze saldırısı...


Yani şimdi görevlerinden çekilen Prens Harry’nin annesinin sözü bu...

İngiliz kendini beğenmişliği “Amerikalılar Saray’a eş olamıyor gibi” başlıklar da atıyor bu süreçte, Kraliçe Elizabeth’in amcası Kral Edward’ın Amerikalı Bayan Simpson’a aşkı için tahttan feragat ettiğini falan hatırlatıyorlar.

Büyük bir yalandır bu aslında.

Kral Edward, Naziler ve özellikle de Adolf Hitler ile ilişkisi yüzünden tahtı bırakmak zorunda kalmıştır.

Kökenleri Almanya’ya dayanan kraliyet ailesinin 1917’de Windsor soyadını alıp, Alman soyadlarını bıraktığını da unutmamak lazım...