Ateş topu şimdilik sahamıza düşmeyecek

Almanya Dışişleri Bakanı pazar günü Türkiye’ye geldi, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile Antalya’da görüştü.

Türkiye’ye “Size para verelim, Afgan mültecilere de siz bakın” derler mi diyordum, görünen o ki plan başka.

Almanya önderliğindeki Avrupa Birliği, göçü Afganistan’ın komşularında tutmaya niyetli.

Bu amaç doğrultusunda Berlin şimdiden masaya 200 milyon euro koydu bile.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Komiserliği’ne Afganistan’a komşu ülkelere verilmesi için 100 milyon euro, mülteciler için de ayrı bir 100 milyon euro büyüklüğünde paketler hazırlanmış.

Daha önemlisi, Berlin, Afganistan’dan karayoluyla ayrılmaların sağlanması için hem direkt Taliban ile görüşüyor hem de belli ki bu konuda Türkiye’den de yardım talep ediyor.

Alman medyası, Taliban’a karşı savaşta görev alanlar ve ailelerinin oluşturduğu 10 bin kişilik bir listenin Almanya’ya taşınacağından söz ediyor ısrarla.

Bu da Kabil Havalimanı’nın Türkiye tarafından işletilmesini Batı açısından oldukça önemli kılıyor.

Görünen o ki, Avrupa Birliği, Taliban ile karşı karşıya gelmek yerine, kendi kamuoylarının eleştirilerini kesmek adına, küçük bir grup mülteciyi ülkesine alıp, kalanlarını da çevre ülkelere dağıtma planı yapıyor.

Yani ateş topunu şimdilik bizim sahamıza düşürme planı yapılmıyor.

Ateş topu şimdilik sahamıza düşmeyecek

Sanat ihraç eden Türkiye

 

Fotoğrafını gördüğünüz 60 metrelik 30. Yıl Anıtı dün Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te açıldı.

Anıtı Türkiye’den Outdoor Factory firması yaptı ama işin önemli kısmı o değil.

Özbekistan’ın 3 bin yıllık tarihini anlatan bu tasarım Türk sanatçı Sinan Turaman’a ait.

Uygulama aşamasında anıtta kullanılan mermer ve çelik, mimarlar, mühendisler, işçiler hepsi Türkiye’den Taşkent’e taşındı ve 75 gün  bir sürede bu eser ortaya çıktı.

Başkalarının yapamadığını yapmak, sadece bir firmaya değil başka Türk firmalarına da kapıyı sonuna kadar açacaktır.

Taşkent’te Türkiye  adına pozitif gündem maddesi olan iki unsur daha var.

Birincisi Türk dizileri.

Pazartesi sabahı yolda giderken bir bina gördüm, şoföre “Bu ne fabrikası?” diye sordum.

Şoför, TRT’nin Payitaht Abdülhamit dizisindeki paşadan yola çıkarak getirdi pastırmanın adını aklına.

Türkiye’nin bir diğer büyük gücü kesinlikle THY.

Pazar gecesi, ağzına kadar dolu bir uçakla uçtum Taşkent’e, uluslararası bir sempozyum olduğu için çok sayıda yabancı yolcu vardı uçakta.

Zengin ikram bir avantaj ama daha büyük avantaj THY personelinin yolcuya “Anne” gibi yaklaşması.

Uyuya kalan yolcunun üzerini örten kabin görevlisi, uyandığında o yolcunun yüzündeki mutluluğu göremedi, ben gördüm.

Başta, altın, bakır, gümüş olmak üzere çok sayıda yer altı zenginliği olan bir ülke Özbekistan.

Türkiye ile iş yapma iştahları yüksek ve şimdi Türk firmalarının çalışma biçimine duyulan güven, 75 gün öncesine göre kat ve kat fazla.

Yazım kış oldu

Neşet Ertaş’ın “Küstürdün Gönlümü” eserinde geçer, “Baharım güz oldu, yazım kış oldu” sözleri.

Portakal kış meyvesi, şu an en yaygın markette kilogramı 10.95 liradan satılıyor.

Yaz meyveleri:

Şeftali 18.90 lira

Starking elma 11.95 lira

Mürdüm eriği 10.90 lira

Angelica erik 19.50 lira

Siyah incir 34.90 lira

Gerçekten yaz ile kış birbirine girdi, söyleyecek söz kalmadı.

Yeni nesil bambaşka

Son 4-5 yıldır yapmaktan keyif aldığım işlerden bir tanesi, ormana gidip yerdeki kozalakları toplamak.

Kuzineyi yakmak için bulabildiğim en iyi yöntem kurumuş kozalaklar.

Bu sene kızımı da götürdüm her sene gittiğim yere.

İşimizi bitirip dönerken, “Baba çok iyi bir iş yaptık, orman yangını riskini biraz da olsa azalttık” dedi.

Sonra ormanların içinde yangını artıran şeyleri temizlemek gerektiği üzerine bildiklerini sıraladı.

Ertesi gün, yemekten sonra evde arkadaşıyla birlikte dişlerini fırçalamaya gittiler.

“Su ziyan olmasın, aynı anda açalım ve kapatalım” diyerek konuşup, birlikte başlayıp, birlikte tamamladılar işlerini.

Çevre bilinci hepimizden daha gelişmiş bir nesil geliyor.

Garip olan, biz sosyal medyada çevreci mesajlar atıp, eski alışkanlıklarımızı devam ettirirken onlar eyleme de geçiyorlar.

En basiti, bulaşık makinesini doğru kullanma bilinci yetişkinlerden daha fazla çocukların.

Bambaşka bir nesil geliyor, doğaya daha saygılı, en büyük tehlikenin iklim krizi olduğunu bilen çocuklar bunlar.

Yeter ki onlar erişkin oluncaya kadar geri dönülmez noktaya gelmesin dünya.