Bizim toprakların ozanı öldü

Babası Girit doğumlu, işgal yıllarında İzmir’de görev yapan bir devlet memuruydu.

Annesi de Çeşme doğumlu Aspasia Pulaki’ydi. (Dalyan’da duruyor halen o ev)

Anadolu’nun alev alev yandığı bir dönemde başladı bu iki gencin aşkı.

1922’de, İzmir’in dağlarında çiçekler açtığında, küçük bir tekneyle hemen yakınlardaki Sakız Adası’na kaçtı âşıklar.

Mikis Theodorakis 29 Temmuz 1925’te, Çeşme’ye 6, Yunanistan ana karasına yüzlerce kilometre uzakta olan Sakız Adası’nda doğdu. Ama mesafeler değildir onu bizim toprakların ozanı yapan şey...

Nâzım Hikmet, Kuvayı Milliye Destanı’nı İstanbul Cezaevi’nde yazmaya başlamış, Çankırı Cezaevi’nde devam etmiş, Bursa Cezaevi’nde tamamlamıştı.

2012 yılında 3. Yargı Paketi sırasında gördük ki Nâzım Hikmet’in tüm eserleri gibi devletin yasak listesindeymiş Kuvayı Milliye Destanı.

Mikis Theodorakis’in, şarkılarını ıslakla çalanların bile tutuklandığı Albaylar Cuntası dönemini hatırlayınca bizim Mikis Theodorakis, bizim toprakların ozanı oluyor.

***

Yunanistan’ı işgal eden faşist İtalyanların Mikis Theodorakis’i tutuklayıp, işkence etmesi şaşırtıcı değil. Ama 1946’da monarşiye karşı çıktığı için, Yunan polisinin önce “öldü” sanılacak kadar ağır saldırısına maruz kalmış, ardından da Ege’nin ulaşımı en zor adalarından biri İkaria’ya sürdüğü biridir Mikis Theodorakis.

Halikarnas Balıkçısı diye tanıdığımız Cevat  Şakir Kabaağaçlı’yı 1925’te, yazdığı bir hikâye yüzünden önce idama mahkûm edip, ardından Bodrum’a sürgün eden İstiklal Mahkemesi’ni bilince olur mu öyle şey diyemiyor insan.

Ziya Gökalp’i 1900 yılında sekiz seneliğine Diyarbakır’a sürgüne yollayan Osmanlı Devleti ile Aziz Nesin’i 1948 yılında dört ay Bursa’ya sürgüne yollayan aynı gelenek ve anlayıştır biraz da Mikis Theodorakis’i bizim toprakların  ozanı yapan.

***

Sanat ve siyasetin yolu kesiştiğinde şaşıranlar olur zaman zaman.

Albaylar Cuntası devrildikten sonra Atina’nın hemen yakınındaki liman, Pire’den milletvekili seçilmişti Theodorakis.

Bir dönem gönüllü sürgüne giden Halide Edip Adıvar, 1950-54 yılları arasında İzmir’den milletvekili seçilmişti.

Reşad Nuri Güntekin Çanakkale’den, Yahya Kemal Beyatlı Urfa’dan Meclis’e girmişti bir zamanlar.

Faruk Nafız Çamlıbel, Yassıada’da hapsedilen Demokrat Parti milletvekili ve şairdi.

Sanat ya da siyaset... Aslında hangi alanı seçtiğinden çok, güç ile sınavın karşısında ne yaptığınla ilgilenir hayat.

***

Mikis Theodorakis sadece Yunanistan’ı işgal edenler ya da Yunanistan faşizmiyle mücadele etmedi.

Yunanistan’ın halka tepeden bakan, Buzuki’yi küçümseyen sanat çevreleriyle de mücadele etti.

Müziğindeki her Bizans her Ege ezgisi, başka bir mücadelenin izlerini taşıyordu.

Saza dudak büken, Anadolu Rock’ın halkı yakalayan yerini göremeyen, Ahmet Kaya’nın müziğini “arabesk” bulan hakim  anlayışın sanat üzerindeki baskıdır biraz da Mikis Theodorakis’i bizim toprakların ozanı yapan.

***

Bir orkinos bilir mi Türk-Yunan deniz sınırını, bir günde defalarca iki yakanın sularında da yüzebilir.

Bir kırlangıç, yuvasını iki yanına da yapabilir Meriç’in, zerre umru olmaz insan icadı sınırlar.

Bir bulut, yağmurunun birazını İpsala’nın, birazını Dedeağaç’ın topraklarına bırakabilir, kimse hesap soramaz. Hayata sınırlar üzerinden bakanların hoşuna gitmeyebilir ama Mikis Theodorakis Türkiye’nin bestecisidir, Zülfü Livaneli  Yunanistan’ın, haritada Türkiye’nin ya da Yunanistan’ın yerini  bilemeyecek kadar uzakta, Şili’de besteler yapmış, bedelini canıyla ödemiş Victor Jara, hem Yunanistan’a aittir hem Türkiye’ye...

***

1967-1974 Albaylar Cuntası, Kıbrıs Barış Harekâtı başladığında, Türkiye’ye savaş açamadığı için görevden çekilmek zorunda kalmıştı. Erkeklerin saçlarını uzatmasını, The Beatles’ı, Anton Çehov’un tiyatro eserlerini, Sokrates’in cinsel yönelimini yazmayı, yasaklayan, uluslararası ansiklopedilere bile savaş açan bir cuntaydı Albaylar Cuntası. Mikis Theodorakis, müzik olduğu sürece yaşayacak, her sirtaki figüründe bir kez daha hatırlanacak.

Albaylar Cuntası mı? Tüm darbeciler gibi sadece lanetle anılıyorlar...

An’lar...

Her takvimde sadece bir tane 5 Eylül var. İşte değişik yılların 5 Eylül günlerinden akıllarda kalanlar...

Tatlıses ve tabancası

Dostlarına bir mangal partisi vermiş İbrahim Tatlıses. Mangal partisi öncesinde tabancasını çıkarıp nişan aldığı bir de poz vermiş gazetecilere. O zamanın Türkiye’sinde bu durumu normal karşılayanların oranı neyse ki 30 yıl öncesine göre azaldı. Artık böyle bir poz vermeyi aklına getirmiyor kimse.

Bizim toprakların ozanı öldü

Deprem ziyareti 

ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright 17 Ağustos depreminin ardından incelemelerde bulunmak için Türkiye’ye gelmiş. Dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile birlikte böyle fotoğraflanmışlar.

Bizim toprakların ozanı öldü

Tarkan Konya’da

Tarkan’ın Konya’da Mevlana Müzesi’ni ziyareti sırasında çekilmiş bu kare. Bugün olsa tahminen başındaki ters şapkayı tartışıyor olurduk.

Bizim toprakların ozanı öldü

Haftanın fotoğrafı

Takım olmayı becerebilen yanınızı sevdik en çok biz. “En iyi benim” demek yerine, “En iyisi biziz” deme, iddianızı, çabanızı çok sevdik. Üzerinizden başlatılan saçma tartışmaları görmeden gelme becerinizi, Tokyo’da, Olimpiyatlar’da ter dökerken, Bodrum’da, Manavgat’a orman yangılarındaki alevler karşısında ter dökenleri unutmayan yanınızı sevdik.  Futboldaki kulüpler rekabetinin “Milli heyecanı” bile öldürdüğü bir ortamda bize farklılıklarımızı unutturan, ekran başında aynı heyecanı yaşatan yanınızı sevdik. Önce Tokyo Olimpiyatları, ardından Avrupa Şampiyonası. Yaz mevsimi boyunca ülkece başımıza gelen en güzel şey oldunuz siz. Çok teşekkürler Filenin Sultanları...

Bizim toprakların ozanı öldü