Cehenneme giden yol, iyi niyet, lodos

"Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir" cümlesini herkes bilir de Karl Marx'ın cümlesi olduğunu bilen yok denecek kadar azdır.

Pazartesi günü 15 Temmuz Köprüsü'nden gelen bu görüntü hepimizi duygulandırdı ilk başta.

Dün, "Hocaların Hocası" Prof. Dr. Orhan Şen ile konuşurken aklıma Karl Marx'ın sözü geldi.

Hoca, hepimizi duygulandıran görüntünün aslında rüzgâr tüneli tehlikesi yarattığını söyledi ardından ekledi, "Giriş daraldığında rüzgârın hızı artar, bir soba borusunun içerisindeki rüzgârın hızı, dışarıdakinden daha fazladır."
Bulduğumuz her çözüm, bizi duygulandıran her sahnenin ideal olmadığını hatırlamak adına böyle başladım yazıya.
Gelelim, yazının ana konusuna...

Türkiye'de fırtına, rüzgâr hızı ve hortumların görülme sıklığı giderek artıyor.

Pazartesi günü rüzgâr saatte, Beylikdüzü'nde 135 kilometre, Arnavutköy'de 125 kilometre hızla esti.

Beaufort Ölçeği'ne göre rüzgâr saatte 118 kilometreden hızlı estiği zaman yaşanan şey kasırga oluyor.

“Hocam, kasırga mı yaşadık?” diye sordum, Hoca "Tespit edilen hız rüzgâr hamlesi hızıdır. Normalden yüzde 30 daha fazla bir hız kaydedilir ama uzun sürmez" dedi. Yani yaşadığımız kasırga değil ama bilimsel adıyla Tam Fırtına'ydı.
Gelelim ölümlere, sürpriz değil aksine hafif atlattık bile diyebiliriz aslında.

Radyoda ve televizyonda Orhan Hoca'yı onlarca kez konuk ettim son 15 yılda.

Hoca hemen her yayında, küresel iklim değişikliğiyle birlikte çatıların, binaların ve bina kaplama malzemelerinin rüzgâr yükü hesaplamasına dikkat edilmesi gerektiğini anlattı.

Türkiye'de çok kısa bir süre öncesine kadar TS 498 standardı kullanılıyordu ama başka ülkelerde ASCE 7-10 diye bir standart kullanılıyordu. Fırtına sayısı ve fırtınaların şiddetinin arttığı bir dünyada yaşıyoruz, özellikle İstanbul'da çatıların durumunun tekrar elden geçirilmesinde büyük fayda var.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın internet sitesinde "İklim Değişikliği Risk Yönetimi Ulusal Planı" var.

Orada çatılardan tutun da reklam direklerindeki tabelaların ve reklam totemlerinin fırtınalara karşı mutlaka elden geçirilmesi gerektiği yazıyor.

Çoğu kişi hatırlamaz ama 1999'da Bursa'da bir okulda 6 öğrenci kaybetmiş bir ülkeyiz biz fırtınalarda.
1990-2006 döneminde sadece Bursa'da, 43 fırtınada, 46 kişi öldü, 107 kişi yaralandı ve 2 bin 303 kişi sobadan zehirlendi.

Bu işin şakaya gelir yanının olmadığını pazartesi günü umarım anlamışızdır.

Eğitimde ‘fırsat eşitliği’ arayışı

Yedi yıl aradan sonra Ankara’da Milli Eğitim Şûrası toplanıyor bugün.

“Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması “gibi bir arayışı var Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in.

Hedef doğru ama kamuoyunda bu devlet okulları ile özel okullar arasındaki fark olarak anlaşılıyor.

Oysa Türkiye’de Açık Öğretim Ortaokulu ve Açık Öğretim Lisesi’ndeki öğrenci sayısı 1.5 milyonu aştı.
Zamanında okula gidemeyen, okulu terk edenlerin yıllar sonra sisteme açık öğretim üzerinden dönmesi normal ama şu an okulda olması gereken çocukların durumu en büyük fırsat eşitsizliğini oluşturuyor.

Açık öğretimde öğrenim yüzde bir milyon başarılı olsa bile eğitim ister istemez sıfır oluyor. Eşitlik sağlama çabalarında buradan başlamak, sadece özel ile devlet okulu arasındaki farkı değil, Levent’teki devlet okulu ile Sultangazi’deki devlet okulu arasındaki farkı da konuşmak gerekir.

Bir biz dert etmiyoruz, bravo bize!

Aynı markanın aynı ürününün Avrupa’da farklı, Türkiye’de farklı içerikte olması tartışması büyüyor.

Bir hazır dondurma firmasının ürününde süt ve meyvelerin toplam oranı İngiltere’de yüzde 24, Türkiye’de yüzde 1.4 çıkmıştı yıllar önce.

Instagram’daki Gıda Dedektifi hesabı son olarak Knorr ürünlerinde İngiltere ile Türkiye arasında 500 kat fark tespit etti.

İnsanın garibine gideni söyleyeyim, Türkiye’de bu alanda çalışan kimi sivil toplum kuruluşları bile Türkiye’deki gıda kodeksinin Avrupa Birliği ile aynı olduğundan söz etmiş, durumda bir gariplik görmemişti.

AB üyesi ülkeler, Romanya, Macaristan ve Çekya’da siyaset bunun mücadelesini verdi. AB, 64 ürünü inceletti, 20’sinde içerik farklı çıktı ve sonra AB bu çifte standardı ortadan kaldıracak adımlar attı.

Tarım Bakanlığı bu konuda ne düşünüyor acaba?

Anne-baba kutsallığı

Bir kadını hamile bırakmak, bir bebeği karnında taşımak ne baba olmaya yetiyor ne de anne olmaya.

Üç aylık bebeğini öldüresiye döven adam baba olabilir mi sizce?

Daha 14 ay önce, para için, 8 yaşındaki ikiz kızlarının cinsel istismara uğramasına izin veren kadın, anne olabilir mi?

Kelimeleri kutsal hale getirmemek lazım; kutsal olan, gerçek anne ve babaların emeği, sevgisi, ilgisidir.