Kazıkta değişen bir şey yok

Limon yüzde 790.44

Kuru soğan yüzde 309.42

Mandalina yüzde 246.94

Ispanak yüzde 233.42

Havuç yüzde 220.96

Elma yüzde 217.67

Kasım ayında üreticiden alınan fiyat ile marketteki satış fiyatı arasındaki farklar bu yazdıklarım. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin hesaplaması bu çalışma, benim ya da X bir yerin değil.

Marketlerin üreticiden direkt mal alabildiği bir düzende, fire, nakliye, depolama gideri falan ne koyarsanız koyun üzerine, bu kadar büyük bir fark kabul edilemez. Kaldı ki limonda, elmada üzüm kadar, domates kadar fire de olmaz.

Türkiye’de kur, zamlar falan derken karambolde isteyen istediği gibi at oynatmaya devam ediyor. Rekabet Kurumu, Ticaret Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ya bu farka mantıklı bir açıklama getirin ya da bu acımasız düzene karşı vatandaşın yanında olun.

Birilerinin kâr maksimizasyonu sağlama ihtiyacına daha fazla kurban olmayalım, zaten hiç o havada da değiliz.

Asgari ücret, kazanılmış yoksulluk

“Asgari ücret şu olsun”, “Asgari ücret dolara endekslensin”, herkesin dilinde asgari ücret var bu sıralar.

Asgari ücret 1951-1967 yılları arasında illere, 1967’den 1974’e kadar da bölgelere göre belirleniyordu.

Türkiye İşçi Partisi, Meclis’te olduğu dönemde konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götürdü; bölgelere göre asgari ücret uygulaması Anayasa’ya aykırı olduğu için iptal edildi.

1974-1989 arasında asgari ücret sanayi ve tarım sektörü için ayrı ayrı belirlendi.

1989’da bugüne benzer olan yapı oluşturuldu ama 2001’de IMF uygulayıcısı Kemal Derviş’in müdahalesi geldi.

Asgari ücretin tespitinde ülkenin ekonomik durumunun göz önünde bulundurulması şartını koydurdu Derviş.

Niye? Niyesi yok.

İşçi, çalıştığı kurumu batırıp, işsiz kalmayı ister mi? Bir ay 10 bin lira maaş almak yerine, düzenli beş bin lirayı kabul edecek akla ve vicdana sahip değil mi?

O dönem kimse sorgulamadı bu durumu, o günden beri de öğretilmiş yoksulluk yaşıyor asgari ücretliler.

Her zam döneminde enflasyon kadar zam ancak yoksulluğun devamını sağlıyor.

Oysa sendikalar sadece asgari ücret müzakereleri sırasında değil tüm yıl boyu konuşmalı.

Sesini duyuramadığı yerde iktidara da muhalefete de gitmeli, talepleri anlatmalı.

Türkiye’de gelirden alınan vergi toplam vergi gelirlerinin sadece yüzde 27’si.

Geriye kalan yüzde 73 dolaylı vergiden elde ediliyor.

Avrupa Birliği’nde durum tam tersi, vergi gelirlerinin yüzde 65’i gelirden, yüzde 35’i dolaylı vergiden geliyor.

Türkiye’de vergi adaleti sağlanmadan, asgari ücret pazarlığıyla yoksulluğu bitirmenin imkânı yok.

Gelir dağılımındaki eşitsizliği gidermenin, yoksulluğu nispeten ortadan kaldırmanın başka yolu yok.

Bunu yapmak için bir kerelik varlık vergisi koymak da çözüm değil, devletin çok kazanandan her yıl vergi almayı becerecek, yeni ve doğru bir vergi sistemi oluşturması şart.
En azından, Türkiye’den milyonlarca euro kazanan futbolculardan en düşük vergi alan ikinci ülke olmayalım.

Yoksa her aralık ayında kazanılmış yoksulluk konuşmaları yapmanın kimseye faydası yok.

Bir delinin 2 Aralık günlüğü

İstanbul’da trafik polisleri uzun zamandır vergi dairesi gibi çalışıyor. Trafikle ilgilenen yok, varsa yoksa çevirme yapıp, ceza yazıyorlar.

Hal böyle olunca, iş başa düşüyor.

Dev bir kamyon dün sabah tek gidiş tek geliş olan Sarıyer-Bahçeköy yolunu tamamen kapattı.
Şoförü uğraşa uğraşa, yolun iki şeridini de kapatarak manevra yapıp, mal indireceği marketin önüne yanaştı.

Saat sabah 08.10’du ve o trafikte bekleyenler arasında öğrenci servisleri de vardı.
Kamyonun yanından geçerken dağıtımı yapan lojistik firmasının adını aldım, ancak öğlene doğru bölge müdürüne ulaşabildim.

Belli ki onlar müşterinin istediği saatte mal indiriyorlar, özür falan dilediler ama ne gam.
O marketin genel müdürüne ulaşmaya çalıştım ama müşteri hattı numaralarını yazmışlar her yere.

Markasını yazmaktan imtina etmiyorum ama o daracık cadde üzerinde üç market, iki ekmek fırını var, her gün biri zaman hırsızlığı yapıyor utanmadan.

İnsanların insan gibi muamele gördüğü bir şehirde, sistem öğrencilerin okula gittiği saatte böyle bir rezilliğe izin vermez.

İstanbul’da market arabalarını geçtim, iki adımda bir durmak zorunda olan çöp arabaları da trafiğin en civcivli saatinde çöp topluyor.

Sokakta duruma müdahale edecek, vatandaşın şikâyet edebileceği trafik polisi de olmadığı için, tek çare bu tür işletmelerle bireysel olarak mücadele etmek.

Akıllı işi değil biliyorum ama zaman hırsızlarıyla mücadele etmenin de başka yolu yok.

Sepete gel...

TÜİK’in enflasyon sepetinde pinpon topunun varlığını çok konuşmuştuk.

Rusya’nın enflasyon sepetinde “Türkiye’de tatil” maddesi var.

Gerçekçilik konusunda adamlar bizden iyi.