Koronavirüs aşısı, tavuk-kaz denklemi

12 yıldır Muğla, Ortaca’da yaşayan, 65 yaş üzeri Hollandalı bir çift önceki gün koronavirüs aşılarını oldular.

Aşı için herkesin birbirini yediği bir dünyada bu son derece medeni bir hareket.

Türkiye şu anda aşılama işinde nüfusu büyük AB ülkeleri Almanya’dan da, Fransa’dan da iyi durumda.

Türkiye’de 100 kişi başına 7.79 doz aşı erişimi sağlandı. Bu oran Almanya’da 6.05 iken, Fransa’da 5.69.

Tablo şu an için iyi ama aşıya erişim projeksiyonu daha sıkıntılı.

Avrupa Birliği 450 milyon nüfusu için BioNTech/Pfizer ile 600 milyon doz, Sanofi-GSK ile 300 milyon doz, Johnson and Johnson şirketiyle 400 milyon doz, CureVac ile 405 milyon doz, Moderna ile 160 milyon doz aşı anlaşması yaptı.

Yani toplam 1 milyar 805 milyon doz aşı anlaşması yaptılar ve yaz ortasına kadar yüzde 70’lik bir aşılama
hedefi koydular.

Bu hedef bizi de çok yakından alakadar ediyor.

Geçen sene Türkiye’nin turizm gelirleri yüzde 65 azalmıştı.

İngiltere’nin önlemleri gevşetme kararı açıklandığı an, Türkiye’ye tatil rezervasyonları başladı.

Bu yaz geçen seneden daha hareketli geçecek, bu kesin.

Türkiye önce AB’nin seyahat kısıtlamalarından kurtulmalı.

Ardından rakipleri İspanya, İtalya, Yunanistan, Portekiz gibi ülkelerin aşılama oranına ulaşmalı.

Hindistan’ın ürettiği hariç, şu an 6 ayrı aşı kullanılıyor dünyada: İlk sırada 57 ülkenin aldığı BioNTech Pfizer aşısı var.

Türkiye, Japonya’nın kullandığı tek marka olan ve dünya üzerinde beş ülkede kullanılan Sputnik 5 aşısından kaç tane alacak, bu aşı ne zaman gelecek bilmiyoruz. Oxford-AstraZeneca aşısı da 32 ülkede kullanılıyor ama biz daha almadık.

Bir başka Çin firmasının ürettiği Sinopharm aşısı da şu an 9 ülkede kullanılmaya başlandı; biz ondan da
almış değiliz.

Koronavirüs aşıları ucuz değil, doz başı 18 dolar fiyatı olan markalar var.

Türkiye şu ana kadar çok daha ucuza aşı aldı ama maliyet hesabı yaparken turizm pastasındaki milyarlarca doları da düşünmek lazım. Geçen sene 28 milyar dolar kaybettik, bu sene telafi senemiz olabilir.

Turizmden gelecek dolarlara kaz, aşı için ödeyeceğimiz dolarlara tavuk diye bakabiliriz aslında...

Ecevit’e dair üfürmeler

Övgüde ve yergide ölçüsüz olduğumuz için bir süredir garip Ecevit konuşmaları yapılıyor, köşe yazıları yazılıyor.

Mesela “Toprak işleyenin, su kullananın” diyen bir adamın bireysel zenginlik vaat etmemesi şaşırtıcı değildir.

Şaşırtıcı olan, bu sloganın CHP’de belirli grupları rahatsız etmesi ve Atatürk’ün vasiyetini çiğnemek olarak adlandırılmasıdır.

Daha önemlisi şu: CHP Genel Sekreteri olduğunda ilk işi “Smokinli Cumhuriyet Bayramı” kutlamalarını iptal etmek olmuştu.

Seçkinci değil, halkçı biriydi.

90’lı yıllardaki Ecevit’e bakarak çok demokrat olmadığını yazabilmek mümkün ama 12 Mart muhtırasına destek verdiği için İsmet İnönü’ye bayrak açtığını ve Genel Sekreterliği bıraktığını da bilmek gerek.

Çok partili hayata geçtikten sonra CHP’yi Genel Başkan olarak üst üste iki seçimde de birinci parti yapabilen tek isim Bülent   Ecevit oldu.

Ecevit
üzerine yazmak için ABD Başkanı Carter’ın NATO Olağanüstü Zirvesi sırasında Ecevit’e dair söylediklerini bilmek, NATO Zirvesi’nde Yunanistan Başbakanı Karamanlis’e  yaşattığı zorluklara da  bakmak gerekir.

Seksen yıllık bir ömrün son 20 yılına bakarak, bilerek yorum yapmak hata yaptırır insana.

Üstelik, Ecevit’in hatalarını yazacaksanız, ilk madde, FETÖ yapılanmasına sivil toplum örgütü muamelesi yapması olur.

Milli Eğitim Bakanı’na iki soru

1 Türkiye’de gerek devlet gerekse özel okulların bir kısmı TSE standartlarını yerine getirip, “Güvenli okul” belgesi aldı, bir kısmı almadı. Belge almış olsun, olmasın tüm okullar birlikte kapandı, birlikte açıldı. Okullar hem belge için hem de belgede yazan şartlara uymak için bir sürü masraf yaptılar. Niye? Standarda uymamış, bunun için yatırım yapmamış okullardaki öğrencileri daha fazla riske atmanın açıklaması var mı?

2 Lise son sınıflarda ders işlenmez, öğrenciler üniversite sınavına hazırlanırlar. Bu son 20 yıldır böyle. Şimdi 12. sınıfları açmak yerine lise eğitiminin temelini oluşturan 7. sınıfları açmak daha doğru olmaz mıydı?

Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Söz gümüşse, sükût altındır” sözünü soru gümüşse diye algıladığını düşünüyor olsam da sormadan edemedim...