Türkiye’nin takıntılı takipçisi

İspanya Başbakanı Sanchez Ankara’ya geldi, uçak gemisi dâhil anlaşmalar yapıldı ya, Atina’ya dert oldu.

Yunanistan Dışişleri Bakanı hemen İspanyol mevkidaşını aradı.

Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri de İspanya’nın Atina Büyükelçisi’yle temasa geçti.

Her iki telefon konuşmasında da “Aman Ankara ile anlaşmayın” mesajı verildi.

Bu takıntılı hal Dendias’ın tüm görüşmelerine yansımış durumda.

Mesela cuma sabahı Fransa Dışişleri Bakanı’yla görüştü, Türkiye’nin adını vermeden diğer AB üyesi ülkelerin Türkiye’ye silah ambargosu uygulamasını istedi.

Dendias’ın “Türkiye” dememesinin sebebi Almanya’yı açıktan hedef alacak cesaretinin olmaması.

Atina’nın son iki aydır tüm hayali, Berlin’de yeni kurulacak koalisyonun Türkiye ile ilişkileri Merkel gibi yürütmemesi, Ankara’ya karşı Yunanistan’ın yanında yer alması.

Türkiye takıntılı Dışişleri Bakanı Dendias’ın ajandasında şimdi iki çok önemli görüşme var.

Birincisi Papa, 4 Aralık’ta Yunanistan’a gidecek, ardından Midilli’deki mülteci kampını ziyaret edecek.

Geri itme, insanları ölüme terk etme konusunda Papa üzerinden temize çıkmaya çalışacak Atina.

İkincisi de Yunanistan Başbakanı 8 Aralık’ta Rusya’da, Putin ile buluşacak.

Kıbrıs konusunda Yunanistan’a destek veren Rusya’yı Ege için de yanlarına çekmeye çalışacak Başbakan Miçotakis.

Yunan Dışişleri Bakanı’nın bireysel takıntısı çok dert değil, Allah şifa versin der geçeriz ama yapılan anketlerde Yunan halkının en başarılı bakan olarak Dendias’ı seçmiş olması, takıntının bulaşıcı hale geldiğini gösteriyor.

Takıntılı biriyle evladının evlenmesini istemeyecek insanlar Yunanistan’ın kaderini takıntılı bir adama bıraktılar.

Sipariş yağıyor ama...

Türk Lirası’ndaki değer kaybına yönelik senaryo çok.

Bir grup, dolardaki artışın Türkiye’ye yabancı yatırım getireceğini ve ihracata yansıyacağını söylüyor.

Doğru da, Çin’den Avrupa pazarına nakliye ücretlerinin 10-15 kat artmasından beri yurt dışından siparişlerde bir artış var ama beraberinde ciddi bir başka sorunumuz var.

Dün yurt dışına hazır çanta ihraç eden bir arkadaşım aradı, kumaş satın aldığı adam, kur oturuncaya kadar mal satmama kararı almış.

Sipariş var ama kurdaki belirsizlik yüzünden hammadde satışı durmuş halde.

Bu şartlar altında ilk öncelik, kuru düşürmek değil, bir noktada sabit tutmak olmalı.

Ercan Turgut da gitti

Türkiye’de taverna kültürünün zirvede olduğu 1970’lerin başı, 80’lerin ilk yarısıydı.

Bostancı’da Turgay Noyan’a ait Derya Taverna vardı.

Güzin ile Baha’nın, Ercan Turgut’un sahne aldığı, efendiliğin geçer akçe olduğu, çok zengin de olsa, görgüsüze görgüsüz muamelesi yapılan bir yerdi Derya Taverna.

O güzel zamanlardan aklımda kalan figürlerden biriydi Ercan Turgut.

Derya Taverna’yı yaratan Turgay Noyan, daha doğrusu Turgay Abi, aile dostumuz, meslek büyüğüm, deniz yayıncılığının Türkiye’deki babalarından biridir.

O günleri özlüyor musun diye hiç sormadım Turgay Abi’ye ama ben özlüyorum.

İnsanların banka hesaplarına, arabalarına, kollarındaki saatlere, ayaklarındaki marka ayakkabılara göre değil de, karakterlerine göre değerlendirildiği zamanları çok özlüyorum.

Sabriye Hanım’dan geriye kalan

Sabırsızlığından paketin ipini kesip, kâğıdını yırtarak açan 8 yaşındaki çocuğa “Yapma” diye seslendi Sabriye Hanım.

Çocuk öfkeyle sordu, “Kapıcının çocukları bile paketi yırtarak açıyor, biz onlardan fakir miyiz?” diye.

Güldü Sabriye Hanım, sonra mutfak dolabının en alt çekmesini açıp, biriktirdiği ipleri ve kâğıtları gösterdi çocuğa ve ekledi: “Sorun bizim daha zengin olmamız değil, ülkemiz savurganlık yapacak kadar zengin değil” dedi.

Öğretmen bir babanın 1936’da öğretmenliğe başlamış kızıydı Sabriye Hanım.

Hayatımda iz bırakan ilk öğretmenim oldu benim, anneannemdi sonuçta.

Her 24 Kasım’da tüm öğretmenlerim geliyor aklıma, ders kadar hayatı da öğrenmiştim onlardan.

Bugün o tarz öğretmenlerin sayısı çok azaldı, çocukla ailesinden fazla zaman geçiren öğretmene saygıysa hiç kalmadı.

Yaşadığımız her sorunun eğitimle ilişkisini çözmeden daha geçecek bir 24 Kasım’ı daha kutluyoruz.

Geriden gelenlere yer yok diye fiilen sınıfta kalmanın olmadığı, eğitime hiç sıra gelmeyen, öğretimin test çözmeye indirgendiği bir ülkede teselli ikramiyesi bile değil aslında Öğretmenler Günü.