Z kuşağı, Berlin, Paris

Bizim memlekette daha yeni olsa da dünyada son üç yıldır Z kuşağı konuşuluyor.

1997 ile 2012 arasında doğanlardan oluşuyor Z kuşağı, onlara “dijital yerliler” de deniliyor zira öyle bir dünyaya doğdular.

Dünya üzerinde yaşamayı en çok istedikleri şehir Londra ve onların kriterlerine göre Berlin’de yaşamak Paris’te yaşamaktan daha cazip.

Devlet işlerinin dijitalleşmesinden tutun da, e-oyunlardan, şehirlerin sosyal eşitlik ve çevre duyarlılığına bakmak gibi kriterleri var.

Nestpick’in, 110 şehir arasında yaptığı çalışmada, İstanbul 104. sırada çıkmış.

İstanbul’un dijital puanları iyi olmakla birlikte cinsiyet eşitliği, protesto hakkı gibi maddeler sıralamayı geriye götürmüş.

Z kuşağı Türkiye’de neden bu kadar önemli hale geldi diye düşünenler olabilir.

Siyaset için önemli zira bu sene sonunda seçim olsa yaklaşık 7 milyon 900 bin gelecek sene sonunda 9 milyon 150 bin seçmen sayısına ulaşacaklar.

Z kuşağı iş dünyası için önemli zira tüketme alışkanlıkları çok farklı.

Mesela paylaşım ekonomisine inanıyorlar, alışveriş yaparken fiyata ya da markaya değil, üretim aşamasında çevreye verilen zarara göre karar veriyorlar.

Hani Türk erkekleri olarak arabalarımızla çok övünürüz ya, onlar için arabanın görünüşü ya da sahibi olmak değil, hızlı hareket etmek önemli.

Z kuşağı istihdam için önemli zira iş görüşmesini yapan, kararı veren eski kuşaklar en azından, fiziksel ve dijital kelimelerinin harmanlanmasıyla ortaya çıkan “fijital” kelimesinin anlamını bilmek zorundalar.

Türkiye’de Z kuşağı denilince sosyal medyada aktif olan, Youtube’da video seyreden kuşak anlaşılıyor sadece.

Önce bu hatadan vazgeçmemiz gerekiyor, onlar aynı zamanda anne-babaları ekonomik krizlerde işsiz kalmış, küresel ısınmayı doğdukları andan beri duyan, kişiselleştirmeden yana ama aynı zamanda hep iletişim halinde olabilen bir kuşak.

Ve en önemlisi Z Kuşağı, söz gümüşse sükût altındır diye düşünmeyen, fikrini söylemeyi seven bir kuşak...

Nusret’i sevmemek başka

Nusret, Miami’de açtığı restoran için ABD hükümetinin yardım programından iddiaya göre 2 milyon dolar para almış.

Ünlü sinema oyuncusu Robert De Niro da, ortağı olduğu restoran ve otel zinciri için yardım talebinde bulundu.

Farklı kategorilerde yapılan yardımın 28 milyon dolara ulaşma ihtimali var.

Robert De Niro’nun hakkı olan bir yardımı talep ettiği bir dünyada Nusret diye yardım talebinde bulunmasın ki?..

Ünlü olmak için para harcama odaklı olan yanlarından dolayı çok gerçek bulmadığım birisi Nusret ama ABD yönetiminden herkes gibi para almasını eleştirmek de çok saçma.

Aktif hasta sayımız

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı koronavirüs tablosunda ısrarla hep aynı yere bakıyorum.

Yeni hasta, vefat ya da yoğun bakım sayısı değil baktığım yer.

Her akşam toplam hasta sayısıyla iyileşen hasta sayısındaki farkı hesaplayıp, aktif hasta sayısını buluyorum.

Rakam giderek düşüyor, cuma tablosunda aktif hasta sayımız 19 bin 82 kişiydi.

Biraz daha dikkat ve özen göstersek rakam çok daha aşağılara inecek, insan ona üzülüyor en çok.

Az kaldı, şampiyonuz...

Avrupa genelinde insanlar bir gün içerisinde 48 kere akıllı telefonlarını kontrol ediyorlarmış.

Bu ortalama Türkiye’de 78’miş.

Yani her 13 dakikada bir telefonlarımıza bakıyormuşuz.

İngilizler, şu anda her 12 dakikada bir akıllı telefonlarına bakarak en üst sıraya çıkmışlar.

Bu azimle, iki aya kalmaz, şampiyonluğu alırız onlardan.

Daha patlatılacak çok balon, sürülecek çok tarla, öldürülecek çok düşman, atılacak çok gol var nasılsa...

Slogan başka, icraat bambaşka

Hangi partiden olduğu çok fark etmiyor, İstanbul’da ilçe belediyelerinin çoğu, çöpleri trafiğin en civcivli olduğu saatlerde topluyor.

Arkadaş, her seçimde, hepiniz, 7 gün 24 saat hizmet sözü veriyorsunuz ama çöp toplarken trafiğin anasını ağlatıyorsunuz.

Lafa gelince süpersiniz de, icraata gelince durum tam tersi oluyor...