Başkanlık sistemi Türkiye’ye uygun mu?

Başkanlık sistemi tartışması Türkiye’de yeni değil. Turgut Özal da başkanlık sistemi üzerinde durmuştu. Ancak Sayın Özal’ın ya da Sayın Başbakan’ın başkanlık sistemi önerileri mevcut sistemin eleştirisinden hareketle ortaya atıldı. Oysa sistemi Türkiye’nin koşulları açısından incelemek daha doğru bir yaklaşım olabilir.
Başkanlık sisteminin tek başarılı uygulaması ABD’de görülüyor. Bu, ABD’nin kendine özgü koşullarından kaynaklanıyor. Başkanlık sistemini 1787 Anayasası ile gerçekleştiren ABD’nin kurucuları, yönetimi altında yaşadıkları İngiltere’nin sınırlı monarşi sisteminden esinlendiler. Ancak, ABD’de bir soylular sınıfı olmadığı için, kral yerine seçilmiş bir başkan öngördüler. Başka bir deyişle, başkanlık rejimi sınırlı monarşinin cumhuriyete dönüştürülmüş biçimi.
ABD’de başkanlık rejimi hem yürütmeye hem yasamaya duyulan güvensizliğin sonucu. ABD’nin kurucuları, İngiliz parlamentosunun kolonilerle ilgili olarak çıkardığı yasalardan dolayı yasamaya, Kral III. George’un güç kullanarak kolonileri egemenliği altında tutma çabalarından dolayı yürütmeye güvensizlik duyuyorlardı. Bu nedenle, yürütme ve yasamanın birbirlerinden bağımsız olmalarına ve birbirlerini denetlemelerine dayanan bir sistem düşündüler. Sistemin en önemli unsuru ise, hem yasama, hem yürütmeyi denetleyecek olan güçlü ve bağımsız bir yargı idi. ABD’de yargı, demokrasinin, bireysel hak ve özgürlüklerin en büyük güvencesi. Alexis de Tocqueville, “Amerika’da Demokrasi” adli kitabında ABD’de yargının demokrasinin aşırılıklarını düzelttiğini söyler. Bazı yazarlara göre ise, “ABD’de demokrasiyi yargıçlar kurmuşlardır”. Bunlardan da anlaşılacağı gibi, ABD’deki başkanlık sistemi, yeni kurulan bir devlette, her türlü deneyime açık sıfır noktasında, kurucuların mevcut koşullar ve kendi deneyimlerinden esinlenerek kurdukları bir rejim. Oysa Türkiye 90 yıla yakın bir süredir, iyi kötü, parlamenter demokrasiyle yönetiliyor. 90 yılın getirdiği alışkanlıklar, yerleşmiş kurumlar var. Bunları söküp atmak, yerine yenilerini koymak kolay değil. Tüm hukuksal altyapının değiştirilmesi, yeni kurumlar kurulması gerekecek. Böylesine köklü bir değişim sonucunda Türkiye’de demokrasinin daha iyi işleyeceği ise kuşkulu.
Örneğin, parti başkanına değil, seçmene bağlı bir yasama organı kurulabilecek mi? Ya da yürütme ve yasamadan gerçekten bağımsız bir yargı kurulabilecek mi? Türkiye’yi yöneten siyasal iktidarın demokrasi kültürünün bu tür gelişmelere uygun olmadığını uygulamalar gösteriyor. Siyasal iktidar, başkanlık rejiminin gerektirdiği sert kuvvetler ayrılığı bir yana, parlamenter rejimin yumuşak kuvvetler ayrılığına bile ayak uyduramıyor. Tüm gücün kendinde yoğunlaştığı bir kuvvetler birliğine doğru yürüyor.
Başkanlık sistemi, Türk demokrasisi açısından iki yönden risk taşıyor.
Etkili kontrol ve dengeler mekanizmalarının bulunmadığı bir başkanlık sistemi kolaylıkla diktatörlüğe kayabilir. Türk toplumunda ve siyasetinde otoriter eğilimlerin ne denli egemen olduğu göz önünde tutulacak olursa, kontrol ve denge mekanizmalarının etkisiz kalması olasılığı yüksek. AKP’nin başkanlık sistemini ortaya atmasının nedeni, mevcut sistemdeki denetim mekanizmaları yüzünden, sistemin etkili çalışmadığı yolundaki inancı. O zaman, başkanlık rejimindeki çok daha sert denetim mekanizmalarını nasıl kabul edecek?
İkinci risk, Başkan’la Meclis’teki çoğunluğun aynı partiden olmaması durumunda, sistemin tıkanması olasılığı. Türkiye gibi, uzlaşı kültürünün düşük olduğu bir ülkede, bu riski yabana atmamak gerek.
Üzerinde durulması gereken bir husus da, böylesine köklü bir değişikliğin hangi yöntemle gerçekleştirileceği. Seçimlerden sonra iktidara gelecek bir siyasal partinin, toplumsal mutabakat aramadan Türkiye’nin yönetim sistemini kökünden değiştirmesi, mecliste çoğunluğa sahip olsa bile, demokrasi açısından olumlu bir yöntem olarak kabul edilemez. Hele yüzde 10 barajı nedeniyle pek çok seçmenin oyunun Meclis’e yansımadığı göz önünde tutulursa, tek bir parti tarafından gerçekleştirilecek böylesine önemli bir değişikliğin ne denli demokratik meşruiyete sahip olacağı sorusu ortaya çıkar.
Bütün bunlar, bugünkü sistemin işleyişindeki kusurları ortadan kaldıracak reformların daha doğru bir yol olduğunu gösteriyor. Bu reformların neler olabileceğine başka bir yazıda değineceğim.